1. YAZARLAR

  2. Mustafa Özcan

  3. Perinçek’in sağına düşenler!
Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Yazarın Tüm Yazıları >

Perinçek’in sağına düşenler!

A+A-

Vaktiyle bir rejime gönül vermişler ve eğrisini de doğrusunu da doğru bellemişler ve bu doğrularına herkesi ve her şeyi ortak etmek istiyorlar. İran mühibbanının temel çıkmazı budur.

 ‘Devrim Muhafızlarının Tehdidi’ yazımın üzerine yine malum kesimler hem çarpıtma ve hem de kara çalma cihetine gitmişler. Gazeteye (Yeni Akit) ziyarete gittiğimde konuyu dostumuz Nuri Karahasanoğlu’ndan öğrendim. Esasında bu hususta tali tartışmalara girmek konuyu dağıtmak olur. Lakin şahsıma yönelik sataşma ve çarpıtma olduğundan dolayı meseleyi izah etmek lüzumu hasıl oldu. Bir de cevap vermediğinizde sankı karşı tarafın karalamalarını teyit etmiş gibi algılanıyorsunuz. Birileri bu yazımızdan dolayı gayrete gelmiş ve benimsediği çizgi adına bizi karalamaya çalışmış. Esasen bu isimler muhatabımız değil. Herkes kendi zamirini bilir. Kemal Kemahlı adlı şahıs da söz konusu ‘Devrim Muhafızlarının Tehdidi’ yazımdan sonra beni aradı. Beni aradığında ne kendisini biliyor ne de tanıyordum. Bana haberin kaynağını sordu. O sırada yoğunluktan dolayı internet ağlarında sıkışma vardı ve beni 15 dakika sonra aramasını istedim. Aradı ve kendisine kaynağını da arz ettim. Sonra bu konuşmamız ve söz konusu yazımız üzerine bina etiği bir yazısında (http://abna.ir/data.asp?lang=10&Id= 254933) verdiğimiz kaynağa dudak büküyor ve Al Arabiya kanalı ve sitesinin Suudi ve İsrail sermayeli olduğunu ileri sürüyor. Farz edelim ki öyle lakin kendisine unuttuğu bir iki hususu buradan hatırlatacağım. Bunlardan birincisi, El Arabiya’nın mesnet olarak gösterdiği ‘Sobh-i Sadık’ gazetesi Devrim Muhafızları’nı bağlamıyor olabilir veya öyle bir yazı hiç yayınlanmamış da alabilir.
Lakin bu kaynaklar olmadan da bizim tezimiz İranlı yetkililer tarafından doğrulanmıştır. Bir iki gün sonra Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ramin Mihmanperest, Sobh-i Sadık gazetesindeki makalede yer alan hususu adını anmadan aynen doğrulamıştır. Yani elbette gazeteye atıfta bulunmadan muhtevasını dile getirmiştir. O da şudur: Türkiye ile Suriye ilişkileri çatallaşırsa Suriye’yi tercih ederiz. Dolayısıyla İran tarafını belli etmiştir ve buna karşı Türkiye’nin aynısıyla misilleme hakkını reddetmek herhalde ancak bir ülkenin lobiciliğiyle açıklanabilir. Suriye meselesi Türkiye-Şam rejimi meselesi değildir. Mesele Suriye halkıyla Suriye rejimi arasındadır. Lakin Suriye ve İran çizgisinde olanlar Türkiye gibi ülkelere şu mesajı veriyorlar:” Bırak Şam rejimi istediği gibi arındırma yapsın sen üzerine vazife olmayan işlere karışma!” Kemal Kılıçdaroğlu ile Kemal Kemahlı aynı çizgiyi paylaşıyor.
Halbuki, Suriye rejimine doğrudan veya dolaylı destek çıkanlar Suriye halkının içişlerine karışmaktadırlar. Söz konusu telefon konuşmasında amiyane tabirle Kemahlı bana bir yoklama çekti ve Adnan Arur’u sordu. Güya kafasına göre selefilerle aramda bir bağ olup olmadığına dair kendine göre bir test yapmak istiyordu. Besbelli ki benim yazılarımı hiç okumamış, sadece İran’la alakalı olanına vazife gereği ilgi duymuş. Okusaydı zaten bu soruyu sormazdı. Meşrep yoklaması çekiyor. Bu kadar da uyanık! Bunlar okuduklarını dahi anlayabilecek seviyede değiller ama bir kere gönül vermişler ve dolayısıyla hangi yolla olursa olsun sevdiklerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar.
¥
Kemah Kemahlı görüşmemizin devamını hatırlamamış. Kendisine İran’ın Bahreyn üzerine emellerini hatırlattım ve İran’da resmi seviyede Bahreyn’i İran toprağı olarak görenlerin bulunduğunu isimleriyle zikrettim. İran’ın Bayreyn üzerindeki hak iddialarını desteklemesi üzerine kendisine “Seninle diyalogumuz burada bitti ve sen bir Şii propagandistisin” dedim. Kendi adına değil sevdikleri adına konuşuyordu. Dolayısıyla muhatabımız kendisi değildi. Oyalanmaya değmezdi. Bunu da inkar edecek olursa birlikte telefon kayıtlarına başvurabiliriz. Evet, gönül verdikleri rejimin yanlışını doğru görerek bizleri ve herkesi de buna ortak etmeye çalışıyorlar. Bu olmayınca kara çalmaya çalışıyorlar. Güneş balçıkla sıvanmaz ve görüntüler eşliğinde gerçekler ortada. Esef verici olan bir insan hakları eylemcisinin ideolojik takıntıları adına zulme seyirci kalması ve meşrulaştırmasıdır. Mazlumları bastırmaya çalışmasıdır. Doğru ideoloji zulmü barındırmayan ideolojisidir. Çizgisini gözden geçireceğine bizi karalayarak vicdanını rahatlatmaya çalışıyor. Zaten söz konusu yazısını alıntılayan çevreler kiminle irtibatlı olduğunu bariz bir biçimde ortaya koymaktadır. Hama sokaklarında duvarlara ‘Allah yok, Beşşar var’ diye yazan zihniyetin ne insanlığı ne de Müslümanlığı söz konusu olabilir. Acaba Kemah Kemahlı gibi adamlar bizden aynı zihniyetteki Doğu Perinçek gibilerine de birinci sınıf Müslüman dememizi ve muamele etmemizi mi bekliyorlar? Acaba bu eleştirimizle ileri gittik ve tekfircilik çizgisine mi oturduk? Bu yandaşlar olmadık yerlere sızarak söz konusu kurumlarda ahengi angaje oldukları merci ve merkezler doğrultusunda bozmaktadırlar. Bizim gibi yazarlar Beşşar mezalimini telin ettikleri için ümmet içinde ihtilaf çıkartmakla suçlanıyor. Demek ki Beşşar ve çetesi birlik ve dirlik yanlısı ümmeti oluştururken bizler ise bozguncular güruhu oluyoruz! Bu insan hakları aktivisti Kemal Kemahlı rejimin kolluk kuvvetlerinin camilere ve minarelere ateş açtığını hiç mi görmez? İnsan haklarına karşı insan hakları aktivisti! Yoksa gözleri sevgi halesiyle ve perdesiyle bu kadar mı bağlandı? Ya da bunlar da yine bizim Devrim Muhafızları’na iftira atmamız gibi iftira mı? O görüntüler de Al Arabiya gibi kanalların imalatı ve fabrikasyon olmasın?
¥
Suriye rejiminin eski dostlarından Leys Şebilat Kemal Kemahlı gibilerine şöyle cevap veriyor: “Rejimin içinde ve dışında Suriye’ye bir askeri müdahalenin yolunu döşeyenler var. Halka orantısız güç kullanarak dış müdahale önleniyor mu yoksa davetiye mi çıkarılıyor?” Dış müdahaleye davetiye çıkaran Türkiye değil bizzat Beşşar Esad ve Baas oligarkıdır. Bugün İran da onlarla aynı cephede ve hendekte yer alıyor. Yanlışını da propagandalar ve Kemal Kemahlı gibi yandaşlar üzerinden örtbas etmeye çalışıyor. Unutmasınlar ki, zulüm alevi sonunda zalimleri de yakar. Anlaşılan, bu kadar açık gerçeğe bu kadar karartmayla karşılık verenlerin gönül gözleri kararmış.

YENİ AKİT 

YAZIYA YORUM KAT