1. YAZARLAR

  2. Orhan Miroğlu

  3. Parça parça
Orhan Miroğlu

Orhan Miroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Parça parça

A+A-

Geçen hafta bu köşede okuduğunuz Ergenekon yazılarına olumlu- olumsuz epey mail geldi.

Bu arada, ismi yazıların birinde geçen dostumuz Ahmet Say telefonla aradı, ve düşündüklerini ifade eden bir metin yolladı.

Ertuğrul Mavioğlu’nun Radikal 2’deki yazısı ise ibretlik. Onun gibi kendini sosyalist sanan İttihatçılara söyleyecek sözüm yok benim.

İsteyen, İstanbul’da Yılmaz Özdil’le, Ankara’da Erturk Yöndem’le utanç duymadan yürümeye devam edebilir. Ama bu toplumun hafızasına, bu şekilde ihanet etmek istemeyen herkesin de, MİT’çilerle, İttihatçılarla kurulan işbirliğinin özgürlüğü savunmakla bir alakası olmadığını yazmaya ve savunmaya hakkı var. Mavioğlu, Ahmet Şık’ın bıraktığı yerden işe devam etmeye, bayrağı yerden alıp kaldırmaya kararlıysa, yani şu malum kitap projelerine editörlük-yazarlık yapmaya niyetliyse; bir gün bu projeler kapsamında devletin istihbarat örgütlerini savaş yıllarında ‘hakkıyla’ temsil edebilmiş Kaşif Kozinoğlu gibi kimselerle yolu kesiştiğinde -bu her nedense kaçınılmaz oluyor-; Fethullah Gülen’i ve bir gün hepimizi mahvedecek olan Gülen’in zombilerden kurduğu orduyu sorsun tabi, ama bir zahmet, fırsat bu fırsat deyip, bu örgütlerin faili meçhule giden yazarlar, gazeteciler, bilim insanları hakkında tuttuğu raporları, gerçekleştirdikleri operasyonları da öğrenmeye çalışsın. Asıl gazetecilik budur bence. Bu gazeteciliği yapanın hakkını hukukunu sonuna kadar savunmak için ömrümün kalan yıllarını vermeye hazırım.

Geçiyorum, ve kısaltarak, Mavioğlu’nun yayıncısı, Say’ın yolladığı metni, söz verdiğim üzere buraya alıyorum:

‘Orhan Miroğlu’nun, Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun ortak kaleme aldığı Ergenekon’da Kim Kimdir isimli kitaba yazdığım Önsöz’den hareketle yazdığı “Ergenekon Piyasası” başlıklı yazısındaki kimi ifadeler –Orhan Abi konuşmamızda bir “yanlış anlaşılma” olduğunu söylediğinden aksini düşünmek istemiyorum– beni fazlasıyla üzdüğünden yazıyorum bu satırları. Benzer yanlış anlamalara mahal vermemek için.

Ergenekon yargılamalarıyla ilgili tüm düşüncelerine katılıyorum Orhan Miroğlu’nun, bu biliniyor.
Yargılamaların, davaların eksiklerini Orhan Miroğlu gibi Ahmet ve Ertuğrul’la birlikte ben de eleştiriyorum; hayati davalar olduğunu da ısrarla vurgulayarak, bu da biliniyor. Ama konu bu değil. Konu birilerinin değirmenine su taşıyormuş gibi görünmem, yargılanmam. O halde konuşmam gerek. Orhan Miroğlu’na teşekkür ederim bana bu fırsatı verdiği için. Bu vesileyle, konuyla ilgili düşüncelerimi de yazmış olayım.

Benjamin’in alıntıladığım paragrafında dile geldiği şekliyle, her türden tikelci, ötekileştirici, eşitsizlik vazeden yaklaşım –buna modernliğin kendisi de dahildir ve temelde ona dönüktür eleştirisi Benjamin’in– benim için itiraz konusudur. Aynı biçimde her iktidar odağına da eleştirel yaklaşırım. Bunlar kimliğimin temel bileşenleridir, evrensel ilkelerdir benim için.

Ben, bir yandan davaların topyekun yanlış olduğunu söyleyenlere karşı bu davaların yerinde ve hayati olduğunu savunuyorum bir yandan da eksiklerini işaret ediyorum. Ben dava hakkında ne düşündüğümü net söyleyebilirim soran olursa şayet. Başkalarının benim ne düşündüğümü medyumluk yetenekleriyle “keşfedip” yazmasından daha totaliterce ne olabilir ki!

Öyleyse yazalım: Türkiye’nin tüm despotik, anti-demokratik, karanlık geçmişini masaya yatırma fırsatı sunan Ergenekon davaları hayati önem taşımaktadır. Bu böyledir. Umarım Türkiye’nin ekseriyetinin paylaştığı bu inancı sarsacak gelişmeler olmaz. Kaldı ki Ergenekon davaları söz konusu olduğunda görünüş yeterince vahim değil mi: darbeler, darbe girişimleri, hükümet devirme operasyonları, suikastlar, faili meçhuller, işkenceler, katliamlar, toplu kıyımlar, gömülü cephanelikler, kan ve göz yaşı… Bunları yeterince ciddiye alabiliyor muyuz acaba?

Ahmet Say.

Mardin Valisi Hasan Duruer’in merkeze alınmasını, Mardinliler bir türlü kabullenemiyorlar.

Bence çok haklılar. Görevden alındığında Duruer, Güney Afrika’daydı. Kente dönüşünde, sevgi gösterileriyle karşılandı. Halk valisini geri istiyor. Çünkü Mardin Valisi Duruer, gerçekten başarılı bir bürokrat ve bu kadim şehre kazandırdıklarıyla, her zaman anılacak olan bir insan.

Ama anlaşılan, sayın vali, siyaset sınıfının bizim oralarda, bürokrasiye karşı yıllardır devam eden geleneksel tutumunu bir hayli zorlamış.

Siz gazetecilerin karşısına geçip, ‘Yozgatlılar da yoksul, ama dağa çıkmadılar, demek ki Kürt meselesi sadece yoksulluk meselesi değil, aynı zamanda bir kimlik meselesi’ diyebilen kaç vali tanıyorsunuz bilmiyorum, ama sayın Duruer benim bu anlamda tanıdığım ilk valiydi. İnsan değişime işaret eden bu türden söylemlerin, doğrusu halkın vekillerinden gelmesini arzu ediyor. Bunun yerine, anlaşılan vekillerimiz işi gücü bırakmış Valiyle uğraşıp duruyorlar. Geçen sene Mardin’de tarihi bir mekanda, değerli modacımız Cemil İpekçi’nin gerçekleştirdiği defile sonrası, AK Parti Milletvekillerinden birinin gösterdiği tavır sonucu başlayan tartışmayla, bu tasarrufun bir ilgisi var mı, bilmiyorum. Herkes susunca insan gerçeği de öğrenemiyor. Ama eğer Sayın Duruer’in merkeze alınmasında, bu defilenin de payı olmuşsa, çok yazık! Mardin halkı, şimdi Duruer’in bir gece yarısı kararnamesiyle merkeze alınmasının sebebini bilmek istiyor ve ilgililerden açıklama bekliyor.

Kökünü Arayan Çınar, değerli dost A. Sırrı Özbek’in ilk kitabı. (Belge Yayınları-2011)

Ortak arkadaşımız Ömer Akat kitaptan daha piyasaya çıkar çıkmaz bana söz etmişti, beğeniyle okuduğunu anlatarak tabi. Sırrı Özbek’le hoş bir rastlantı sonucu geçen Şubat ayında, İstanbul’da tanıştım. Kökünü Arayan Çınar’ı lütfedip imzaladı. Bir solukta okunacak, kıymetli bir kitap yazmış Sırrı Özbek. Ve bu ilk kitap onun, ‘çocukluğunu cebinde taşıyan anlatıcılardan’ olduğunu gösteriyor. Kökünü Arayan Çınar bir başlangıç, tarih içinde bir yolculuk. Sırrı Özbek öyle görülüyor ki, çocukluğunu cebinde taşımaya ve orada keşfedilmeyi bekleyen anılarını bize anlatmaya devam edecek.

Herkesin Newroz’u kutlu olsun ve barışa vesile olsun.

orhanmir@hotmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT