1. YAZARLAR

  2. Abdurrahman Dilipak

  3. Paşalar, Yunanlı gazeteci ve Amerikalılar?
Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Yazarın Tüm Yazıları >

Paşalar, Yunanlı gazeteci ve Amerikalılar?

A+A-

Ajanslar “Yunan gazeteciden ABD'ye Gül sorusu” diye duyurdu haberi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt için “müstakbel diktatör” dediği için ABD Dışişleri Sözcüsü tarafından “haddini aşma” şeklinde uyarılan Yunan gazeteci Lambros Papadopulos, bu kez “Abdullah Gül’ün Müslüman olması ABD Hükümetini kaygılandırıyor mu?” diye sordu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Tom Casey, günlük basın bilgilendirme toplantısında Gül ile ilgili ilginç bir soruya muhatap oldu. Papadopulos bu kez;

-“GÜL’ÜN MÜSLÜMAN OLMASINDAN KAYGI DUYUYOR MUSUNUZ?”

Diye sordu.. New York Times’ da, Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasıyla Türkiye’nin 84 yıllık laik yapısının gücünün kırıldığı şeklinde bir değerlendirmede bulunulduğunu hatırlatan Lambros, “ABD Hükümeti olarak Cumhurbaşkanı Gül’ün Müslüman olmasından kaygı duyuyor musunuz? Bu durumla bir sorununuz var mı?” diye sorunca ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Casey ise Gül’ün seçilmesi ardından yaptıkları açıklamayı hatırlatarak “Bu seçimin Türk demokrasisinin ve Türk anayasasının gücünü gösterdiğine inanıyoruz. Cumhurbaşkanı olarak Gül ile ve yeni hükümetle olumlu ve iyi ilişkilerin sürdürülmesini istiyoruz” diyerek konuyu geçiştirmeye çalıştı..

Sorunun soruluş biçimi, sanki daha önceki Cumhurbaşkanlarının “Müslüman olmadığı” gibi bir anlam içerecek şekildeydi ve bu da ciddi bir rahatsızlık oluşturmuştu..

“Laiklik” vurgusunun İslâma ve Müsülümanlara karşı yapılmış olması ve sorunun bir Yunanlı gazeteci tarafından yapılmış olması da önemli idi.

CHP çevresinden birileri ile Perinçek, Arsel, Moiz Kohen, Osman Nuri Çerman gibi birilerinin, laikliği Sovyetik anlamda anlayarak, laik rejimi dine karşı bir din olarak gördüklerini, laikliği dinleştirdiklerini ve laiklik adına dinde reform gayretleri içine girdiklerini, Türk'e yeni bir amentü yazmaya çalıştıklarını biliyoruz.. Hatta İsmet Paşa'nın, nev-i şahsına münhasır bir laiklik anlayışının sonucu, bırakın namaz kılmayı.. Allah kelimesini kullanmamak konusunda özel bir titizlik gösterdiğini de biliyoruz.. Hatta bu resmi zevat ve askeri erkanın cenaze namazına katılması bile önemli bir gelişme.. Ben, “İnşallah, Maşallah, Allah nasib ederse, Allah yardım ederse” şeklindeki sözleri sebebi ile “çok Allah dediği” için yargılanan eski bir politikacının yeğeniyim.. Abdullah Gül’ün TBMM deki konuşmasının ardından “Allah utandırmasın” demesi bile bu anlamda birilerine göre “karşı devrim” nitelikli, “anti laik bir meydan okuma” şeklinde algılanırsa buna şaşmamak gerek.

Bu askeri şehidlik olayı da ilginç. Şehidlik dini bir unvan, dini bir kavram. Dinsiz de olsa biri, şehid ilan edip cenaze namazını kılacaklar. Hani, Ermeni ya da Rum bir asker çatışmada hayatını kaybetse ne olacak? Kilise kapısında aynı çevreler ayine katılacak mı? Katılıp ne yapacaklar? Sadece izleyecekler mi?. Benimkisi sadece bir merak.. Kimse, o bir türlü gereklerini yerine getirmedikleri, reforma tabi tutumaya çalıştıkları Müslümanlıklarından vazgeçmez gibi geliyor bana.. Biraz da Müslümanlığı anonim, bedava, (Pulic domain), promasyon türü “ne olur ne olmaz, her eve lazım” bir şey olarak mı görüyorlar, bilmiyorum..

Aslından Türkiye'den bakınca, bu tartışmanın arka planını bilmeyenler için bu soru provakatif, saçma bir polemik olarak düşünülebilir. Ancak ABD'de, özellikle Yunan gazete ve dergilerinde, Ermeni yayın organlarında, Bazı Siyonist grubların da körüklediği bir tartışma var. Mustafa Kemal'den başlayarak bu güne kadar Türkiye'nin laiklik serüveni, darbeler, İslâma karşı politikalar tartışılıyor.. Sabataylık, Selanik, Ermeni meselesi ile bağlantılı olarak İttihat Terakki, Almanlar, Fransızlar, Ruslar, İngilizlerin ve ABD'nin Türkiye politikaları, soğuk savaş dönemi sorgulanıyor.. Özellikle de Ortadoksluk, Kurtuluş savaşı, Patrikhane sorunu çerçevesinde Türkiye üzerinde yapılan tartışmaların önemli bir bölümü “yasak” kapsamında..

Papadapulos'un sözleri, bu tartışmalardan haberi olmayanlar için art niyetli gelebilir. Ama önümüzdeki günlerde bu tartışmanın daha da dallanıp budaklanacağı, Türklerin Müslümanlığının ve Türk tipi Laikliğin daha çok tartışılacağı ve Türkiye'nin yakın geçmişindeki darbeler ve iktidar arayışları, İslâma ve Müslümanlara karşı sopa politikasının farklı bir açıdan uzun bir süre tartışma gündeminde en ön sırada yerini alacağı kesin..

Şimdi Gül'e karşı kimilerinin tavrı ile, Papadupolos'un sorusunu yanyana koyunca nasıl bir tablo ortaya çıkıyor size göre.

Hadi milletle inatlaşmayı, Milli İrade ile inatlaşmayı, yasama ve yürütme ile inatlaşmayı bir kenara bırakalım..

Tamam Özal’ın dediği gibi, bir gün “alışacaklar, alışacaklar”.

Birileri kendi astlarının itaatsizliğine karşı nasıl bir tepki duyuyorsa, o birilerinin kendi üstüne karşı iteatsizlişk anlamına gelebilecek tavrına karşı da yine birilerinin aynı şekilde tepki göstermesi gerekmez mi?

Kimsenin bu milletin iradesi ile bir makama yükselmiş bir kişiye karşı, kendini “beyaz adam” yerine koyarak kara derili yapmasını kabul edilemez.. Atanmışların seçilmişlere karşı daha “disiplinli” olması gerekir.. Bunun aksi milli vicdanı yaralar ve koruduklarını sandıkları değerlere zarar verir..

Biz siyasi otoriteye bağlı kamu görevlilerinden de, bizim seçtiklerimize karşı en az Amerikalı diplomatların gösterdikleri diplomatik inceliği görmek isteriz..

İnsaf sahibi hiç kimse yaşanan kabalıkları görmezden gelemez..

Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, Cumhurbaşkanlığı sürecindeki olumsuz tavırlardan dolayı Genelkurmay Başkanı'na önemli bir çağrı yaptı.. Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) Genel Başkanı Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, Cumhurbaşkanlığı sürecindeki olumsuz tavırlardan dolayı "Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e istifasını sunması gerektiğini" belirterek Gül'ün istifayı kabul etmemesi durumunda görevine devam etmesini istedi. İstifa etmezse görevden alınmasını tartışanlar da var..

Devletin, ordunun ciddiyeti, saygınlığı birilerinin kapris, kompleks ve siyasi tercihlerine, dayatmalarına feda edilemez. Sahi bütün bunları yapanlar, Ali Bayramoğlu'nun dediği gibi “peki siz kim oluyorsunuz” ve hesabınız ne? Ne istiyorsunuz, ne hakla, kimin adına!

30 Ağustos böyle kutlanmamalı idi.. Bir bayramı zehir etmeye ne hakkınız var? İlle de görevden alınmanız mı gerekiyor, sizin YAŞ'da yaptığınız gibi disiplinsizlik gerekçesi ile nezaket denen bir olay var. Yoksa birileri silaha davranıp, tankları yürütüp darbe mi yapacak? Hadi! Ne bekliyorlar.?

Güldürmeyin dünyayı. Yeteri kadar yaptınız, artık utanın, susun ve oturun oturduğunuz yerde..

Bir devlet büyüğü, amiriniz konumundaki misafirinize milletin huzurunda bazı şeyleri yapmaya ne hakkınız var? Bu millet bunun için para vermiyor size. Bunun için göndermiyor çocukları oraya!

Milletle inatlaşmayın, uzlaşın. Barlas'ın dediği gibi “geçmişte ziyan edilen günlerimiz” bize yetiyor. Eski defterleri karıştırmayalım şimdi..
Basın akreditasyonu yetmemiş, eşinin başı örtülü milletvekilleri yetmemiş, şimdi de siyasi tercihe dayalı yeni bir ayırımcılıkla, yeni bir akreditasyon skandalı ile tanıştı Türkiye 30 Ağustos'ta..

Böyle olmamalı idi, buraya gelmemeli idi bu işler. Ayıptır, yazıktır..

Selam ve dua ile..

 

Vakit Gazetesi

YAZIYA YORUM KAT