1. YAZARLAR

  2. Abdülkadir Selvi

  3. PKK'nın kafası karışık
Abdülkadir Selvi

Abdülkadir Selvi

Yazarın Tüm Yazıları >

PKK'nın kafası karışık

A+A-

Birbiri üstüne açıklamalar geliyor PKK yöneticilerinden. Duran Kalkan röportajının mürekkebi kurumadan Murat Karayılan'ın açıklamaları geliyor.

Onları, Özgür Gündem yazarı Veysi Sarısözen'in analizleri takip ediyor. Bu örgüt cephesinde politik sıkışmışlığı gösteriyor.

Başlayan sivil diyalog süreci karşısında paniklemeyi işaret ediyor. Ve daha da önemlisi süreci doğru okuyamamayı ve adını koyamamayı gösteriyor. Başlayan süreçlere hiçbir zaman, "PKK bitiyor, parçalanıyorlar" gibi bir mantıkla bakmadım. Doğru değildi çünkü. Hatta bu tür fırsatçı yaklaşımların, diyalog sürecine zarar verdiğine inandım. Ama bu kez, süreci doğru okuyamamanın getirdiği bir sıkışmışlık çok net bir şekilde gözleniyor.

Leyla Zana'nın açıklamalarının, Başbakan'ın Zana ile görüşerek diyalog sürecine yaptığı güçlü katkının Kandil'den, Özgür Gündem'e, BDP'ye uzanan çizgide ciddi bir sorgulamaya neden olduğu dikkat çekiyor.

Yoksa Başbakan Erdoğan ile Leyla Zana görüşürken, Duran Kalkan'ın, "Askeri çözüm sürecindeyiz" demesiyle birlikte diyalog sürecini kapatıp, Zana'nın defterini dürerlerdi.

Kürt sorunun çözümü konusunda samimi adımlar atan bir Başbakan olarak Erdoğan'ın kredisi ile Zana'nın sahiciliği bir araya gelince, toplumda güçlü bir etki meydana getirdi.

İlk başta, "Her kim Başbakan'dan umutluysa bu saflıktır" diyen Selahattin Demirtaş, daha sonra ise Zana'dan kendilerini de bu sürece dahil etmelerini talep etme durumunda kaldı.

Ancak bu durum dahi üst üste açıklamalar yapma gereği duyan PKK yöneticilerinin içinde bulunduğu durumu izah etmeye yetmiyor.

PKK'da kafa karışıklığı var. Daha doğrusu ne dedikleri anlaşılmıyor. "Ölümler, sivil-siyasi çözüm imkanını ortadan kaldırmaz" denilebilir mi? Bingöl'de 33 erin, Silvan'da 14 evladımızın şehit edilmesi süreci baltalamadı mı? Öcalan Bingöl için, Karayılan Silvan için izahatta bulunmaya çalışmadılar mı?

Neymiş, hükümet siyasi-sivil çözüm imkanını ortadan kaldırmış. Sanki hükümet dedi, git Dağlıca'yı bas, süreci sabote et diye.

Birkaç örnek daha paylaşmak istiyorum. "Hükümet Oslo görüşmelerine son vermiştir." Oslo görüşmelerinin tutanaklarını kim yayınladı? Eğer, Erdoğan gibi kredisi yüksek bir başbakan ve AK Parti gibi güçlü bir hükümet olmasa, Oslo tutanakları bu ülkede hükümeti devirirdi. Türk milletinin, "Akan kan dursun da kiminle görüşürlerse görüşsünler" şeklindeki olgunluğu olmasa, siyaset Oslo masasının altında kalırdı.

Karayılan'da Avni Özgürel'le röportajında Oslo için, "Çözüme çok yaklaşmıştık. Çözüm koşulları olgunlaşmıştı. Özellikle ben bu konuda samimiyetle söylüyorum; ben işin içindeyim. Yani her görüşmeyi, her şeyi harfi harfine, yakından takip ettim" dememiş miydi? Sonra ne oldu? Karayılan, "Bir güç aramıza girdi" diye izah etmişti bunu.

Bir başka nokta. Kürt halkının haklı taleplerini desteklemiş, ancak bugün PKK'ya dönüp silahı bırak diyenlere, "Bırakın PKK'yı siz hükümetin askeri çözümüne karşı koyun" diye karşılık veriyorlar.

Böylesine büyük bir aymazlık olur mu?

Bu kesimler, her türlü yaftayı yeme ve bedel ödeme pahasına yıllarca devlete, askeri çözümün çare olmadığını anlatmış kesimler.

Devlete söyle, ama sıra PKK'ya gelince olmaz.

Karayılan'ın açıklamalarında da bu çelişkiler göze çarpıyor. Hem de daha öncekilerin aksine, bu kez daha fazla.

Avni Özgürel'le röportajında, AK Parti dönemi için 'Devletin söylemi değişti' diyen Karayılan şunları ekliyor: "Bu anlamda çözüm, koşullar biraz daha olgunlaştı diyebiliriz. Bu konuda biz de çabalarımızı daha da ciddileştirdik aslında."

Bugün ne diyor?

"Şimdi AKP'nin yapmak istediği ise Şark Islahat Planı'nın güncelleştirilmesidir. O tarihten bu yana 87 yıl geçmiştir. Şark Islahat Planı'nın amacı Kürt halkını Türkleştirmek ve onu Türk milletinin bir parçası haline getirmektir."

Kürtçe seçmeli dersle, Kürtçe TV yayını ile mi, Üniversitelerde Kürtçe bölümü açarak mı, yoksa Kürtçe propaganda yasağı, cezaevlerinde Kürtçe görüşü ve Kürtçe isim engelini kaldırarak mı yapıyor bu asimilasyonu AK Parti?

Zana'nın çıkışıyla ilgili değerlendirmeler de yapıyor Karayılan. Ama samimi bir sorgulama yapmadığı için pozisyon almakta zorlanıyor.

Bakın Zana'nın çıkışından ne sonuç çıkarmış?

"Onların anladığı tek şey var. Teslim olmak! Şimdi Kürt siyasetine dayattığı şey budur."

Zana ile görüşme mi, Oslo'da masaya oturma mı teslim alma?

Teslim alma ne?

Sonra bir noktaya geliyor Karayılan.

1-Çözümün yeri Meclis'tir.

2-Bölünmeyelim, tek ulus olalım.

3- Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümeti Kürt sorunun çözebilir.

Be ne? Kocaman bir kafa karışıklığı...

SUÇÜSTÜ

Bu köşeyi hiçbir zaman kişisel duyurularım için kullanmadım. Kullanmayacağım. Adını anmaya değmeyecek birisi, yine ismini vermek istemediğim bir internet sitesinde, şahsıma saldırmış.

DPI'nın programlarına davetli olduğumu yazmış. Ayrıca DPI'nın daveti bana gazetemizin santralinden bağlanan sabit telefonla ve gazetemizde ilan ettiğim mail adresi üzerinden yapıldı. Cevaben kişisel cep telefonumdan döndüm. İletişim sorunu yaşanması üzerine, katılmayacağımı bildirdim. Bu tür davetler fikri olan gazetecilere yapılır. Tetikçileri ise atış poligonlarına çağırırlar.

Ama ben bunu yazmadım. Yani açıklanan bir durum değildi.

Bu bir suçüstü durumu? Şimdi soruyorum. Bunu hangi yöntemle öğrendiniz? Yeni Şafak Ankara Temsilciliği'nin santrali mi dinleniyor, yoksa benim kişisel cep telefonum mu? Ayrıca gazetedeki maillerim mi izleniyor?

Bunu, önlerine dosyaları koyan bir birim mi yapıyor, yoksa bunların bir dinleme birimi mi var? Necip Fazıl bu zihniyettekiler için, "Çukur adam" derdi. Çünkü Üstad'a göre, "Alçaklık bile bir seviye ister."

YENİ ŞAFAK

 

YAZIYA YORUM KAT