Peru Uzak Değil

19.08.2007 14:58

İbrahim Sediyani

     17 Ağustos 1999 günü saat 03:02’de meydana gelen ve merkez üssü Gölcük olan 7. 4 şiddetindeki depremin 8. yıldönümündeyiz. 50 bin insanımızı kaybettiğimiz bu acı olayın sene-i devriyesinde acılarımız tazelendi. Her 17 Ağustos günü olduğu gibi, bu yıl da aynı acıları yeniden yaşıyor, kaybettiklerimizi hüzünle anıyor, ülkemizi ve milletimizi böyle bir acı ile bir daha imtihan etmemesi için Kadir-i Mutlak olan Allâh’a dûâ ediyoruz.

     

     Özellikle depremin canlı şâhîdlerinin duygularını ve neler hissettiklerini anlatabilmek mümkün değil. O günü yaşamış insanların tümünün, depremden sonra hayatlarının tamamen değiştiği, bir gerçek. Kimi yetim kaldı, kimi dul; kimi çocuklarını kaybetti, kimi kardeşlerini; kimi evsiz, kimi de sakat kaldı. Allâh Azze we Celle’den bu insanlarımıza sabr ve dayanma gücü vermesini diliyoruz.

 

     Marmara Depremi’nde hayatlarını kaybedenler Sakarya, Kocaeli, Yalova ve Gölcük’te anıldılar. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, depremde ölenler için Kocaeli Fuar Alanı’nda anma etkinliği düzenledi. Güneş Sahnesi’nde düzenlenen anma etkinliğinde, depremde vefât edenler râhmetle anıldı. Kocaeli Depremzedeler Derneği, sivil toplum örgütleri ve sendika temsilcileri de depremde ölenleri andı. Fenerlerle yaklaşık 2 km yürüyen depremzedeler, daha sonra Anıtpark’taki Deprem Anıtı önünde saat 03:02’de bir dakikalık saygı duruşunda bulundular.

 

     5 bin 383 kişinin hayatını kaybettiği Gölcük’te de anma töreni düzenlendi. Depremde yakınlarını kaybedenler mezarlıklara akın ettiler. Kaybettikleri akrabalarının mezarları başında dûâ okuyan insanlar, o acı günleri tekrardan yaşadılar.

 

     Yalova’da düzenlenen törende de hüzün ve gözyaşı vardı. Hayatını kaybedenler anısına Deprem Anıtı önünde bir anma programı düzenlendi. Tören öncesi insanlara Yalova Belediyesi ve özel firmalar tarafından helva ve su ikram edildi. Depremin meydana geldiği saat 03:02’ye kadar okunan dûâlara eşlik eden Yalovalılar, zaman zaman gözyaşlarına hâkim olamadılar. 2 bin 567 kişinin öldüğü, 4 bin 505 kişinin de yaralandığı Yalova’da, bu acı olayın yıldönümü hüzünlü geçti.

 

     * * *

 

     Bizler bu acı olayın yıldönümünde aynı hüznü yeniden yaşarken, deprem bu kez dünyanın tâ öbür ucunda, Latin Amerika kıt’âsında ve Pasifik Okyanusu kıyısındaki Peru’yu vurdu.

 

     Türkiye takvimi ve saatiyle 16 Ağustos gününe ve geceyarısı 02:41 saatine denk gelen 7.9 şiddetindeki depremde şu ana kadarki rakamlara göre 500’ün üzerinde ölü var. Yaralıların sayısı ise binlerle ifade ediliyor.

 

     Merkez üssünün başkent Lima’nın 169 km güneybatısında ve okyanusun dibinde olduğu belirlenen depremde en büyük hasarı, Lima’nın 265 km güneydoğusundaki Ica, Chincha ve Pisco kentleri gördü. Ica ve Pisco kentlerinde çöken binaların enkazından çok sayıda ceset çıkartıldı. Peru Sağlık Bakanı Yardımcısı Carlos Vellejos, Ica’daki durumu “dramatik” olarak niteledi.

 

     Depremden dolayı Peru’da 3 günlük yas ilân edildi. Pisco kenti ve çevre köylerinde kurtarma ekipleri, yıkılan binaların altından halen ceset çıkarmaya devam ediyorlar. Hastanelerin ve morgların deprem felâketi sebebiyle tamamen dolması yüzünden, cesetler sokaklara kondu. Devlet Başkanı Alan Garcia, 3 gün boyunca okullar, askerî üsler ve müzeler dahil bütün kamu binalarının kapatılacağını bildirdi.

 

     Depremden en çok etkilenen kent olan Pisco Belediye Başkanı Juan Mendoza, şehrin %70’inin harabeye döndüğünü söyleyerek, “Su yok. İletişim sağlanamıyor. Evler yıkılmış halde. Bölgedeki 130 bin kişinin acîl tıbbî yardıma ihtiyacı var” dedi.

 

     Yetkililer, ülkede bir kaos yaşandığını dile getirerek, acîl yardıma ihtiyaç duyulduğunu belirtiyorlar.

 

     * * *

 

      17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde dünyanın dört bir yanından yardım almıştık. En çok kavgalı olduğumuz ülkeler bile bize yardım etmek için adeta seferber oldular. Yunanistan’ın, İran’ın, Rusya’nın, Ermenistan’ın ve Arap ülkelerinin bize yaptıkları yardımları unutmamız mümkün müdür?

 

     8 Ekim 2005’te Ramazan ayında Pakistan’ı vuran ve 87 bin kişinin ölümüne yol açan 7. 6 şiddetindeki depremden sonra da, “pak insanların yaşadığı” bu ülkeye en büyük yardımı Türkiye yaptı. Başta Kızılay ve PAKTÜRK olmak üzere Türkiyeli kişi ve kuruluşların Pakistan’a yaptıkları yardımlar gerçekten takdire şayandı.

 

     Bu depremden üç ay sonra, Ocak 2006’daki Kurban Bayramı’nda kişisel inisiyatifimle Pakistan’a ve Keşmir’e gitmiş, bu ülkeye en çok Türkiye, Küba ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yardım ettiğini yerinde müşâhâde etmiştim.

 

     Pakistan’a “kadim dostu” Türkiye’nin ve “zenginlik içinde yüzen” BAE’nin yardım etmesini normal karşılamıştım ama Küba’nın yaptığı muazzam yardımlar beni oldukça şaşırtmıştı. Hangi köye, hangi beldeye gitsem Küba çadırlarını ve bu çadırlarda dalgalanan Küba bayrağını görüyordum. Kaldı ki Pakistan ve Küba biribirlerine tamamen zıt devletler olduğu halde. Biri müslüman, biri hristiyan; biri Amerikancı, biri komünist. Üstelik Küba’nın kendisi de fâkir bir ülke. Her şey bir yana, Pakistan dünyanın bir ucunda, Küba ise öbür ucunda.

 

     Kurban Bayramı’nın ilk günü olan 11 Ocak 2006 tarihinde, bayram namazımı Keşmir’in başkenti Muzâfferâbâd’da, depremden dolayı duvarları çatlamış bir câmiîde ve Küba bayrağının gölgesi altında kıldığımı bu sitede yazdığım ilk yazıda siz sevgili okuyuculara da anlatmıştım.

 

     Küba ile aynı kıt’â üzerinde yer alan Peru da aynı acıyı yaşıyor şimdi. Yardım ellerini uzatmak sırası bizdedir.

 

     Perulu kardeşlerimize yardım ellerimizi uzatalım.

 

     Yardımlaşmak, uzakları yakın eder.

 

     Yardımlaşmak, Allâh’ın emridir:

 

     “Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarfedenler var ya, onların mükâfatları Allâh katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler.” ( Baqara, 274 )

 

     “İşte sizler Allâh yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse, ancak kendisine cimrilik etmiş olur. Allâh zengindir, siz ise fâkirsiniz.” ( Mûhâmmed, 38 )

 

     “Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, en güzeli de yalanlarsa, Biz de onu en zora hazırlarız. Düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez.” ( Leyl, 8 – 11 )

 

     Peru’nun acîl yardıma ihtiyacı var. Harcamalarımızı kısıp gönderelim, kendimizden ve âîlemizden fedâkârlık edip gönderelim.

 

     Bunu yapmak için kendi maddî durumumuzu yetersiz görmeyelim. Yardım, “fazlasını kazanarak” değil, “kısarak” yapılır.

 

     Allâh’ın hoşnut olacağı ve başkaları için harcama yapmadıktan sonra, kazandıklarımızın ne değeri vardır?

 

     Unutmayın: Kazandıklarımız, kaybettiklerimizi satın alamaz.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim