PKK çözümün değil sorunun tarafı

21.10.2011 10:43

Melih Altınok

Meclis’teki sınırötesi harekât oylamasına “mazereti” dolayısıyla katılamayan PKK, “evet” oyunu günler sonra Çukurca’ya sekiz koldan saldırıp 24 genci öldürerek verdi.

Kararı Meclis’ten çıkartan ancak fiilen öteleyen hükümet ise PKK’nin davetine icabet etmek zorunda kaldı.

Ve TSK Kuzey Irak’ta...

Ankara’da ise Meclis’in yanı başındaki Atatürk Bulvarı’ndan yükselen “şehitler ölmez” sloganları arabaların destek kornalarına karışıyor. Penceremden odaya dolan sesler eşliğinde PKK yandaşı (sıfatın patenti kendilerine aittir) ANF isimli siteyi okuyorum.

Sitede, PKK’nin Çukurca saldırısını Türkiye’nin “olası” bir sınırötesi operasyonunu engellemek için yaptığı yazıyor.

Tabii ki öldürülen “insan” sayısının açıklanandan katbekat fazla olduğu böbürlenmesini içeren pornografik, insanlık ve ahlak adına utanç verici haberlerle birlikte...

Savaşın önce neyi öldürdüğüne dair aforizmaları yazsanız kitap olur. Ama yukarıdaki “mazeretleri” ve bunlarla gocunmadan karşımıza çıkan koca koca adamları, sosyal medya çığırtkanlarını gördükçe ben maktulün “mantık” olduğuna iyice inanmaya başlıyorum.

Öyle ya, barış istiyorsan öldürmeyeceksin, saldırmayacaksın; öldürene, saldırana yandaş olmayacaksın. Bu basit önermeyi anlamak çok mu zor allahaşkına ya da bu zırvalıklara aklı başında insanların inanabileceğini sanmak bu kadar kolay mı?

Kolektif deliliğin cazibesi ne kadar güçlü olursa olsun, sürüden ayrılmayı göze almak şart.

Evet, devletin soruna dair politikalarını hep eleştirdik. Ama artık özellikle sol-demokrat çevrelerin, sürekli savaş hâlini bir başka açıdan tartışmaya açmak için PKK’nin ve şiddetinin amentü kabul edilen meşruiyetini açıkça konuşmasının zamanı değil mi?

Bu hesaplaşma, yüzleşme iyi niyetli dostlarımızın “PKK’yı askerî seçeneğin çözüm olmadığına ikna etme” önerisinin ayaklarının yere basmasını sağlamaz mı?

Doğru, PKK bir realite, var! Keşke silah bıraksa, insanları öldürmese, ovada siyaset yapsa. İyi de PKK bugüne değin ne yaptı ve şimdi ne yapıyor ki, demokratlar kendi “arzularını” PKK’nin “çözüm iradesine” eşitleme lüksüne bu denli rahat teslim oluyorlar; harekete karşı eleştiri oklarını atarken bu denli hasis davranıyorlar?

Öyle ya, meşru müdafaa nedeni sayılabilecek bir durum yokken kentlere sekiz koldan saldırabilecek kadar fütursuz, bebekleri, genç kızları, hamile kadınları katledebilecek kadar gözü dönmüş bir yapı var karşımızda. Bu haliyle “sorunun” en kararlı aktörü konumunda olan PKK’yi, “çözümün” mazlum tarafı olarak görmekteki ısrarımız niye?

PKK’yi, Kürt halkının tarihî acılarının ve taleplerinin yegâne temsilcisi ilan etmenin büyük bir hata olduğunu göremiyor muyuz?

Daha önce bazı Taraf yazarlarının “PKK’nin güçlü bir aktör olarak masada durması amacıyla eleştirilerin öncelikle devlete yöneltilmesi gerektiği” şeklindeki “güçlü savaşçı, güçlü barış” tezinin tehlikelerini sezemiyor musunuz?

Bu önermeyle amaçlanan “gücün” tıpkı 24 askerin yaşamına mal olan son çatışmada olduğu gibi, tarafların birbirlerine “etkili askerî mesajlar” vermesinden başka bir işe yaramadığını anlamıyor musunuz?

O halde içteki ve dıştaki karanlık ilişkileriyle bir frankeştayn olarak karşımızda duran PKK’nin kafamızdaki romantik formunu bozmaya bizler de cesaret etmeliyiz artık.

Şimdilik PKK’nin varoluşunun kodlarının, iyi niyetli dostlarımızın sanrılarından ne kadar farklı olduğuna dair somut bilgileri es geçiyorum.

PKK yönetiminin ta 90’larda bile, çözümüm önünü açacak HEP ve DEP gibi legal siyaset denemelerini nasıl boğduğunu bir düşünün mesela.

AB’nin de desteğini alan, PKK’yi ovaya indirmenin en güçlü alternatifi Kürdistan Ulusal Meclisi’nin (KUM), derin devletin ve Ergenekon’un taleplerine uygun olarak bir gecede Öcalan tarafından nasıl tasfiye edildiğini hatırlayın.

Tabii ki, Öcalan’ın tasfiye edilmesi emrini verdiği KUM üyelerinin Susurluk ekibi tarafından birer birer infaz edildiği gerçeğini Ergenekon sanığı İbrahim Şahin’in bile itiraf ettiğini atlamadan.

Son PKK saldırılarının zamanlamaları, ne üzerine yapıldıkları, neye yol açtıkları da hafızalarımızda dipdiri işte...

Tıpkı devlete yapığımız gibi, onun da ontolojisini sorgulamadan PKK’yi askerî yöntemlerin çözüm getirmeyeceğine ve barışa “ikna” etmenin artık gerçekçi bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. PKK buna asla ikna olmaz. Zira derdi sistem içinde siyaset kanallarının açılması falan değil; o bizlerin hüsnükuruntusu.

Yo yo Sri Lanka modelinden falan bahsetmiyorum elbette. Bu Türk ve Kürt halklarını daha beter acılara mahkûm eder yalnızca.

Tek alternatifimiz, karşı cepheden savaşa can pazarlamayı bırakıp, barış dilinin argümanlarıyla PKK’yi çözüme “mecbur” etmek.

***


NOT: Çukurca’da yaşamını yitiren gençlerimizin yakınlarına sabır diliyorum. Ne kadar işe yarar bilmiyorum. Ama anlaşılır tepkilerinizi ne olur bağımsız, demokrat pek çok Kürt’ün paylaştığı şu tesbiti dikkate alarak ortaya koyun, oyuna gelmeyin: PKK iki halka da düşman; ama en çok da Kürtlere!

melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim