Peçe, entegrasyon ve mücadele söylemleri

26.07.2010 04:31

Rıdvan Elseyyid

Suriye eğitim bakanının üniversitelerde peçeyi yasaklama kararı bizleri bir kez daha birçok Avrupa, Arap ve İslam ülkeleri ve toplumlarındaki peçelilerin ve başörtülülerin karşılaştığı sorunun önüne koyuyor.

Mısır'daki bazı üniversite rektörleri, bazı eğitim bakanları ve yükseköğrenim son yıllarda peçeli kızların sınıflara girmesini engellediler. Fakat her defasında mahkemeler peçeli kızların yanında yer aldı, bakanların ve üniversite rektörlerinin kararlarına karşı çıktı. Fransa ve Belçika'da bilindiği üzere parlamentolar okullarda, üniversitelerde ve kamu kuruluşlarında dini semboller taşınamayacağı gerekçesiyle peçenin yasaklanması yasasının çıkarılmasını tartışıyorlar. Avrupa ülkelerindeki genel tartışmalarda başörtüsü ve peçe düşmanları her iki kıyafetin de ulusal kimliğe zarar veren, ilericiliğe ve kadının özgürlük ve saygınlığına karşıt olan hususiyetin büyüklüğüne işaret ettiği için entegrasyonu engellediğini ifade ediyorlar.

Avrupa ülkelerinde peçeli kadın ve kızlar azınlıklar. Peçe yasağında ısrar edilmesi, Batılılaşmaya yönelik direnişlerine sebep olacağı için peçelilerin sayılarını artırmaktadır. Entegrasyon da bir seçenektir. Şu an peçenin Avrupa sokaklarında şaşırtan bir olguya dönüştüğünü söylemek gerek. Birkaç hafta önce İngiltere'nin Oxford kentinde idim ve Britanyalı bir arkadaşla konuyu tartışmıştık. Caddedeki peçeli kadınlara işaret etmişti. Kadınlarla hemen konuşmuştum ve bu kadınların Katar ve Suudi Arabistanlı turistler olduğunu anladık. Bu bağlamda peçe takmanın sebeplerini, dini mi yoksa Arap, Hint, Pakistan ve diğer Asya ülkelerinden üçüncü nesil göçmen kızların bir kültürü mü olduğunu açıklama fırsatı doğdu. Her halükârda tepkiler bir yana Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin, siyasilerin ve aydınların başörtüsü düşmanlığına rağmen bu olgu, üzerinde ciddi düşünmeyi hak ediyor. Bugün Avrupa'nın başörtüsü ve peçeyle mücadelesi Avrupalıların yıllar önce hipilerle, Asya dinlerinden birine bağlı gençlere yönelik 'rahatsızlardan' farklı. O vakitler Almanya'da okuyordum ve bu durumdan hoşlanmayanlar konuyu Burma, Hindistan veya Japonya'daki Hinduizm ve Budizm'deki bozulmayla irtibatlı kılmıyorlar, bu kimselerin çalışmak, Japonya ve Çin'deki insanların bildiği ciddi hayatı istemeyen tembel bir millet olduğunu tekrarlayıp duruyorlardı. Bugün Avrupa'nın başörtüsü ve peçe tutumuna gelince; Avrupalılar peçeyi tam bir kültürel manzumeyle irtibatlı kılıyor veya birbiriyle mücadele eden iki kültürel manzume -Avrupa aydınlanma ve İslamcı 'geri kalmışlık'- olduğunu ifade ediyorlar. Bu söylem başörtüsü ve peçeyi aşıp ifade özgürlüğü gerekçesiyle Hz. Peygamber'e yönelik karikatürlere, cami inşaatına müdahaleye, minare yasağına, Müslümanlarla ilgili önlerine gelen sorunlarda İslam şeriatının bazı hükümlerini tanımaya başlayan yargıçlara karşı kampanya başlatmaya geçiyor. Müslümanlar gibi Avrupa da kültürel olarak değişti, entegrasyon ve ulusal kimlik konularını gerekçe gösteren bir tür İslamfobia ortaya çıktı.

Suriye, Mısır, Tunus ve diğer ülkelerin kararlarına dönelim. Avrupalılar başörtüsü ve peçenin geçmişte ve şimdi kendilerine yabancı olduğunu iddia edebilirler. Arap ve İslam ülkeleri için durum öyle değil. Zira bu ülkelerde nesillerden beridir peçe biliniyor ve yaygın. Ben burada Körfez ülkelerinden değil, Suriye, Mısır, Tunus ve Fas'tan bahsediyorum. Bugünkü başörtüsü ve peçenin klasik toplumlarımızdakinden farklı olduğu kabul edilmeli. Evet ortada gençlerde yeni bir bilinç var. Bu bilinçlenmenin sebebi İran ve Suudi Arabistan değildir. Bu bilinçlenme İslamî uyanışın sonucudur. Uyanışın ise evde, sokakta ve halka açık alanlarda göstergeleri, birbirini izleyen ayinleri ve gelenekleri vardır. Kahire, İskenderiye, Şam ve Halep sokaklarındaki kadınların yüzde 80'i başörtülü, yüzde 20'si de peçelidir.

Arap ve İslam ülkelerindeki peçeli kızlara yönelik bu kararları almaya sevk eden sebep veya sebepleri anlamış değilim. Ne var ki olumsuzlukları beklenen olumlu yönlerinden daha büyük olacaktır. İnsanları sembolleri ne olursa olsun bırakalım. Böylelikle karşı koymak zorunda kalmasınlar. Bu konuda Şam'ın ilk 'kralı' Muaviye Bin Ebu Süfyan'ın şu ifadesini düşünelim: "İçinizden her biriniz kılıç çekmedikçe veya minbere çıkmadıkça dilediğini yapsın." LONDRA'DA ARAPÇA YAYIMLANAN EL ŞARKULEVSAT GAZETESİ, 23 TEMMUZ 2010

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim