1. YAZARLAR

  2. Yıldıray Oğur

  3. Peki, Veli Küçük neden hala tutuklu?
Yıldıray Oğur

Yıldıray Oğur

Yazarın Tüm Yazıları >

Peki, Veli Küçük neden hala tutuklu?

A+A-

Demokratlık, hakkaniyet, vicdan kürekle dağıtılsa payına bir gram düşmeyecek, kenarında oturduğu dere yukarı aksa son 20 yılda Kürt savaşından Irak’ın işgaline, 28 Şubat’tan 27 Nisan’a yaşanmış en büyük hukuksuzlukların büyük PR’cısı olduğu gerçeği değişmeyecek adam başta olmak üzere,

Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın tutukluluk hali üzerinden hepimizi hukuk ve vicdan testine tabi tutanlar,

Bu soru size.

Veli Küçük’ün üç yıla yakındır tutuklu yargılanması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Balbay ve Özkan ile hemen hemen aynı iddialarla yargılanmakta o da. Ergenekon üyeliğinden…

Veli Küçük’ün tutukluluk hali de bir cezaya dönüştü mü sizce?

Bu tutukluluk da adalet ve vicdan duygularınızı zedeliyor mu?

Eğer azıcık tutarlılık ve hukuk ölçünüz varsa bunu da söyleyebiliyor musunuz?

Ya da bundan neden hiç bahsetmiyorsunuz?

Yoksa Balbay ve Özkan gazeteci arkadaşlarınız, onlar masum, tutuksuz yargılanmalılar ama şeceresine bakıp hissediyorsunuz ki Veli Küçük suçlu, öyle mi?

Ne sakat, ne ilkel ne vicdansız bir adalet anlayışı bu.

Mahkemenin binlerce sayfalık iddianame, onlarca delil ve yüzlerce duruşmayla ancak varabildiği bir hükme siz hislerinizle varmışsınız.

Hangisi daha adil? Türk hukuku mu siz mi?

İşte cevap vermeniz gereken esas soru budur.

Ergenekon davası Türkiye’nin en hızlı ilerleyen davası. Kısa tatiller dışında hemen her gün duruşma var. Bu Türkiye’de hiçbir davaya nasip olmamış bir ayrıcalık. Zaten davada artık sonuna doğru geliyor.

Her gün duruşma, aylardır tutuklu olan, henüz mahkeme yüzü görmemiş Batman’ın seçilmiş Belediye Başkanı Necdet Atalay’ın, Diyarbakır’ın genç DTP’li İl Başkanı Fırat Anlı’nın hayal bile edemeyeceği bir ayrıcalık.

Sahi onların tutukluluğu hakkındaki hukuki ve vicdani hissiyatınız nedir? Kürenize bir bakın ve söyleyin; onlar da tutuksuz yargılansın mı? Ya kanser hastası olan Erol Zavar?

Gazetesinde hiç yayımlamadığı gazetecilik faaliyetleri çerçevesinde darbeye hazırlanan paşalarla “28 Şubat gibi yapmak lazım” gibi tavsiyelerde bulunduğu istişare toplantıları yapan, hangi parayla kurulduğu belirsiz televizyonuyla 27 Nisan’da ordunun da destek verdiği Cumhuriyet Mitinglerine öncülük eden, işinden atılmaması için memleketin sayılı zenginlerinden olan patronunu Jandarma Komutanı’nın, çağırıp tehdit ettiği karanlık ilişkilere girmiş gazetecilerden daha mı ciddi onların suçu?

Ha bu arada üzerine pek durmadığınıza göre iki gazetecinin tutukluluk haline itiraz ederken onların darbe hazırlığında birlikte iş tuttukları paşaların her birinin bir hastane köşesine kendisini atması da sizin vicdanınızı rahatsız etmiyor galiba?

Türk hukuk sisteminde tutuklanmanın çok kolay yapıldığını, tutukluluk sürelerinin cezaya dönüştüğünü söylemek hakkınız ama bunu söylerken hislerinize göre bir hukuk ve vicdan icat edip HSYK’sı, Yargıtay’ı, devleti koruma refleksleriyle mahvedilmiş Türk hukuk sistemine bile rahmet okuttuğunuzun farkına varın.

Ya da oturup Balbay ve Özkan için adalet isterken Veli Küçük’ü de unutmayın…

Bir bilmecem var çocuklar

Haydi sor sor seslerini duyar gibiyim.

İşadamıdır: AKP’nin iktidar olmasını istediğini ama kendisinin CHP’ye oy vereceğini söyler.

Solcudur: Hayatı 12 Eylül’e küfrederek geçer, Geçici 15. madde kalksın diye bağırır ama ama 30 yıl sonra birgün anayasadan 12 Eylülcülerin yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde (formalite bile olsa) kalkarken sırf bunu yapan iktidarı sevmediği için Kenan Evren’in yanına düşer.

Sendikacıdır: Anayasa paketine hayır oyu vereceğini söyler ama toplu sözleşme masasında o paketle gelen sendikal haklardan yararlanmak için pazarlıkların referandum sonrasına bırakılmasını teklif eder

Ulusalcıdır: Başına gelen her kötülüğün anası olarak ABD’yi görür, tam bağımsız Türkiye ister, sevmediği herkese “Amerikanın adamı” der, ama bir hükümet ABD’ye rağmen bir BM kararında hayır oyu verince “Eksenimiz kayıyor” diye ortalığı birbirine katar.

Tam bağımsızlıkçıdır: “IMF bizi sömürüyor”, “IMF’ye hayır” der ama bir hükümet ilk kez IMF ile anlaşamaya yanşamayınca “krizi çıkacak” lobisine katılır.

Eşitlikçidir: Herkese parasız sağlık hakkını savunur ama doktorlara özel muayenelerini kapattıran, onları hastanelerde daha çok çalışmaya yönelten Tam Gün Yasası’na karşı çıkan Tabipler Odası solcu olduğu için hastaların değil doktorların yanında yer alır.

Vatanseverdir: Bir Türk dünyaya bedeldir der ama bir gün İsrail o dünyaya bedel Türklerden 9’unu öldürünce sırf ölen Türklerin fikirlerini paylaşmadığı için İsrail’e hak verir.

Laik, Kemalist, solcu, ulusalcı deyince akla hemen onun adı gelir.

Tamam şimdi bulmuş olmalısınız…

Uyan da balığa çıkalım

Ramazan Ateşkesi’ni ilan edilmeden bir ay önce yazdığım balıkçı haberiyle televizyonda dalga geçen bir Ayşenur Arslan vardı, sahi ne oldu ona?

TARAF

YAZIYA YORUM KAT