PKK planı ve Pearl Harbor sendromu

19.08.2011 06:34

Uğur Kömeçoğlu

AKP, PKK'nın stratejisinin uzun vadeli olduğunu, kendi iktidar dönemleriyle sınırlı olmadığını bilmeli ve ona göre soğukkanlı davranmalı. Kuvvet haklı olandadır hak kuvvetli olanda değil.

Hükümet siyasi gelecek kaygısıyla, sahip olduğu muazzam kuvveti dengesiz biçimde kullanmamalı ve İmralı'yla ilişkisini sona erdirip boyalı basının dolduruşuna gelmemeli. PKK'nın şu an döktüğü kan, yıkıcı bir kaosa Türkiye'yi sürüklemeye tek başına yeterli değil. Bu yüzden örgütün şahin kanadının asıl amacı, hükümeti "balyoz gibi bir güç kullanmaktan başka çaresi olmadığına inandırmak" ve daha çok kan dökülmesini sağlamaktır. Hedef, Erdoğan'ın şiddete daha ağır bir şiddetle karşılık vermesini teşvik etmektir. Hâlbuki AKP, PKK'nın provokasyonuna gelmezse tek taraflı yüksek şiddet uygulama stratejisinin örgüt için bedeli "çok daha ağır" olur. Demokratik ve anti-militarist bir Türkiye'de varlıkları PKK ile temsil edilsin istemeyen Kürtlerin sayısı artacaktır. Yeni anayasa sonrası gelecekte, hemen hemen bütün bireysel haklarını kazandığını bilen, ayrıca refahını elde edebilecek sivil Kürt vatandaş, PKK'dan şüphe etmeye başlar ve örgütün yaptığı katliamlar karşısında Türk vatandaşlarla empati kurma sürecine girer. Böyle bir gelişme ise PKK'nın meşruiyetini sarsar. Sivil Kürt vatandaşlar, Kalaşnikof'un çağ dışı bir yönteme dönüştüğünü anladıkları özgürlükçü bir atmosferde kanlı PKK eylemleri karşısında, kendi iç dünyalarında örgütü kınamaya başlarlar ve her kınama, PKK'ya gitmeyen destek ve oy demektir. Kürtlerin desteğini ve temsilini alamayan ve üstlenemeyen bir PKK ise zamanla kocaman bir hiçe dönüşür.

PKK ŞİDDETİ BÖLÜŞMEK İSTİYOR

Bunlar size şu anda hikâye gibi görünebilir. Ancak PKK asıl bu hikâyeden korkuyor ve hiç istemediği bu süreci engelleyebilmesinin tek yolu var. O da "ağır şiddeti sadece PKK'nın elinde tutmamak"; "AKP'yi bu şiddete güçlüce ortak etmek"; "yoğun şiddeti devletle paylaşmak"; "devletin ve hükümetin geniş çaplı biçimde kan dökmeye başlamasını sağlamaktır". PKK eğer bu yüksek yoğunluklu savaş ortamını elde ederse, Kürt halkına dönüp, "Senin evlatlarını katleden bir devlet var" propagandasını bölgede daha güçlü biçimde yayacak ve diyecek ki: "İşte bak, senin oğullarını ve kızlarını yok eden Türk devletine karşı seni savunacak PKK'dan başka hiçbir güç yoktur." PKK uzun dönemde öldürülen her militan için kahramanlık destanları yazmak ve onların ailelerini, çocuklarını da yanına çekmek istiyor. PKK'nın aradığı ve peşinde olduğu strateji budur. Bir başka deyişle örgüt, uzun vadeli süreçte Kürt halkının maşeri vicdanında PKK'nın değil devletin mahkûm edileceği sosyo-psikolojik bir süreç oluşturmak istiyor. Bu amaca giden yolda her aracı meşru görüyor. Daha çok Kürt'ün ölmesi umurunda değil. Bu tür örgütlerin başındaki öncüler, insanların ölümünü sineklerin ölümü gibi görürler ve takipçilerine kutsal bir dava adına öldüklerini söylerler. Hâlbuki barışçı bir gelecek vaat eden Türkiye'de PKK'lılar ağır şiddeti, "daha çok tek taraflı olarak" sürdürürse ve Kürt kamuoyunda doğal ve hakiki biçimde "devlet elinden gelen her şeyi yapıyor yapıyor ama PKK kan dökmeye devam ediyor" algısı oluşursa PKK çözülür. O yüzden devlet, olayın üstüne dengeli gitmeli.

PKK ne yapıp edip, spektaküler (muazzam) biçimde öldürme fiiline devletin ortak edilmesi gerektiğini düşünüyor. Nitekim PKK'nın elinde, sivil Kürt halkını ikna edebileceği başka kartların sayısı her geçen gün azalıyor. Bu yüzden insan ruhunu derinden sarsacak en güçlü karta oynamak istiyorlar: O da Kürtlerin evlerine girecek cenaze sayısını çoğaltarak Kürt halkının psikolojisini bozmak ve onların umutlarını devletten keskin biçimde kopararak sarsılan meşruiyetlerini daha sağlam hale getirmektir. Kısacası PKK, zannedildiği gibi cebir ve şiddet yoluyla tasfiye edileceğinden korkmuyor. Tam tersine Kürt ölümlerinin gelecekte kendisi için cana can katacak işlevleri olacağını düşünüyor.

PKK, gelecekte demokratik anti-militarist bir Türkiye'de meşruiyetini kaybedip anlamını yitiren son derece marjinal bir örgüte dönüşmekten korkuyor. Daha doğrusu, Türkiye'nin yaşayacağı makro bütünsel sürecin kendisini doğal biçimde tasfiye edeceğinden korkuyor. Yoksa şiddet yoluyla tasfiye edilemeyeceğini biliyor. PKK acımasız biçimde davranarak, her ölen Kürt'ün, örgütün gelecekteki meşruiyet sorununu çözebilecek bir unsur olduğunu düşünüyor. Bu zamana kadar başka yazarların nekrofili dediği tutum, PKK için bir patoloji değil, rasyonel saydığı acımasız bir stratejidir. AKP, bu acımasız tuzağa düşmemeli.

Gelecekte Kürt halkı nezdinde PKK'nın meşruiyeti ortadan kalkacaksa ve varlıkları PKK ile temsil edilsin istemeyen Kürtlerin sayısı artacaksa, örgüt bu dalgayı şimdiden nasıl tersine çeviririm diye düşünüyor ve prospektif hamlelere girişiyor. AKP ise proaktif davranmak istiyor ama PKK'nın bu satrançta oynamak istediği hamleleri iyi göremiyor. PKK, yerel yönetimler güçlendirildikçe, yeni anayasayla Kürtçe dili kamusal alanda daha çok varlık kazandıkça ve bölgenin refahı arttıkça örgütün meşruiyetinin son derece zayıflayacağını biliyor. Kürtlerin gündelik yaşamda birden çok karta sahip olacağını görüyor. Kürtlerin ruhen ve gönülden yandaş olmadığı bir PKK'nın varlık sebebinin biteceğini de biliyor. Kendisini bizzat şiddet araçlarıyla inşa etmiş bir örgüt işte böyle bir tehdit karşısında ne yapar? PKK'nın varlık sebebini sağlamlaştırmasının tek çaresi ve Kürtlerin nezdinde meşruiyetini güçlendirmesinin tek yolu devletin geniş çaplı biçimde şiddete başvurmasını sağlamaktır. Aslında bu açıdan bakınca PKK, AKP'yi bitirmek istiyor iddiası da ayrı bir provokasyon gibi duruyor. Mahmut Alınak'ın seçimlerden önce televizyondan bu fikirleri yayması manidar görünüyor. Aslında malum iddiayı yayarak AKP'nin "bitmemek" için her yolu denemesini istiyorlar. Çünkü PKK'nın hesabı AKP dönemiyle sınırlı bir hesap değildir. Elbette AKP'yi kendilerine en büyük rakip olarak görmelerinin etkisi var, ama o rakibi yenmenin tek yolu, onu ağır şiddet kullanmaya sevk etmektir. Fakat şiddet yoluyla yenişmek mümkün olmayacaksa PKK, bu tahriki niye yapıyor? PKK her iktidar döneminde Kürtlere zulüm yapıldığı imajını Kürt kamuoyunda yeniden oluşturmak ve böylece bu halkın devletten kopmasını sağlamak istiyor. Bu uzun vadeli stratejinin en büyük hedefi, ölümler nedeniyle Kürt halkının manen, ruhen ve zihnen bu devletten tamamıyla soğumasını sağlamaktır. Bu kopuşu sağlayabilmiş bir PKK, o halka istediğini yaptırabilir. Bu kopuş gerçekleşmedikçe PKK kaybetmeye mahkûmdur.

ALGIYI DOĞRU YÖNETMEK

Kürtlerin devletten kopuşunu gerçekleştirmek için devletin çok sayıda Kürt'ü öldürmesi gerekir diye plan yapıyorlar. Unutulmamalıdır ki, bölgedeki insanların çoğu devlet gibi "teröristler öldürüldü" diye düşünmüyor. Kürtler öldürülüyor diye düşünüyor, hatta kendi gencecik evlatlarının devlet tarafından kurban edildiğini düşünüyor. İşte endişe duyulması gereken, bizzat bu "algının" kendisidir, PKK'nın silahı değil. O yüzden mevcut hükümet, soğukkanlı ve basiretli bir strateji izlemeli, kantarın topuzunu kaçırmamalı.

Bu anlattıklarım PKK planının devlete bakan yüzü. Ama senaryonun bir de örgüte bakan yüzü var. PKK'nın şiddeti tırmandırma stratejisini çok önceden hazırladığı ortada. Deney tüpü gibi kullandıkları BDP'nin, istedikleri kadar oy alamayacağını biliyorlardı. Başbakan 9 yıldır iktidarda, PKK ise 40 yıl boyunca çok daha büyük tehditleri görmüş ve deneyim kazanmış bir örgüt. O yüzden Başbakan'ın esip gürlemesi karşısında çok endişelenmiyorlar. Hatta PKK, Erdoğan'ı kılıç kuşanmış biçimde görmek ve üstüne saldırtmak istiyor. Ancak PKK'nın endişesizliği gerçekçi mi yoksa tamamen geçmişin mitleri üzerine mi kurulu? İşte aşağıdaki soru da madalyonun bu öbür yüzüyle ilgili... Ve doğal olarak bu soru AKP'nin değil PKK'nın kendisine yöneltmesi gereken bir soru: Hükümet ağır silahlı mücadele ile PKK'nın provokasyonuna gelmiş mi olacak, yoksa Silvan baskını ile başlattıkları, Hakkâri ile devam ettirdikleri süreç Pearl Harbor gibi bir sendroma mı yol açacak? Malum, Japon komutan "uyuyan bir devi uyandırdık" demişti. Niye bayramdan sonraki müdahaleler Pearl Harbor sendromuna dönüşebilir veya niye güvenlik güçleri PKK karşısında uyandırılmış bir deve dönüşebilir diye sorarsanız cevabı çok basit. PKK ile bazı üst düzey güvenlik güçleri arasında geçmişte sürdürülmüş olan son derece manipülatif ve ideolojik art alan radikal bir biçimde ortadan kalkıyor, silinip gidiyor. Ergenekon'un, Heron'ları düşürmekten dahi kaçınmadığı ve bunun gibi sayısız taktiklere boğulmuş olan koskoca karanlık bir dönem sona eriyor. (Daha 2005'te bile Genelkurmay Hakkâri'de PKK kamplarının kurulmasına engel olamamış.) PKK, belki de TC'nin silahlı gücünün gerçek mahiyetiyle ilk defa karşılaşacak. Örgüt büyük bir kumar oynuyor, üstelik kumarda kaybeden PKK, sivil Kürtlerin aşkını da kazanamayacak gibi görünüyor. Siyasete girseler belki çok daha fazla kazanım elde edecekler, ama buna da yürekleri yetmiyor.

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim