PKK’daki kırılma

05.11.2010 17:35

Yasemin Çongar

Bir nevi turnusoldür değişim... Tıpkı kuzukulağından elde edilen o sihirli boya gibi, değişim de, mevcut düzenin hücrelerine nüfuz etmeye başladığında, kimin mayasının “asitli”, kimin “baz”ının sağlam olduğunun anlaşılması yakındır artık. Düzenin sürüp gitmesini isteyenler, ne kadar çabalasalar da, değişmeye başlamış bir düzende uzun süre saklayamazlar kendilerini; foyaları er geç ortaya çıkar. Değişime direnmenin patolojisidir bu. Statükocular için mahremiyet imkânsız, mağlubiyet ise kaçınılmazdır.

Hayır, CHP’den değil, PKK’dan söz ediyorum. CHP’deki değişimin gerçek dinamiklere dayandığından pek emin değilim zira. Ben daha ziyade, partinin, parti dışında alınan bir kararla yeniden yapılandırılması süreci olarak görüyorum yaşananları... Ve “turnusol” işlevine sahip hakiki bir değişim, bir gün CHP’ye sirayet ederse eğer, şu anda iki ayrı cephedeymiş gibi görünenlerin birçoğunun, mesela bir Önder Sav’la bir Süheyl Batum’un, aynı “asidik” sonucu verip, aynı kırmızıya dönüşeceklerinden pek kuşkum yok.

PKK’da ise daha farklı, daha gerçek bir değişim yaşanıyor bence. Örgüt, tarihindeki ilk iç isyanı değil ama bugüne kadarki en büyük ve muhtemel sonuçları açısından belki de en ciddi kırılmayı yaşıyor.

Bu kırılmaya neden olan şey, salı günü bu sütunda “Apo’nun nitelikli mesajları” başlıklı yazımda da anlatmaya çalıştığım “değişim” olgusu...

Abdullah Öcalan’ın İmralı’da “devlet” ile görüşmesi ertesinde verdiği mesajlar ile Kandil’de Murat Karayılan’ın temsil ettiği çizginin kaleme aldığı KCK açıklaması, bu değişim olgusunu teyit eden kararları duyurmanın yanı sıra, değişimin kalıcılaşmasını sağlamaya yönelik bir niyet beyanı olarak da okunabilir.

PKK’nın, 2011 seçimlerine kadar eylemsizlik kararı alması ve örgüte bağlı unsurların bu karara tam bir itaat göstereceğini ilan etmesi; dahası, zamanlama ya da kapsam itibariyle imkânsız koşullar öne sürmeksizin, “tek devlet” fikrine bağlılık ön kabulüne dayanan bir barış sürecine ehemmiyet verdiğini ve güven duyduğunu açıklaması, örgütün bakışında, niyetinde ve yönteminde önemli ve bence fevkalade olumlu yönde bir değişimi yansıtıyor.

Bu değişimde, uluslararası dengeler, gerilla savaşının iç dinamikleri, memleketin siyasi ortamındaki nispi rahatlama ama her şeyden önce de, Türk’üyle Kürt’üyle bu topraklarda yaşayan insanların “barış” özleminin giderek bir talebe dönüşmesi etkili oldu. Değişim, devleti etkileyip rüzgârına katmaya başladığı gibi, örgütü de etkiledi, içine çekti, çekiyor.

Ve dünyanın neresinde olursa olsun, bu tip savaşların son aşamasına gelindiğinde yani zaman artık “barış zamanı” olup, değişen dinamikler bunu mümkün kılmaya başladığında yaşanan şey, bizde de yaşanıyor.

Tıpkı “Hayırlı Cuma Anlaşması”nı içine sindiremeyip, İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu’ndan (IRA) koparak Hakiki IRA’yı (RIRA) kuran ve anlaşmadan üç ay sonra Omagh’da, yirmi dokuz kişiyi öldürüp yüzlercesini yaralayan o meşum saldırıyı düzenleyen barış karşıtı o terörist grup gibi, şimdi PKK’nın içinden de değişimin ve barışın karşıtları çıkıyor. Örgüt, bizim gördüğümüz kısmı, muhtemelen aslının zayıf bir aksinden ibaret olan, kökleri tahminimizden daha derin, şiddeti hissettiğimizden de büyük olan bir kırılmayla, kendi içinde ayrışıyor.

Apo’nun ve KCK’nın uzun süreli eylemsizlik ilanından iki gün sonra, Taksim’deki saldırıyı üstlenen TAK, nam-ı diğer “Kürdistan Özgürlük Şahinleri,” lakabına ister “derin” ister “yavru” deyin, PKK’dan ayrı, PKK’dan bağımsız bir örgüt değil. Ya da düne kadar değildi...

Ancak dün, TAK adına yapılan beyanat ile hemen sonrasında KCK’dan gelen açıklamaya bakarsanız göreceğiniz gibi, bugün “TAK,” kendi kuruluş amacının ve varlık misyonunun ötesine geçerek Apo’dan ve KCK liderliğinden bir nevi bağımsızlığını ilan etmiştir. Esasen TAK, PKK içinde, PKK’nın yönetimine ve tabanına rağmen, değişime direnenlerin yeni adı olmuştur.

Apo, “silahlar susacak” diyor; KCK, “eylemsizlik kararına tam olarak uyulacak” diye teyit ediyor... PKK içinde, “biz TAK’ız” diyen birileri ise çıkıp, tam da 31 ekim pazar günü, İmralı’da ve Kandil’de bu açıklamaların sebeb-i hikmeti olan görüşmeler yapılırken, Taksim’de bir intihar eylemi düzenliyor. Aradan iki gün geçiyor; KCK’nın “Bu eylemle bizim ve bize bağlı kimsenin alakası yoktur” demesinden ama intihar bombacısının “Kandil’den mezun” olduğunun da kanıtlanmasından sonra, bu kez TAK, “Evet, biz yaptık. Yine yaparız” demeye getiren “iki halkın da düşmanı” bir açıklamayla işi bitiriyor, daha doğrusu bitirmek istiyor.

Ama PKK’ya sirayet eden değişim, TAK’ın hesapladığından daha güçlü olmalı ki, bu kez KCK’dan yapılan açıklama, TAK’ın bu “asidik” yapısının, örgütün bünyesiyle pek de uyuşmadığını ortaya koydu. KCK’nın Taksim saldırısıyla ilgili şu cümlelerini mimleyin:

“Tekrar ediyoruz; ‘ne hareketimizin yönetimi ne de bize bağlı herhangi bir birimin böyle bir eylem ve planlaması asla söz konusu değildir... KCK sistemi içindeki tüm birimler ilan edilen eylemsizliğe harfiyen uyacaklardır... Bu eylemi sürecin dışında kalan ve gelişen sürece anlam veremeyen, olgulara kendi dar penceresinden bakan, yüzeysel ve dar bir bakış açısına sahip TAK örgütünün gerçekleştirdiği anlaşılmıştır... TAK örgütünü, halkımızın özgürlük mücadelesine hizmet etmeyen bu tür eylemlere derhal son vermeye çağırıyoruz. Son verilmemesi ve devam etmesi halinde hareketimizin bu girişimlere kesin ve net tavır alarak hesap soracağının bilinmesini istiyoruz.”

Yeterince açık değil mi? TAK, değişimin testinden, kanın ve asidin rengi olan kırmızıya boyanmış halde çıkarken; PKK’nın barışa niyet etmiş görünen tepesiyle tabanı, adeta “bazik” bir ortam gibi, bambaşka bir renge bürünmüyor mu sizce?

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim