Ali İhsan Karahasanoğlu

Ali İhsan Karahasanoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Pes vallahi, pes!

A+A-

Genelkurmay Başkanı basın toplantısı düzenleyip, “Bunlar lav silahı değil, boru” dediği bir ülkede, hiç kullanılmamış lav silahı dahil, C-4 bombalarından, Kanas suikast silahına kadar binbir patlayıcı ve yaralayıcı silah toprak altından adeta fışkırıyor..

Bunların büyük çoğunluğu yüzbaşı, binbaşı, yarbay, albay ve diğer subayların sorumluluğu altında askerî envanterden çıkartılıp, özel amaçlarla saklandığı belgelendiğinden, birçoğu gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, cezaevine atılıyor...

Albaydan tutun da generaline kadar birçok subayın; hükümeti devirmek için gizli çalışmalar yürüttükleri, ıslak-kuru imzaları ile ortalığa saçılıyor...

Bazı subayların soruşturulduğu dosyalarda, Genelkurmay Harekât Merkezi’nde pazarlıklar yapıldığı.. “Bunun gitmemesi lazım.. Şunu gönderebiliriz. Bunu asla. Aman ha...” türünden diyaloglar ile, bilgisayarlar üzerindeki delillerin bağımsız yargıdan kaçırılması için planlar yapıldığı, ses kayıtları ile ortaya çıkarılıyor...

Bir yarbayın, askerî silahları çalıp, oraya buraya gömerek, illegal eylemler için hazırlık yaptığı belgeleniyor..

Bir albayın hazırladığı planda, mütedeyyin insanların işyerlerine suç aletleri konulup, onlar hakkında ihbarlarda bulunulması için gizli planlar yapıldığı, hazırlanmış olan bu gizli belgelerde ayan beyan görülüyor..

Bu subayların değil de, ne demekse, “irtica” gerekçeli olarak iki subayın TSK ile ilişkisi kesiliyor..

Pes demeyelim de ne diyelim?!

Masum insanlara iftira edilmesi için talimatname hazırlayan Albay Dursun Çiçek’i, el üstünde ağırlıyorlar..

Suçunun delillerini ortadan kaldırmak için, bilgisayarları 35 defa siliyorlar da siliyorlar!

Yargısız infazlar sebebi ile yargılanan ve hâlâ cezaevinde yatan Albay Cemal Temizöz’e toz kondurmuyorlar!

GenelkurmayAskerî Mahkemesi, Savcısı Zeki Üçok’un, arazi yolsuzluğundan askerî alımlara fesat karıştırmaya kadar bir dizi suçtan dolayı tutuklanıp cezaevine atıldığı bir ortamda, bu beyefendiyi askerî savcılıktan alıp Disiplin Subaylığı’na vermekle yetiniyorlar! Bilgisayarlarını da uzun uzun incelemelerden sonra yetkili savcıya gönderip, delilleri gizliyorlar..

Kendi komutanlarına suikast hazırlığı içindeki teğmenler, tutuklanıp cezaevine atılmışken; bunlara dokunmuyorlar..

“Ama bunların suçu ne?” diye soracağımız iki subayı, sorgusuz sualsiz, savunma hakkı bile vermeden, “disiplinsizlik” gerekçesi ile ihraç ediyorlar!

Pes vallahi..

Demek ki, Yarbay Mustafa Dönmez’in, şu kadınla, bu kadınla belden aşağı muhabbetleri, yaptığı aşna fişne işleri disiplinsizlik değilmiş!..

Bu yarbayın, askerî silahları alıp, evinin dibindeki bir araziye, ayrıca özel olarak seçilmiş bir başka araziye gömüp, malûm harekât gününü beklemesi “disiplinsizlik” değilmiş!

Lav silahlarını, askerî alan mı, özel alan mı belirsiz bir bölgeye gömüp, ülkeyi karıştıracak bir dizi anarşik olayın emrini beklemek, disiplinsizlik değil imiş!..

Görevli olduğu dönemde, sorumlu olduğu bölgede onlarca yargısız infazın emrini vermek, bazılarını bizzat ifa etmek “disiplinsizlik” değil imiş!

Hükümeti devirmek için planlar hazırlamak, “disiplinsizlik” değil imiş!

Suçsuz insanlara iftira edip, onların üzerinden halkı telaşa sürüklemek, hayâlî korkularla halkın bir kısmı üzerinden cadı avı başlatmanın hazırlığını yapmak, “disiplinsizlik” değil imiş!

Askerî savcılık görevini ifa ederken, arazi yolsuzluğuna katılmak, askerî alımlara fesat karıştırmak “disiplinsizlik” değil imiş!

Komutana suikast hazırlığı yapmak, “disiplinsizlik” değilmiş!

Ya ne “disiplinsizlik” imiş?

Türkiye Cumhuriyeti’nin başkomutanının günde 5 defa Yaradanına dönüp yaptığı ibadeti, kışla içinde bir subayın tekrarlaması “disiplinsizlik” imiş!

Bir subay eşinin, Cumhurbaşkanı’nın eşi gibi giyinmesi “disiplinsizlik” imiş!

Pes vallahi!..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT