1. YAZARLAR

  2. Salih Tuna

  3. Paşanın tuhaf sırrı
Salih Tuna

Salih Tuna

Yazarın Tüm Yazıları >

Paşanın tuhaf sırrı

A+A-

Eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'ya atfedilen ses kaydı nerdeyse bir darbeler fragmanı.

Maşallah, paşamızın katılmadığı darbe yok!

Tam bir darbe kompetanı!

Öyle bir “27 Mayıs'ta da vardım” deyişi var ki, olursa o kadar olur!

Hele “Sabıkalıyım yani. Sicili bozuk bir adamım...” derken nasıl mağrur; anlatamam!

Lakin şu kadarcığını söyleyeyim:

Yeryüzünün en demokrat insanı olsanız bile, bir an için kaptırıp, onun gibi “sabıkalı” ve “sicili bozuk” bir vatan evladı olmadığınıza hayıflanıyorsunuz!

Paşamın sesi de, en az “ifşaatı” kadar mükemmel.

Muhabbetin koyuluğuna delalet eden çay kaşığı efekti eşliğinde düşük frekanstaki sesi, gizemli bir sahiciliğin de işareti.

Sayesinde 27 Mayıs ve 12 Eylül'de minik bir gezinti yapıyor, 28 Şubat'tın “ağır acılı sularında” demleniyorsunuz!

Anlatımdaki doğallığı, vurgulamadaki içtenliği, hepsinden önemlisi de, itimat telkin eden babacan ses tonu…

Avcılar kıraathanesinin ununu elemiş, eleğini asmış en hoşsohbet avcısını dinlemiş gibi oluyorsunuz.

Öyle etkileniyorsunuz ki; “Madem avcı olamadık, böylesine virtüöz bir avcının avı olsaydık bari!...” demenize ramak kalıyor.

Sonra…

Dipçiklerin parçaladığı beyinleri, yaşını büyüterek idam ettikleri çocukları, mezarı dahi bilinmeyen “militanları”; kıyımları, yıkımları hatırlıyor; zaten ilelebet “av” olduğunuzu adamakıllı fehmediyor, derinden irkiliyorsunuz.

Ne ki, paşam bu ses kaydını da muhakkak kabul etmeyecek.

Bir öncekinin (galiba üçüncüsü) internete düşmesi üzerine medya mensuplarını hafif yollu azarlayarak, “Çocuklar bu saçma sapan uyduruk şeylere hakikaten inanıyor musunuz?...” demişti ya, oradan belli.

Dolayısıyla…

Mahut ses kaydında geçen “Biz partiyi kapattık yav” ifadesi de, çocukların “Kur'an ezberleme tehlikesine” karşı, Kur'an Kurslarının mutlaka kapatılması talimatı da, “Mesut Yılmaz'a altın tepside iktidar teslim ettik” itirafı da yalan!

Bir de, 28 Şubat yalan olsa, yani, hiç olmadığına inansak tamam olacak!

Lakin…

Murat Menteş kardeşimin “Dublörün Dilemması” adlı güzelim romanına epigraf seçtiği bir Cüneyt Arkın repliği geliyor aklıma: “Canımın içi, böyle şeyler yalnızca romanlarda olur.”

Karadayı paşam ses kaydının “uyduruk” olduğunu ispat etse bile, bir şey var ki, hayatta yalan olduğuna inanmam.

“Çocukları gönderdim Antalya'ya…Ama hanıma bile söylemedim…Anladılar onlar da tabii…” ifadesi o kadar tanıdık ki, asla tezvirat olamaz.

Çünkü Kenan Evren başta olmak üzere 12 Eylül cuntasının azametli paşaları “Darbe yapacağımızı eşelerimiz bile bilmiyordu!..” demişlerdi.

Elbette bu “raconu” yeni yetmeler bilmez.

Onlar, AK Parti'ye kapatma davası açan Başsavcımın, “İddianameden eşimin bile haberi yoktu…” sözünü bilirler sadece. ( Saygıdeğer eşi de “Son aylarda “google”den çıkmıyorsun bey, hayırdır?..” gibilerinden sormaya ihtiyaç duymadan eminim mevzuyu anlamıştır. )

Heyt be babalar, şu iş tutuştaki ciddiyete, şu ketumiyete bakın; eşlerine bile çaktırmamışlar vaziyeti, diyeceğiz.

Ama…

Paşam, “Anladılar onlar da tabii…” diyor.

Çünkü işin fiyakası burada!

Hulasa, anlaşılmasından marazi bir haz aldıkları son derece tuhaf “sır” saklama tarzları var.

Söylemeden anlatılan hallerin etkisi bir darbeciyi hem daha gizemli, hem daha güçlü kılıyor demek ki!

Gelgelelim eşlerinden sakladıkları darbe sırrını, eloğlu mufassal biliyor:

“Bizim çocuklar işi bitirdi…”

Zaten ABD'nin bilmediği “darbe” de, günlüklerde kalmaya mahkum değil mi?

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT