1. YAZARLAR

  2. Alper Görmüş

  3. Pınar Doğan, Dani Rodrik: Haklılar mı
Alper Görmüş

Alper Görmüş

Yazarın Tüm Yazıları >

Pınar Doğan, Dani Rodrik: Haklılar mı

A+A-

Bugün ikinci duruşması yapılacak olan Balyoz davasının bir numaralı sanığı emekli orgeneral Çetin Doğan’ın kızı Pınar Doğan ve damadı Dani Rodrik, davanın sahte, üretilmiş dokümanlar üzerine kurulduğu tezini savundukları internetteki bloglarını kitap haline getirdiler: Balyoz: Bir Darbe Kurgusunun Belgeleri ve Gerçekler.

Doğan ve Rodrik, kitaplarını tanıtmak üzere İstanbul’daydılar. Verdikleri söyleşilerde, bazı “sözde liberal, gerçekte jakoben” köşe yazarlarını, öne sürdükleri net iddiaları görmezlikten gelmekle suçladılar.

Saydıkları isimler arasında ben de vardım. O nedenle, her şeyden önce, bu suçlamaya cevap verme ihtiyacı duyuyorum: Bu doğru değil. Ben, “Çetin Doğan ve Gerçekler” blogunun kurulmasını ve iddiaların birikmesini müteakip 6, 10, 13, 17 ve 20 Ağustos 2010’da üst üste tam beş yazı yazdım ve blogda o âna kadar öne sürülmüş iddiaları cevapladım. (Serdar Turgut, sen de duy!)

Bu yazıda ise öncelikle kısa kısa o yazılarda hangi iddialara hangi cevapları verdiğimi hatırlatacak, ardından da, Doğan ve Rodrik’in benim o yazılarımdan sonra dile getirdikleri yeni çelişkilere ilişkin düşüncelerimi açıklayacağım.


“Balyoz’da Ege Ordusu bilmecesi”

Ağustostaki dizinin ilki olan 6 Ağustos 2010 tarihli yazıda, “Balyoz’da Ege Ordusu bilmecesi” mevzuunu ele almıştım. Doğan ve Rodrik, Ege’deki ordunun adının 2007’ye kadar “Ege Ordu Komutanlığı” olduğunu; bu tarihte “Ege Ordusu Komutanlığı”na dönüştürüldüğünü; oysa 2002-2003’te hazırlandığı iddia edilen Balyoz belgelerinde bir yerde “Ege Ordusu” ibaresinin kullanıldığını hatırlattıktan sonra, mealen şöyle diyorlardı: Demek ki Balyoz belgeleri sahih değildir ve en azından 2007’den sonraki bir tarihte üretilmiştir.

Peki, bu iddia karşısında ben ne yaptım? Google’a girip “Ege Ordusu Komutanlığı” yazdım ve 2002-2007 arasında (da) komutanlığın zaman zaman böyle adlandırılıp adlandırılmadığını kontrol ettim. Yarım saatlik kazı çalışması neticesinde elde ettiğim ganimet hiç fena değildi. Durumu şöyle özetlemiştim:

Ben bu örneklerle ne demek istiyorum? Diyorum ki, evet, 2007’den önce ‘Ege Ordusu Komutanlığı’nın kullanımı ‘Ege Ordu Komutanlığı’nın kullanımıyla karşılaştırıldığında devede kulak kalır ama, yine de kullanılmaktadır. Ve diyorum ki, ‘Balyoz’ darbesinin belgelerini yazan bir subay, pekâlâ bir cümlede de ‘Ege Ordusu Komutanlığı’ ibaresini kullanmış olabilir...


2005’teki konuşma 2002 tarihli belgede

Blogda yer alan bir başka çelişki (ki “bütün çelişkilerin anası” gibi sunulmuş, birçok köşe yazarı tarafından “vay canına” nidalarıyla karşılanmıştı), 2005 tarihli bir konuşmanın 2002 tarihli Balyoz belgelerinde yer almasına dairdi ve şöyleydi:

Ulusalcı-dindar bir tarikatın lideri Haydar Baş, 2005’te düzenlenen Milli Ekonomi Kongresi’nin kapanışında bir konuşma yapmıştı ve o konuşma, küçük farklılıklarla Balyoz belgelerinde de yer almıştı. İddia ciddiydi gerçekten: 2005’teki bir konuşma nasıl oluyordu da 2002’de kaleme alınan bir metinde yer alıyordu?

Bu iddia karşısında ben de, o konuşmaya esas teşkil eden metnin Haydar Baş tarafından 2002’den (de) önce yazılmış ve 2002’de bir “Balyoz yazarı” tarafından kes-yapıştır yöntemiyle “çalışma”ya dâhil edilmiş olma ihtimalini hatırlatmıştım. Salt teorik bir varsayımdan ibaret değildi bu ihtimal... Konuşma (2005) ile Balyoz belgelerindeki metni (2002) karşılaştırdığımda, bu ihtimali güçlendiren çok ciddi bir bulguya ulaşmıştım. Evet, ifadeler aynıydı ama 2005’teki versiyonda rakamlar revize edilmişti... Mesela 2002 tarihli Balyoz belgesinde “Ülkemizin iç ve dış borçları 250 milyar doları bulmuş” denirken, 2005 tarihli konuşmada bu cümle “Ülkemizin iç ve dış borçları 400 milyar dolara baliğ olmuş”a dönüşmüştü. Ben de şöyle yazmıştım o zaman:

Bu durumda ya Haydar Baş 2002’den önce de var olan bir metni genişletip güncelleyerek 2005’te bir daha dile getirmiştir; ya da ‘Balyoz senaristleri’ 2005’ten sonraki bir tarihte, karşılarına çıkan bu konuşma metnini güncellikten arındırarak kullanmışlardır. Ne bulunmaz Hint kumaşıymış ki şu konuşma metni, ‘senaristler’ onca riski göze alarak ondan vazgeçememişler...

Ağustos 2010 itibariyle Doğan ve Rodrik’in işaret ettiği “Balyoz çelişkileri”nden biri de, “Büyük Ortadoğu Projesi –BOP” kavramının 2002’nin sonlarında kaleme alınmış bir belgede kullanılmış olamayacağına dairdi... Çünkü kavram, bu tarihten iki yıl sonra dolaşıma girmişti.

Yerim daraldığı için bu argümana verdiğim cevapları buraya almıyorum. İsterseniz hem bunu hem de öbür iddialara ilişkin cevaplarımın daha ayrıntılı biçimlerini okumak üzere 6, 10, 13, 17 ve 20 ağustos tarihli yazılarıma müracaat edebilirsiniz.

Şimdi artık Ağustos 2010’dan sonra dile getirilen çelişkilerle ilgili düşüncelerime geçebilirim...


Daha ciddi çelişkiler


Pınar Doğan
ve Dani Rodrik’in son aylarda dile getirdikleri “Balyoz çelişkileri” (ki bunlar, 2002 sonu - 2003 başında var olmadıkları kesin olan bazı dernek, gazete, firma vb’nin bu tarihte yazıldığı iddia edilen Balyoz belgelerinde yer almasına ilişkindi), benim ilk partide cevapladığım çelişkilerden daha ciddi. Diyelim bir hastane var, ya da bir ilaç şirketi, adını 2003’ten sonraki bir tarihte (mesela 2008’de) değiştirmiş, fakat belgelerde bu yeni adıyla anılıyor, falan...

Şunu da söylemeliyim: Bu yeni iddiaların neredeyse tümünün, TSK’da zaten tutulan ve sürekli olarak güncellenen birtakım listelerle alakalı olması, iddiaların zayıf yanını teşkil ediyor. Doğan ve Rodrik, ilk partide öne sürdükleri türden, fakat zayıf oldukları sonradan ortaya çıkan çelişkiler üzerinden gidebilselerdi (şimdi onları hiç anmıyorlar) daha inandırıcı olabilirlerdi.

Yine de hemen teslim edeyim: Bu zamanlama çelişkileri, mahkemeyi, belgelerin sonradan “üretilmiş” olduğuna karar vermeye sevk edebilecek kadar ciddidir; meğerki savcılar bunların nereden kaynaklandığını izah edebilsinler...

Bildiğim kadarıyla, savcılar bu tuhaflığı “arşivlerin sürekli olarak güncellenmesi”yle açıklama eğilimindedirler... Yani şöyle düşünüyorlar: Balyoz belgeleri 2009’dan sonraki bir tarihte “çalındığında”, listeler o günün taze bilgilerini içerecek şekilde “update” edilmişti zaten.

Buradaki soru şu: Neden o dosyaların üstverilerinde “update” edildikleri tarihler değil de 2002-2003 tarihleri vardı? Öyle ya, dosya her yenilendiğinde tarihin de otomatik olarak yenilenmesi gerekirdi.

İşin uzmanları, buradaki muammayı açıklayacak yegâne şeyin, o yıllardaki harddiskler olduğunu söylüyorlar.

Şunu da biliyoruz: Savcılar bu bilgisayarlara ulaşmak istediler fakat “tamamının yenilendiği” cevabıyla karşılaştılar. Peki, eski bilgisayarlar nerede? Bilmiyoruz. Savcılar şimdi bunların izini sürüyor olmalılar.

Doğan ve Rodrik, bu muamma izah edilene kadar, “Bir sahtekârlar çetesi var, bunlar 2009’da oturup 2003’e dair bir senaryo yazmışlar” iddiasını öne sürmekte haklıdırlar... Ben sadece, mantık örgülerindeki bir tuhaflığa işaret etmek istiyorum:


“Çete” bu hatayı nasıl yaptı?

İçinde binlerce ismin geçtiği bu kadar muazzam bir senaryoyu kusursuz, hatasız biçimde oluşturan “çete”, nasıl oluyor da 2002-2003 tarihli listeleri oluştururken, mevcut listelerden hareket ediyorlar? Nasıl oluyor da, iş mahkemelik olduğunda, savcıların yapacağı ilk işin (artık biliyoruz; yaptılar) bu listelerin 2002-2003’le uyumlu olup olmadığını kontrol etmek için onları valiliklere göndermek olacağını düşünemiyorlar?

Başka bir örnek üzerinden gidelim: Diyelim “sahtekârlar çetesi” bir de “Hapse atılacak Hürriyet yazarları” (!) listesi oluşturmuş olsunlar. Unutmayın, 2009’dayız ve 2002-2003’e dair bir senaryo yazılıyor... “Çete” elemanları açıyorlar önlerine 2009’da Hürriyet’te yazmakta olan yazarlar listesini, aralarından 15-20’sini işaretliyorlar... Ve akıllarına bunların 2002-2003’te de Hürriyet’te yazıp yazmadıklarını kontrol etmek gelmiyor... Ve iş mahkemeye düşünce de “darbe sulandırma uzmanları”na gün doğuyor: “Salaklara bak lan, Ahmet Hakan bile var listede!”

Pınar Doğan, Dani Rodrik; gördüğünüz gibi sizin sormadığınız başka sorular da var işin içinde. Yine de bekliyoruz, bakalım savcılar nasıl bir cevap verecek dile getirdiğiniz çelişkilere diye; siz de bekleyin...

Biz sizin “her şey sahte” heyecanınızı anlayabiliyoruz, fakat siz de bizim sizin heyecanınıza neden iştirak edemediğimizi, sizin kurcalamaya yanaşmadığınız alanları neden kurcaladığımızı anlayın lütfen.

Biliyorsunuz değil mi: Biz “darbeli” bir kuşağız.

alpergormus@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum