1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. PKK İdeolojisi, Çözüm Süreci ve Ortadoğu
PKK İdeolojisi, Çözüm Süreci ve Ortadoğu

PKK İdeolojisi, Çözüm Süreci ve Ortadoğu

Kobani, PKK'nın tüm örgütsel ideolojisinin fantezilerini gerçekleştirdiği veya gerçekleştirmek istediği bir merkez olduğu için bu kadar bahse konu edilmektedir.

A+A-

"Kobani, PKK'nın tüm örgütsel ideolojisinin fantezilerini gerçekleştirdiği veya gerçekleştirmek istediği bir merkez olduğu için bu kadar bahse konu edilmektedir. Özetle burada ütopik-muhayyel bir PKK devleti kuruldu. Aslında bunu yapmalarını da anlamak mümkündür. PKK kırk yıldır Kürt gençlerini bağımsız bir Kürdistan için ölüme davet ediyor ve bu katliam sonunda varılan nokta tam bir fiyaskodur."

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyoloji Bölümü profesörü Mazhar Bağlı'nın, Yeni Şafak 11 Kasım 2014 tarihli nüshasının yorum sayfası için kaleme aldığı yazı:

***

PKK İdeolojisi, Çözüm Süreci ve Ortadoğu

Prof. Dr. Mazhar Bağlı / Yeni Şafak

PKK-HDP örgütünün 6-8 Ekim'de giriştiği kıyım ile birlikte hükümetin pekçok riskleri ve zorlukları göğüsleyerek yürüttüğü çözüm süreci hem büyük bir yara aldı hem de bir gerçeğin daha gün yüzene çıkmasını sağladı. Esasında süreci sekteye uğratan örgüt ve bileşenlerinin kabul edilemez ya da kabul edilmesi zor olan istekleri değildir. İşte süreci zorlu kılan esas konu da budur. Hak talebi iddiası ile eline silah alıp dağa çıktığını söyleyen bir yapının bugün talepler üzerinden değil, kin ve nefret üzerinden kendini konumlandırmış olmasıdır. Örgüt, uğruna dağa çıktığı talepler üzerinden kanlı kıyımlar yapmadı. Aksine taleplerle ilgili son derece radikal sayılabilecek kimi düzenlemeleri de içeren bir paketin hazırlanmaya çalışıldığı ve üstelik bu taslağın da söz konusu örgütün siyasi uzantısı ile paylaşıldığı bir dönemde bu kıyım ve kırılma gerçekleşti.

Her şeyden önce şunun altını bir kez daha çizmekte fayda vardır, bu yaşananlar önceden öngörülmüş olsaydı dahi hükümet 'müzakereye' başvurmak ve bu meseleyi barışçıl bir şekilde çözmek için gerekli çalışmaları yürütmek zorundaydı. Bu yönde bir proje sahibi olduğunu da sadece niyet beyan etmekle somutlaştıramazdı.

İkinci bir konu, Türkiye, bugün dünyanın hangi coğrafyasında olursa olsun kendi vatandaşlarıyla akraba olan Kürtlerin kendilerine ait insani-evrensel temellere dayalı olarak tesis edecekleri hiç bir siyasi mekanizmadan, kuracakları hiçbir devletten veya tercih edecekleri ideolojilerden artık rahatsız olmuyor ve olmaz da. Aksine bu Türkiye'yi memnun eden bir durumdur ki bunun en güzel örneği de Irak Kürdistanı'dır. Türkiye'nin karşı olduğu PKK ve terördür. Terör üzerinden dar ideolojik kalıplar içinde kurulacak olan faşist derebeyliktir. Çünkü kanlı hesaplar ve gayri nizami harp yöntemleri ile kurulan bir yapı, hem yakın çevresini hem de uzak çevresini her daim kirletmeye devam edecektir.

MAZLUM KÜRTLER ELİ KANLI KÜRTLER

Irak Kürdistan'ına sıcak davranan Türkiye, PKK çizgisindeki Suriye kantonlarına kindarlık üzerinden bakmadı bakmıyor da. Aksine bu yapıların sahip oldukları temel mantığın kendisinin de içinde olduğu coğrafi havzayı nasıl etkileyeceği ile ilgilenmektedir. PKK çizgisindeki PYD, bölge için ciddi bir risk içermektedir. Ki bunun en güzel örneği de IŞİD'in Kobani'ye saldırmasından önce PYD'nin baskısından kaçan Kürtlerdir. İŞİD saldırılarından önce aslında PKK-PYD tıpkı onlar gibi kendisine 'iman' etmeyen herkesi bir biçimde ya oradan sürdü, ya temizledi ya da infaz etti.

Söz gelimi örgüt, iç savaş dolayısıyla merkezi otorite kaybolduğu anda uyuşturucu ekimini teşvik etti. Sonra uyuşturucu hasadını kendisi topladı. Daha sonra kendisine itiraz edilenleri Esad rejimine teslim etti. Bu durum karşısında dayanamayan mazlum Kürtler, eli kanlı Kürtlerin eline düşmemek için memleketini terk ederek Türkiye'ye sığındılar.

Ülkesini kanlı bir iç savaşa sürükleyen Esad, hem ülkesi içindeki sosyal doku ile oynamaya, hem de çevre ülkeleri de kendisi ile aynı duruma getirip içine girmiş olduğu kanlı maceraya meşru bir 'küresel zemin' oluşturmaya çalıştı. Bu arayışta kendisine en kapsamlı işbirliğini teklif eden ve sıcak davranan PKK-PYD oldu.

Malum PYD, 2003 yılında Resul Ayn'de Salih Muslim başkanlığında kurulan, askeri kanadı da (Halk Savunma Birlikleri, Yekîneyên Parastina Gel) olan sözüm ona siyasi bir partidir.

İLAN EDİLEN ÜÇ KANTON

Yukarda da belirtildiği gibi söz konusu parti, kurulduğundan iç savaş çıkana kadar yaptığı tek faaliyet Suriye'de bulunan diğer tüm Kürt grupları tasfiye etmektir. Birkaç kez bu konu hem Suriye kamuoyunda hem de diğer Kürt siyasi çevrelerde dile getirilmiş olmasına rağmen PYD, rejimin desteği ile -tıpkı örgütün, Türkiye'de de tüm Kürtleri PKK'lı olmaya zorladığı gibi- herkesi kendi hakimiyetine aldı.

İç savaşın doğurduğu kargaşayı ve yönetim zaafını bir 'fırsata çeviren' PYD (Salih Muslim), Baasçı Esad'ın desteği ile Suriye'de Kürtlerin yaşadığı tüm bölgeleri kontrol etmeye başladı. El Nusra cephesi ile girdiği mücadeleleri kazandı ve Kürtlerin tüm bölgelerde 'derebeyliğini' ilan etti. Bu derebeylikleri demokratik bir kılıf içinde göstermek ve felsefi bir hümanizm çağrıştırması için de Kontan diye ilan etti.

Üç kanton ilan etti. Cezire, Qobani ve Afrin. Her bir kanton için birer vali, komiser, hakim emniyet müdürü gibi görevliler atadılar. Bütün bu atananlar, Suriye merkezi hükümetinin görevlileri ve maaşlı elemanlarıydı aynı zamanda.

PKK'NIN ESAS DERDİ

Şurası açıktır ki Suriyeli Kürtlerin çoğunluğu, Esad rejimime güvenmezler. Suriye'de Kürtler hiçbir zaman normal vatandaş olamadılar. Baas rejimi onları hep dışarıda tuttu. Ancak rejim PKK ile de iş tuttu. PKK'nın güçlü bir terör örgütü olmasına giden yolda Suriye Baasının büyük katkıları olmuştur. Bu işbirliğinde masadaki en kritik kart hep oradaki Kürtlerdi. Kürtlerin özgürlüğü için savaşan örgüt, kendi varlığına karşılık Suriye'deki Kürtleri Esad rejimine teslim etti. Üstelik özel operasyonlarla buradaki Kürtlerin Esad rejiminden rahatsız olmamasını da sağladı. Aynı zamanda örgüt, Suriye'de Baas rejiminin gücüne eklemlenerek Kürtlerin sahip oldukları geleneksel değerleri bertaraf etmek için de çok özel bir strateji devam ettirdi.

Bu durum karşısında aşağılandığını düşünen Kürtlerin bir kısmı, bu yapıyla mücadele ettiğini iddia eden İŞİD terör örgütüne katıldılar. Aslında şu an Kobani'de PYD ile savaşan İŞİD militanlarının arasında önemli sayıda Suriye Kürtleri de vardır. Ki bunların neredeyse tamamı PKK-PYD'nın (Salih Muslim'in) zulmünden kaçan Kürtlerdir.

Kobani Kantonu sadece PKK-PYD'li Kürtlerin yaşadığı bir bölge olduğu için bu kadar gündeme getirilmektedir. Oysa İŞİD, başka Kürt bölgelerinde de katliamlar yaptı. Dramın yaşandığı tek yer burası değildir. Sözgelimi bu coğrafyanın en mazlum kavmi olan Ezidiler'e tarihin en büyük acısı yaşatıldığı zaman bile bu kadar ses çıkarmadılar.

Kobani, PKK'nın tüm örgütsel ideolojisinin fantezilerini gerçekleştirdiği veya gerçekleştirmek istediği bir merkez olduğu için bu kadar bahse konu edilmektedir. Özetle burada ütopik-muhayyel bir PKK devleti kuruldu. Aslında bunu yapmalarını da anlamak mümkündür. PKK kırk yıldır Kürt gençlerini bağımsız bir Kürdistan için ölüme davet ediyor ve bu katliam sonunda varılan nokta tam bir fiyaskodur. Ne sosyolojiye, ne siyasete ve ne de Kürtlerin coğrafyasına uyan bu çağrı, bu strateji kelimenin tam anlamıyla ruhlarda ve zihinlerde derin bir yarık oluşturdu. PKK ve bileşenleri, salt örgütsel-ideolojik enstrümanlarla bir devletin kurulamadığını itiraf etmemek için her şeyi yakıp yıkmaya başladılar. İşte Kobani bu durumun en zirve yaptığı noktadır.

ÇÖZÜM SÜRECİNİN ÖNEMİ

Sıradan bir örgüt geldi ve bir gecede o kumdan kaleyi dağıttı. Dağılan sadece bu ideolojik ütopya olmadı tabi ki. İnsanların hayatı oldu. Kobanili masum insanların namusları oldu. Malları oldu. Ama PKK, kendi ideolojik referansının kaybolmasını Kürtlerin namusundan çok daha öncelikli gördüğü için bu konuyu değil, kaybolan ideolojik derebeyliği için vandalizme başvurdu. Suriye'de Irak'ta ve başka yerde İŞİD canavarının katlettiği hiçbir Kürt için gözyaşı dahi dökmeyen PKK-PYD, Kobani için tam anlamıyla bir canavara dönüştü.

Örgüt bütün bunları Ortadoğu üzerine sahip olduğu hesaplar doğrultusunda yapmaktadır. Her ne kadar retoriğin merkezinde Kürt meselesi varsa da esas hedef Ortadoğu'dur. Onlara göre bu coğrafya, binyıllardır köleleştirici dinler, ideolojiler ve derebeyliklere mahkum olmuştur. Kendilerini de bu toprakları ve bu insanları bunca zamandır devam eden bu zulümden kurtaracak özel yaratılmış insanüstü varlıklar olarak görmektedirler. Herkim ki bu özel yaratılmış-gönderilmiş ideolojiye ve bu ideolojinin taşıyıcılarına ya da fedailerine itiraz ederse bilsin ki cehennemi bu dünyada yaşayacaktır.

Bugün kendisi gibi olmayan her bir aktöre canavarca bir his ile şiddet uygulamaları veya katliamı meşru görmelerine neden olan da budur, 'büyük kurtarıcı' retoriğidir. İşte çözümü esas tehdit eden parametrenin de burası olduğunu düşünüyorum.

Çözüm süreci, örgütün ütopik-sosyalist demokratik konfederalist büyük Ortadoğu projesine çarptı. Bu çarpışma gerçekleşmeden bu fantezinin ne kadar saçma olduğunun anlaşılması da mümkün değildi.

 

HABERE YORUM KAT