Paranın dini...

13.04.2010 04:08

Atilla Özdür

ASKON Genel Başkanı Mustafa Koca, Türkiye’nin uğraşageldiği, dünyayı çemberleyen krizden olabildiğince az hasarla kurtulma çabasıyla ilgili değerlendirmesini açıkladığı toplantıda, mesut bir tesadüf, yer yer Başbakanla çelişiyor...

 ‘Paranın dini imanı olmadığı’ söylemine karşı çıkarak bunu, ‘Parayı elinde tutanın dini-imanı olmalı’ kalıbına yerleştiriyor...
Doğrudur, din iman, akıl ve feraset, kin, intikam ve merhamet kişiye özgü haslet ve mükellefiyetlerden... Cehennem ya da cennet, parayı değil paralıyı beklemekte...
Başbakan da, paranın değil paralının yaptıklarından yaka silkercesine müşteki... İkisi de aynı çizgide fakat yönleri farklı
‘Mes’ut çelişki’ de burada... Burada amma nasıl,
¥
İşsizliği yapısal bir gerçek kabul etmeyen Başbakan Erdoğan, onun hayali ve insani bir problem olduğuna kani... Sanırsınız ki Tayyip Erdoğan, Marksizme kanat açmış, uçuyor... Eskiden olsaydı, hiç durmazlar, yapıştılar mı yakasına, çekerlerdi içeriye, 141’den...
‘Nasıl daha fazla kazanırım’ diyen, Anadolu’nun birçok yerindeki ‘maddi çıkarlarını ön planda tutan işverenlerin’, insan ve emek sömürüsü yaptıklarını açıktan açığa haykırıyor... Bilhassa bayanların istihdam edildikleri yerlerde sosyal güvence noktasından acımasız davranışlar olduğunu görüyor. Bu istismarcılar yasal olarak sıkıştırıldıklarında feryada başlıyorlarmış...
Nitekim, bu çığlıklardaki feryad-ı figan gidişin neticesinde Başbakan, kendini mecbur hissediyor büyük mağazalarla, yerli yabancı alışveriş merkezlerine, pazar günleri ‘açık olma’ ruhsatı vermeye...
Ve devam ediyor Başbakan,
‘Böyle emeği sömürerek ‘ben zengin oldum’ demek olmaz... Çalıştıracaksan hakkını vererek çalıştıracaksın. Kayıtdışının yüzde elliye yükselmesinin bu ülke için ne büyük bir darbe olduğu ortada... Türkiye’nin tek kaynağı vergi, vergi olmazsa bir yere varamayız’...
¥
Başbakan, davranışlarından şikâyet ettiği para sahibi müteşebbisleri tek matrise yerleştiriyor. Bunların dinlerinin ve imanlarının bulunup bulunmadığını, benimsedikleri dinin geçerliliği konusunda da her hangi bir yorumda bulunmuyor...
Emeği sömürerek ‘ben zengin oldum’ diyenlerin, bilhassa bayanların istihdam edildikleri yerlerde, özellikle tekstil sektöründeki istismar ve acımasızlık ile ‘nasıl daha fazla kazanırım’ ilkesini hayat felsefelerine temel referans alanların iç dünyalarına ilişkin tek laf etmiyor...
Kanun yolunda sıkıştırıldıkça feryada başlayan ‘eli paralılar’ sınıfına mensup vatandaşların arasında kimileri dinli-imanlı, kimileri de kendilerini bu yükten muaf addedenler kategorisinden... Niteliğindeki tek boyutlu bu sınıfın nicelik farklarına teğet geçiyor...
Başbakanın politikacı kimliğiyle konuşuyor olması, daha diplere doğru detaylara inmesine izin vermiyor.... Politikaya atıldıktan sonra düzayak konuşmak, hemen bütün ahlakçıların, ilahiyatçıların, sosyolog ve ilim fikir adamlarının ortak özelliklerinden... Sendikacılar bile mebus olduklarında politik ruhlarını değiştiriyorlar...
Oysa, parayı elinde tutanın dinli-imanlı olması, işsizliği önlemekte maalesef yeterli olamıyor...
Çünkü, ‘nasıl daha fazla kazanırım’ probleminin iç ferahlatıcı cevabının, dışarıda üretmek biçiminde verilebildiği bir memlekette işsizlik, hem gerçek bir sorundur hem de yapısal tabir olunan, sistemik...
Kendi markasını dışarıda üreterek içeride piyasaya sürmeyi, onları dahilde yerli işçileriyle üretmekten daha kârlı kılan bir sistem, bugün ülkemizde rücuu gayri kabil, geçerli tek sistemdir... Hal böyle olduğunda, nasıl daha fazla kazanırım diyen müteşebbis, kurulu işletme sahibi imalatçı, buradaki faaliyetine son verip, gayri safi milli hasılanın yerli işçilere hak olacak payını hiç utanıp sıkılmaksının götürüp dışarının işçilerine toka ediyor...
¥
‘Sanırsınız’ demiştik ‘Başbakan Marksizme kanat açmış, uçuyor’, tabii ki doğru değil, çünkü imkansız... Bu görüntü, hayali ve zahiri olmak gerek... Zira Marx, Dünya işçilerinin birleşebileceğini umud etmekle, kendi özünde çuvallamış bir kez...
İki ülkenin işçileri birbirleriyle çıkar çatışması içerisinde bulunduklarından, Türkiye’deki işsizlik, Çinli işçiye karın doyurucu azık oluşturuyor... Türkiyeli işçilerle, Türkiyeli müteşebbislerin siparişleri için emek harcayan yabancı ülke işçilerini işsiz bırakılmış Türkiyeli işçilere karşı, birbirlerinin kaşık düşmanı kılan temel saik, müteşebbislerdeki sahte dindarlık, sahte milliyetçilik ve sahtekârane sergilenen Atatürkçülüktür...
Para tutan elin dinli imanlı olması, kimseleri aldatıp umudlandırmasın, işsizliğin törpülenmesi ve yoksulluğun hafifletilmesinde sadre şifa olmuyor, olamıyor, bu... Dinli ya da dinsiz birinin, haksız rekabet şartlarından istifadeyle piyasada hakimiyet tesisine karşı diğerleri de, ellerinin armut toplamadığını göstermek zorunda kalıyorlar...
Kayıtdışılık böylece hem yayılıyor hem derinleşiyor.... Sonuç, Başbakanların, eli para tutanlara karşı neticesiz kalmaya mahkûm konuşmaları...
Kadınların iş hayatına atılmaları, özellikle istismara ve ezilmeye tav olacak biçimde, tekstil temizlik ve gıda sektörlerinde köle muamelesine rıza göstermeleri,
Bu etkisizliğin sebebi ise, konuşanlarla birlikte muhataplarının da, hep aynı sınıfın müntesipleri olmalarından...
Geçenlerde bir kaza oldu... İlk yağmurlarda Sefaköy civarında da benzeri bir kaza olmuştu... Her kazada yarımşar düzine kadın işçi bu kazalarda hayatını kaybetti.
Bursa ve Balıkesir’de de birkaç ay ara ile iki maden kazası. Birkaç düzine işçi canlarından oldular...
Buralardaki para tutan ellerin dinli mi, imansız mı olduğuna, merak sardı mı, acaba Mustafa Koca...
Şimdi para tutan ellerde moda, Müslümanlık adına iki veya üç karılılık...
Faks: 0212 532 83 06...

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim