1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. PKK’nın “Ben Yapmadım”ına Tav Olmak
PKK’nın “Ben Yapmadım”ına Tav Olmak

PKK’nın “Ben Yapmadım”ına Tav Olmak

PKK’nın “ben yapmadım” açıklamasına 25 yıl daha herkes tav gibi. Hoş “Asıl Ermeniler bizi kesti” diyen devlete, “Dersim’de katliam değil reform yaptık” diyen devlete Türklerin kaç yıl tav olduğu düşünüldüğünde yine de şeffaf bir ilişki sayılır bu.

A+A-

Yıldıray OĞUR

1, 3, 11, 12

Bir zamanlar “bebek katili” vardı. Apo kelimesi çok uzun olduğu için olacak, onun adını anmak gerektiğinde kısaca “bebek katili” denirdi. Sonradan bu sıfatların hepsinin bir askerî emirle basına terörle mücadelenin bir parçası olarak bildirildiği ortaya çıktı. Adından bahsedilmeden önce Ermeni uşağı, bebek katili denirse Kürtler PKK’dan soğur, yaptığı eylemler için, “kalleş”, “hain” denirse de kınarlar diye düşünmüşlerdi herhalde.

Hâlbuki böyle aptal işi halkla ilişkiler faaliyetleri yerine, bu devletin yapması gereken Edirne’den Ardahan’a hatta Musul’a Yunanistan’a Kıbrıs’a, bu coğrafyada bir tavuğun bacağı kırılsa olağan şüpheli olarak parmakları üzerine çevirten haklı, kötü şöhretinden kurtulmaktı.

Bu kötü şöhretini bilen, az çok tecrübe etmiş insanlar için devlet birine sürekli bebek katili diyorsa, şüphelenilecek bir durum vardı ortada.

Bebek katili sıfatının Öcalan’ın, PKK’nın önüne yapıştıran olay 20 Haziran 1987’de yaşandı. Türkiye, Mardin’in Ömerli ilçesine bağlı Pınarcık Köyü’nde 16’sı çocuk, altısı kadın 30 sivil köylünün öldürüldüğü bir katliamla sarsıldı. Öldürülenler biri kundaktaki bir bebekti. Onun göbeğinde kurşun deliği olan kanlı fotoğrafı PKK’nın kanlı eylemlerinin sembolü oldu.

O yaz boyunca her akşam TRT haberleri Mardin, Siirt, Hakkâri’de peş peşe yaşanan köy katliamı haberleri ve yerde yatan kadın ve çocuk cesetleriyle açıldı. Türk cephesinde bu katliamlar “terörle mücadele”de her yolu mubahlaştırdı, Kürt cephesinde ise bu köy baskınlarının hep JİTEM’in işi olduğuna inanıldı.

Sadece Kürt cephesinde değil, Türkiye’nin solcuları, liberalleri, Kürt meselesine duyarlı kesimleri bu katliamların devlet tarafından, korucu olmayı reddeden köylere karşı yapıldığına inandı. Hiç Kürtlerin hakları için savaşan PKK, Kürt köylerini basıp, Kürt bebeklerini öldürebilir miydi? Bu ancak devletin başka bir ucuz propagandası olabilirdi.

Bugün hâlâ Kürtlerin ve solcu liberal Türklerin herhalde pek çoğu o katliamları devletin yaptığına inanıyordur.

Tabii yurtdışında dağıtılan 2011 yılında çıkan Murat Karayılan’ın Bir Savaşın Anatomisi kitabını okuyanlar hariç. Çünkü Karayılan PKK’nın savaş tarihini kaleme aldığı kitabında ilk kez bu katliamların PKK tarafından yapıldığını kamuoyu önünde kabul etti ve şöyle dedi:

“Mardin üzerinde hareket eden iki grup birlikte Mardin’den başlayarak Botan’a kadar bazı eylemler yapmışlardı. Fakat bu eylemlerden bazıları yanlış ve halen eleştirdiğimiz eylemler durumundadırlar. Bazı sivil insanların yaşamını yitirdiği eylemler biçiminde gelişmişti. Oysa bu yönlü bir hedef belirleme talimatı yoktu. Bu tamamen grubun içeriye girdikten sonra kendi inisiyatifiyle belirlediği bir çerçeve olmaktaydı. Çetelere yönelim adı altında Pınarlı vb. (Herhalde burada Pınarcık demek istiyor. YO) yerlerde sivil, kadın ve çocuk yaştaki insanların ölümüne yol açan eylemler yapmışlardı. Açık ki hedefte ciddi bir sapma durumu vardı.”

Karayılan, kitapta katliamların sorumluluğunu “dörtlü çete” dediği Hogir kod adlı Cemil Işık, Kör Cemal, Terzi Cemal ve Şemdin Sakık gibi şimdilerin Bahoz Erdalları, Nurettin Sofileri, Duran Kalkanları olan PKK komutanlarının üzerine yıkıyor, bunların örgütten nasıl tasfiye edildiğini de anlatıyor.

Tabii o komutanların bu katliamlardan sonra örgüt tarafından nasıl ödüllendirildiklerini, rütbe aldıklarını, ancak yıllar sonra başka hesaplaşmalar sırasında tasfiye edildiklerinden bahsetmiyor. (Mesela Şemdin Sakık ancak altı yıl sonra.)

Herhalde Karayılan, önceki gün Gaziantep’teki katliamın gerçek hikâyesini de 2037 yılında çıkacak kitabının ikinci cildinde anlatacak.

Daha erken niye anlatsın ki. “Biz yapmadık”tan başka bir şey niye desin ki? Hazır “hesap ver” diye karşısında baskı yapan ne bir siyasi irade, ne insan hakları örgütü ne de Taraf gibi bir gazete var. Hedef kitle devlet ne diyorsa baş sallayan Fikret Bilalar kıvamında “PKK yapmadım diyorsa yapmamıştır”, TAK yapmıştır, olmadı Miki yapmıştır. Seyirci, bu piyesi bin kez sahnelense de ilk kez izliyormuşçasına heyecanla izlemekte...

Yoksa PKK, hayır işleriyle meşgul bir izcilik örgütü olarak sivilleri öldürür mü hiç? Sözkonusu olan özgürlük mücadelesiyle, üç beş bebeğin aramızda lafı mı olur. Musluk tamirinde iki fayans kırılmış gibi. Zaten başkası ne mümkün, 2008’de Diyarbakır’da dershane öğrencilerini öldüren katliamdan sonra şehirden homurtu sesleri yükselince o nankörlere ağızlarının payını nasıl da vermişlerdi.

O saldırıdan sonra HPG’nin resmî internet sitesine konan öfkeli yazıda “Cesetleri hemen olay yerinden kaldırılan birçok askerle beraber ölen gençlerin ailelerinin TC devletinin kirli politikalarına alet olmamaları gerekiyor. Tabii ki Kürdistan’ın başkentinde yaşayan genç öğrencilerin de ölmesi üzücü olmuştur. Bu son olayda askerin ne kadar sivillerin yaşamını tehlikeye attığına bir örnek. Savaş halinde olan bir gücün böyle rahatça halkın yaşadığı mekânlarda sivil otobüslerle dolaşmaları, sivil halk için bir tehlikedir” deniyordu. Aynı siteye yazısı konan başka bir gerilla ise hem ölüp hem de itiraz eden Kürtlere daha da öfkeliydi: “Sen kalk savaş uçaklarınla sivil köyleri yerle bir et, eh birileri de kalkıp Amed de işgal edilmiş Kürdistan’ın başkentinde kendine sefa süren ve insanların kanı üzerinden kendini yaşatanlara, insani tepkisi gösterir.”

Kürt cephesinde Antep Katliamı’na karşı büyük ve korkutucu bir sessizlik var. PKK’nın “ben yapmadım” açıklamasına 25 yıl daha herkes tav gibi. Hoş “Asıl Ermeniler bizi kesti” diyen devlete, “Dersim’de katliam değil reform yaptık” diyen devlete Türklerin kaç yıl tav olduğu düşünüldüğünde yine de şeffaf bir ilişki sayılır bu.

Hem gerilla hem barışsever olmayı başarmış Türk cephesi de sessiz. Herhalde sorun Antepli sivillerin öldürülmesi, belki üzerlerine gaz sıkılsaydı böylece sessizce beklemezlerdi. Kürt vekillere gaz sıkıldığı gün twitter’ı içinde “soykırım, zulüm, Kürtler dağa çıkmasın da ne yapsınlar”la dolduran insan hakları aktivistleri, çok duyarlı demokratlar “PKK yapmamış” diye sessizce sıvışmakta, BDP’nin kırılan camlarından yeni bir Türk faşizmi çıkarıp topu karşı kaleye atmaya çalışmakta...

Ama bu kez bir katliam karşısında hâlâ politik pozisyon belirlemenin derdine düşmüş insanlıklarının düştüğü bu ofsaydı öyle kendini yere bırakma numaraları örtemiyor.

Antep’te çocukların arasında patlayan, yıllardır yardım diye dağa kutu kutu gönderdiğiniz şiddete meşruiyet paketleri çünkü.

“Kürtler haysiyetleri için mücadele veriyor” diyenlerin büyük muhaliflikleri, insanlıkları, mertlikleri, köşelerde yıldırımlar yaratan vicdanları, “kimsenin haysiyeti küçük bir kızın hayatından daha değerli değildir” demeye yetmiyor. “Kimsenin kültürü, dili, ırkı küçük çocukları patlatmaya değmez” demek politik olarak hâlâ hiç doğru değil.

Ama unutmayın. Bu ülke hâlâ 100 yıl önce, 70 yıl önce işlediği korkunç katliamların hesabını veriyor, öldürdüğü çocukların vebalini üzerinde taşıyor, taşıyacak da. Yaşayıp göreceksiniz. Yarın bir özerkliğiniz, demokratik ulusunuz, devletiniz olursa rahata ereriz diye düşünmeyin, o bebeklerin hayaletleri peşinizi bırakmayacak. 1, 3, 11, 12. Antep’te öldürülen çocukların yaşları. O rakamları gördüğünüz her gün hatırlayacaksınız ve utanacaksınız... En çok da bütün bunlar olurken üzerinize çöken pragmatik sessizlikten...

yildirayogur@gmail.com

TARAF

HABERE YORUM KAT

2 Yorum