1. YAZARLAR

  2. Yasemin Çongar

  3. Pişmanlıkla değil, umutla...
Yasemin Çongar

Yasemin Çongar

Yazarın Tüm Yazıları >

Pişmanlıkla değil, umutla...

A+A-

Coşku ve endişe...

Sesinde ikisini de işittim.

Dün saat bire gelirken, yani “en uzun gece” henüz başlamışken Silopi’den aradı Kurtuluş Tayiz.

“Barışın milâdına” tanıklık ettiğinin farkında olan bir gazetecinin heyecanı ve savaşın acılarını yıllarca yaşamış bir bölge çocuğunun endişesiyle konuşuyordu.

Neyse ki aklıselim ağır bastı; DTP lideri Ahmet Türk’le İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın gün ağarana dek sürdüğü anlaşılan telefon trafiği, o heyecanı boşa çıkarmayacak ve o endişeleri şimdilik yatıştıracak bir sonuç verdi.


Kurtuluş, Silopi’deki “en uzun gece”yi bugün sürmanşetimizde yer alan haberinde gayet ayrıntılı anlatıyor.

O haberdeki pazarlık ziyadesiyle önemli.

Zira o pazarlık, bunca yıldır akan kanı durdurmayı başarıp başaramayacağımızı belirleyebilecek temel mesele çevresinde dönüyor...

Bu, kazananı olmayan bir savaşı, kaybedeni olmayan bir barışla bitirip bitiremeyeceğimiz meselesidir.


Bu memleketin bu meseleyi halletme biçimi, Bursa’daki muhacirle Tunceli’deki Zazanın, Yozgat’taki Türkle Van’daki Kürdün, savaşın bitmesini aynı istek ve samimiyetle isteyip istemeyeceğini de belirleyecek...

Nihayet, elimizi uzanıp tutabileceğimiz kadar yakınlaşan barışa, toplumca aynı istekle uzanıp uzanmayacağımız biraz da barıştan ne anladığımıza bağlı çünkü.

Devletin, “Şimdi biz yenildik mi” sorusunu soranlara, barışın illa ki bir tarafın savaşı kaybetmesiyle mümkün olduğunu sanan ve “yenilmişlik” duygusuna isyan edenlere, bunun böyle olmadığını gösterebilmesi gerek.

Bunun yolu da, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in dün yaptığı gibi PKK’lılara, “dağa çıkmak yanlıştı” diye seslenen yetkililerin, “Devletin, Kürt çocuklarına, dağa çıkmaktan başka çare bırakmaması da yanlıştı” diyebilmesinden geçiyor.

PKK’nın silahlı mücadelesinin Kürt meselesinin “nedeni” değil “sonucu” olduğunu zaten bilen Ankara’nın, artık bu gerçeği teslim edebilmesi ve memleketin dört yanındaki Türk ya da Kürt bütün vatandaşlarına anlatmaya başlayabilmesi gerekiyor.


Bugün eğer “silahlara veda” aşamasına gelinebilmişse, bu PKK “silahla yenildiği” için değil, “silah siyasetle yenildiği” için mümkün oldu.

Kürt meselesini, demokrasinin kanallarıyla, siyasetin yöntemleriyle çözmek artık imkân dahilinde...
Bu toplum artık büyük çoğunluğuyla bu olgunluğa erişmenin eşiğinde...

Ve dün silahlarını bırakarak sınıra gelen PKK’lıların getirdiği dokuz maddelik talep listesine bakınca göreceğiniz gibi, özünde “birlikte yaşama özlemi” olan bu taleplerin hiçbiri için bugün dağlarda silahla gezmek gerekmiyor... Bu talepler, bugün artık siyasetin gündemine girmiş, Meclis kürsüsüne taşınabilecek ve yeni bir anayasa tartışmasının merkezini oluşturmaya aday taleplerdir.


Velhasıl, devletle PKK, birbirlerini doğrudan muhatap alsalar da almasalar da, bugün “savaşın muzafferi” edasıyla değil, “barışın muvaffakı” olarak konuşma ve davranma olgunluğunu sergilemeliler... Barışın kalıcı olmasının da, silahların terk edilmesine ve siyaset kanallarının açık tutulmasına eşit ölçüde bağlı olduğunu anlamalılar.

İşte Silopi’de dün sabaha kadar süren pazarlığın, “pişmanlık” koşulu aşılarak sonuçlanması da bu yüzden hayırhah bir gelişme.

Dağdan inenler, “pişman” oldukları için dağdan inmeyecekler... Dağdan inenler, ovada, köyde, şehirde huzurlu ve özgür bir hayat yaşayabileceklerine duydukları “güven” ya da en azından bu amaçla siyaset yapıp sonuç alabileceklerine yönelik bir “umut” ile dağdan inecekler.


Bunu anlayan, bunu hazmeden ve bunun gereğini yapan bir Ankara, vatandaşlarını kendisine karşı silaha sarılmak zorunda bırakan bir devletin başkenti olmaktan kurtulmanın gururunu yaşayabilir.

Çeyrek asır sonra az şey değil bu.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT