1. YAZARLAR

  2. Ayşe Hür

  3. Papa Eftim’in cemaatsiz kilisesi
Ayşe Hür

Ayşe Hür

Yazarın Tüm Yazıları >

Papa Eftim’in cemaatsiz kilisesi

A+A-

HIZLI DEĞİŞEN GÜNDEM . Geçtiğimiz hafta çok önemli olaylar yaşadık. 1971’den beri kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılıp açılmayacağı tartışmalarını Rus Ortodoks Patriği Kiril’in Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyareti izledi. Ardından Çinlilerin 1884’ten beri ‘Şincan’ (Yeni topraklar) dediği Doğu Türkistan’daki katliam haberleriyle sarsıldık. Son olarak, Irak’taki Kürdistan Bölge Yönetimi’nin Musul-Kerkük bölgesinin Türkiye’ye bağlanması konusunda Ankara’nın nabzını yokladığı haberleri çıktı. Bir yazar olarak hangi konuyu ele alacağımı şaşırdığımı tahmin edebilirsiniz.

DÜNDEN BUGÜNE .
Çok önemli gördüğüm ‘Uygur-Han’ geriliminin 150 yıllık tarihçesini önümüzdeki hafta ele alacağım. O zamana kadar olayın ayrıntıları biraz daha netleşir diye umuyorum. Aşağıda şimdiki adıyla ‘Bağımsız Türk Ortodoks Kilisesi’nin hikâyesi var. Bu hikâye, Türkiye’nin Ortodoks dünyasına siyasi müdahalesinin ne kadar eskilere gittiğini göstermesi açısından aydınlatıcı bir örnek. Adını ‘Ergenekon Terör Örgütü’ davasından bildiğimiz Sevgi Erenerol ise kilisenin ilk patriği Papa Eftim’in büyük torunu. Yani hikâyenin geçmişle bugünü birleştiren bir yanı da var.


***

Tarihe ‘Papa Eftim’ adıyla geçecek olan kahramanımız Pavlos Karahisaridis (Karahisarlıoğlu), 1884’te Ankara Vilayeti’ne bağlı Yozgat Sancağı’nın Akdağmadeni Bucağı’ndaki İstanbulluoğlu Mahallesi’nde doğmuştu. Mahalleye bu ad, II. Mahmud döneminde İstanbul’dan göçürülen Rum ve Ermeniler yüzünden verilmişti. O yıllarda Akdağmadeni nüfusunun dörtte üçü gayrımüslimdi. Soyadından anlaşıldığına göre Pavlos’un ailesi Şebinkarahisar’dan gelmiş olmalıydı.


Ankara’ya yakınlaşma


Hikâyesini yanda okuyacağınız ‘Karamanlılar’ denilen cemaatin üyesi olan Karahisaridis, Rüştiye’yi bitirdikten sonra Ankara’da manifaturacılığa başlamış, ancak yaklaşan savaş yüzünden bu işte başarısız olmuştu. 1914’te askere alınmamak için Ankara’dan ayrıldı, 1915’te Akdağmadeni’ne papaz olarak atandı. Bu sırada ‘Eftim’ adını aldı. 1918 Mondros Mütarekesi’nden sonra Keskin Metropolit Vekili olan Eftim bu dönemde, gayrımüslimleri korumak üzere yerel Ermeniler ve Rumlar tarafından kurulmuş olan Phtanai o İpnos adlı örgüte yakınlaşmıştı, ama Ankara güçleri Anadolu’da duruma hâkim olmaya başlayınca orta yolcu bir tavır izlemeyi seçti. Çünkü Keskin, Ankara ve Sivas gibi Türk milliyetçiliğinin kalbi olan iki merkezin tam ortasına düşüyordu.

Sevgi Erenerol’a göre Eftim, Mustafa Kemal’le, Yozgat’ta kapı komşusu olan Çerkez Ethem sayesinde, 1919’da Sivas Kongresi sırasında tanışmıştı. Ankara’nın temsilcileriyle yakın ilişkileri nedeniyle, 1920’de Yozgat, 1921’de Koçgiri isyanlarını bastırırken gayrımüslimleri katleden Çerkez Ethem’in ve Topal Osman’ın kuvvetlerinden Keskin Hıristiyanlarını kurtarmayı başaran, Simav’dan Keskin’e sürülen Rumların güvenli biçimde İstanbul’a gitmelerini sağlayan Eftim, ‘Kuva-yı Seyyare’ye adam ve malzeme toplayan Çerkez Ethem ve Çolak İbrahim Beylere yardımcı oldu. Keskin hastanesinde Kuva-yı Seyyare için 200 yatak hazırlattı.

Bu tavırlarıyla Ankara’nın ilgisini çekmeyi başardığını tahmin etmek zor değil. Nitekim Eftim’in iddiasına göre kuzeni Pantelis, 1922’de Fener Patrikliği’nin ihbarı sonucunda ‘Pontusçuluk’ yaptığı gerekçesiyle İstiklal Mahkemesi’ne sevk edilecekken, Edirne Mebusu Şeref Bey tarafından kurtarılmıştı.


Türk Ortodokslarının desteği


Ancak Papa Eftim’in tavrı tek örnek değildi. Ekim ve kasım 1919’da Erbaa ve Vezirköprü Ermenileri, mayıs 1921’den itibaren Safranbolu, Çorum, Isparta, Tosya, Taşköprü, Havza, Maçka, Gümüşhacıköy, Kayseri gibi yerlerde kalan az sayıdaki gayrımüslimler, ya katledilmekten korktukları ya da Ankara’nın adamları tarafından ‘ikna edildikleri’ için, Ankara’ya yakınlıklarını ifade eden telgraflar çekmişlerdi. (O yıllarda Ankara’da bulunan Sovyet gazeteci K. Yust’a göre bu mektuplar sahteydi.) Ancak, ister samimi, ister zorla ya da sahte olsun, bütün bu destekler, Ankara’yı hem Yunan milliyetçiliğinin öncüsü konumunda gördüğü Fener Rum Patrikhanesi’nin gücünü kırmak hem de Anadolu’daki gayrımüslimlere ‘Türk mezalimi’ yapıldığı yolundaki yabancı propagandayı zayıflatmak için ayrı bir kilise kurma konusunda cesaretlendirecekti. Bu karar aynı zamanda, Anadolu’nun gerçek sahibinin Türkler olduğuna, dolayısıyla Anadolu Hıristiyanlarının da ‘aslında Türk kökenli olduklarına’ dair teori ile de uyumlu bir adımdı. ‘Yerli malı’ kilisenin yönetmeliğini İttihatçı kökenli Baha Said Bey hazırladı. (Rıza Nur’un hatıratında ‘mostralık’ diye andığı Baha Bey, 1915-1916’da İTC’nin Alevilik ve Bektaşilik çalışmalarını yürütmüş, 1922-1923’te Lozan’da Patriklik meselesine danışmanlık yapmıştı.)


Kapadokya turu


8 Aralık 1921’de, bir süredir boş bulunan Fener Rum Patrikliği’ne o sırada görevden ayrılmış olan Venizelos yanlısı Meletios’un atanması, kilisenin vücuda kavuşturulmasını acil hale getirecekti. Karadeniz bölgesinde Rumların tasfiyesi tüm hızıyla sürerken ve Ortodoks papazları ‘devlete ihanet’ ya da ‘casusluk’ suçlamasıyla İstiklal Mahkemeleri’ne sevk edilmemek için sağa sola kaçışırken, ocak 1922’de Eftim Kapadokya’da tura çıktı. Gezisinde, hem ‘Türk Ortodoks Kilisesi’ projesini anlatıyor hem de para topluyordu. Kendisine 300 altın veren Sinasoslu (bugün Mustafa Kemalpaşa) Serafeim Rizos, Kayseri’de Eftim’e gerçek amacının ne olduğunu sorduğunda “Maksat, Serafim Efendi, köprüyü geçelim...” demişti.

Mart ayında 68 cemaat okulunu kapatarak öğrencilerinin Türk okullarına gitmesini emreden Eftim, 23 Nisan 1922’de, II. İnönü Meydan Muharebesi’nin birinci yıldönümünü kutlamak için Meclisin önünde toplanan 50 bin kişiye Türk Ordusu’nu öven pek duygulu bir konuşma yaparak işbirliğini daha ileri bir mertebeye taşıdı. O yıllarda Anadolu Ortodoks liderleri ‘İstanbulin’ denilen uzunca bir ceket ve siyah uzun fes giyerlerken, Eftim’in başında Mustafa Kemal tarafından verildiği iddia edilen bir kalpak vardı.


‘Yerli malı’ kilise kuruluyor


Bundan sonrası hızlı gelişti. 3-16 Temmuz 1922’de Kayseri’deki Zincirdere Manastırı’nda 30-40 kişinin katılımıyla ‘Türkiye Büyük Millet Meclisine Tabi Umum Anadolu Türk Ortodoksları Kongresi’ toplandı. Kongre kararları uyarınca 22 temmuzda Anadoluda Ortodoksluk Sadası adlı Karamanca (Karamanlidika) bir dergi yayımlanmaya başladı.

4 ekim (eski takvimle 21 eylül) 1922’de Zincirdere Manastırı’nda toplanan kongrede Patrik Meletios’un Patriklikten çıkarılarak Fener Patrikhanesi’nin feshedilmesi, Kayseri’de bağımsız bir Türk Ortodoks Patrikhanesi kurulması, Eftim’in ‘Papa Eftim’ adıyla ‘Müstakil Türk Ortodoks Kilisesi’nin Umumi Vekilliği’ne getirilmesi yolunda kararlar alındı. Böylece, hem Fener Rum Patrikhanesi’nin ‘ekümenikliği’ reddedilmiş oluyor, hem de Anadolu Rumlarının en azından bir bölümünün ‘Yunan milleti’ ile bağı kesilmiş oluyordu.


Lozan’dan sonra


Ancak, Lozan’la birlikte Papa Eftim ve ‘yerli malı’ kilisenin başına gelenler pek hazindir. Yunanistan’la Türkiye arasında, Lozan Barış Antlaşması’nın bir parçası olarak imzalanan Mübadele Anlaşması ile karşılıklı göçe tâbi tutulacaklar ‘Müslümanlar’ ve ‘Hıristiyanlar’ olarak belirlenince, Türkçe konuşan Ortodoks Karamanlılar da mübadeleye tâbi tutulmuştu. Mustafa Kemal böylece ‘Rumluk meselesine nihai bir nokta koymayı’ hedefliyordu. Nitekim Lozan görüşmeleri sırasında, Ankara, bizzat kurduğu bu kilisenin adını bile geçirmemişti. Yani, ‘laik’ Kemalistler bile kadim gayrımüslim düşmanlığına yenik düşmüşlerdi. Sonuçta, Anadolu’nun çeşitli yerlerinden çıkarılarak İstanbul, İzmir ve Mersin limanlarından Yunanistan’a gönderilirken yürek paralayan sahneler yaşanmıştı. “Biz sizdeniz, göndermeyin!” yalvarmaları işe yaramamıştı. Sadece, Mustafa Kemal’in ‘Baba Eftim’ dediği Papa Eftim ve yakınları, Mustafa Kemal’in emri üzerine 3 Ağustos 1924 tarihinde çıkarılan 3798 sayılı “Papa Eftim Tezkeresi’ ile devletin himayesine alınmıştı. Onca hizmetin bedeli kişisel kurtuluş olmuştu...


Papa Eftim İstanbul’da


Cemaati yaka paça ülkeden atılırken, Ankara’ya ricacı olmaktan başka bir şey yapmayan Papa Eftim ve yakınlarından oluşan 50-60 kişilik bir grup, 21 Eylül 1923’te İstanbul’a geldi. (1922’de yayımlanan Anadoluda Ortodoksluk Sadası dergisinin sahibi ve yayımcısı Bodrum’lu Pulluoğlu İstamat (Özdamar) da mübadeleden kurtarılanlar arasındaydı. İstamat Bey, Papa Eftim sayesinde Balıklı Hastanesi’ne ‘Tek Mütevelli’ olarak atanacak, 1935’ten 1946’ya kadar Eskişehir mebusu olacaktı.)

Hükümet adına Saffet (Arıkan) Bey tarafından karşılanan ve doğruca Tokatlıyan Oteli’ne götürülen grubun, görevli mi geldiği yoksa bir çeşit sürgün mü olduğu konusunda rivayet muhteliftir. Papa Eftim’e göre Ankara Hükümeti kendisinden Fener Rum Patrikhanesi’ne el koymasını istemiştir. Ancak, Lozan’da Fener Rum Patrikliği’nin varlığını kabul etmek zorunda kalan Ankara, açıktan destek veremeyeceği için Papa Eftim’i destekleme işi Hamdullah Suphi (Tanrıöver) ve Fethi (Okyar) Beylere kalmıştı. Papa Eftim, 1930’a kadar Fener Rum Partikhanesi’ni taciz etmeye, mülklerini gasp etmeye devam etti. 1930’da Yunanistan’la ilişkilerin iyileşmesi ile unutulmaya terk edilen Papa Eftim, 1934’te çıkan Soyadı Kanunu’ndan sonra Zeki Erenerol adını aldı. Amcasının oğlu Sokrat’a ‘Ermiş’, yeğeni Nikola’ya ‘Doran’ adları vererek onları papaz ilan etti. Oğlu Yorgi’ye ‘Turgut’ adı vererek onu da diyakozluğa getirdi. Bu tarihten sonra Papa Eftim’in son umudu, 1931’de Bükreş’e Büyükelçi olarak atanan Hamdullah Suphi’nin Romanya’nın Besarabya bölgesinden getirmeyi vaat ettiği 250 bin Hıristiyan Türk Gagavuzlardan kilisesine bir cemaat yaratmaktı.


70 kişilik Gagavuz cemaati ne oldu?


Bu amaçla 1935’te Romanya’dan 10’u kız 70 Hıristiyan Türk gencini getirip Türkiye’deki çeşitli okullara yerleştirdi. 1940’da Besarabya’nın Kızıl Ordu tarafından işgal edilmesi üzerine bu işin arkası gelmediği gibi iş rotasından çıktı. 16 Eylül 1943’te Türk vatandaşlığına kabul edilen bu 70 kişinin nüfus kâğıdına ‘Türk Ortodoks’ yazıldı ve eğitimlerini tamamladıktan sonra Müslüman-Türk kızlarıyla evlendirilerek ‘Türk kültürüne adapte olmaları’ sağlandı. Rivayete göre, Papa Eftim’in sabrı ilk ve son kez bu olayda taşmış ve Hamdullah Suphi’yi arayarak, “Hamdullah Bey, hani ya benim 70 kişilik cemaatim? Müslümanlığın defterinde 70 kişi mi eksikti?” diye sitem etmişti.

Yunan (bir açıdan Türk) milliyetçiliği perspektifinden bakıldığında ‘kendi milletine ihanet eden bir hain’ olan Papa Eftim büyük ihtimalle, Karamanlıların ‘Türk asıllı oldukları’ yolundaki Türkçü teorilerin kurbanı olmuş, şu veya bu nedenle, Ankara ile Kapadokya Hıristiyanları arasında hakemlik rolü oynamış, pek çok olayda Hıristiyan Türkleri Türk milliyetçiliğinin gaddar eylemlerinden korumuştu. Ancak, Lozan’dan sonra işlevi kalmadığından Ankara tarafından bir kenara atılmıştı. Daha doğrusu, Ankara’nın da aynen İttihatçı selefleri gibi, Türklüğü konusunda en küçük kuşku duyduğu küçücük bir gruba bile tahammülü yoktu.


Alparslan Türkeş’in ilgisi


1946’da oğlu (Yorgi) Turgut’un askerlikten muaf tutulması için başbakanlığa yazdığı başvuruda kilisesini “asla dinsel değil, yalnız ulusal ideal ile kurulan kilisemiz” diye tarif eden Papa Eftim, 27 Mayıs 1960 darbecilerinden Alparslan Türkeş’in ilgisini çekmeyi başarmış ama Türkeş’in darbe sonrasında sürgüne gönderilmesi üzerine yeniden yalnız kalmıştı.

Papa Eftim 1962’de felç geçirdi. Kıbrıs Olayları yüzünden Yunanistan’a ders vermek üzere Yunan uyrukluları 1964’te sınır dışı etmesi sırasında İsmet İnönü ile Papa Eftim arasında sert tartışmaların yaşandığı ileri sürüldü. Yerine 1964’te oğlu Turgut Erenerol Papa II. Eftim adıyla geçti. (Papa Eftim 1968 öldü.) Onun da 1991’de ölümü üzerine kardeşi Selçuk Erenerol Papa III. Eftim oldu.


Turan’ın evlatları projesi


1990’ların başında SSCB’nin dağılmasıyla Hıristiyan Gagavuzları Türkiye’ye getirtme projesi yeniden canlandırıldı. Ancak bu operasyon da başarısız oldu. Patrikhane bu sefer gözünü Şamanist Gagavuzlara dikti. Sevgi Erenerol, 6. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Toplantısı için hazırladığı konuşmada şöyle diyordu: “Turan’ın asıl evlatları, Bozkurtların ülkesine hoş geldiniz. Nevruz Bayramınız kutlu olsun.” ‘Büyük Turanî Devleti’ni kurmak’ amacıyla Türkiye’ye getirildiği sanılan gençlerin akıbeti şimdilik bilinmiyor.

Selçuk Erenerol 2002’de ölünce yerini oğlu Ümit (Paşa) Erenerol’a bırakmıştı. Ümit Erenerol’ün kızı Sevgi Erenerol, 1991’den beri Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu. Sevgi Erenerol’un ikizi Cancan Erenerol’un ise Patrikhane’nin kasasından sorumlu olduğu söyleniyor ancak kendisi pek göz önüne çıkmıyor.

Karamanlılar Kimdir?

19. yüzyılda, ağırlıklı olarak Aydın, Antalya, Adana, Hüdavendigâr (Bursa), Ankara, Kayseri, Tokat, Kastamonu, Konya, Sivas, Nevşehir, Niğde ve Göller Bölgesi’nde (Burdur-Isparta yöresi) yaşayan, Rumca bilmeyen, Türkçeyi kendilerine özgü bir ağızla konuşan, buna karşılık Grekçe dua eden ve Grek harfleriyle yazan Ortodoks halka Karamanlılar denirdi. (Karamanlıca Osmanlıca, antik Yunanca ve Rumcanın bir karışımıydı ve Karamanlı alfabesinde Yunan alfabesinde bulunan delta, theta, ksi, psi ve omega harfleri yokken, Yunan alfabesinde olmayan b, d, ş, k, ö ve ü harfleri vardı.)

Osmanlı Anadolu’daki Ortodokslara ‘Ortodoks milleti’ dediği halde, kaynaklarda ‘zimmiyan-ı Karaman’ adıyla ayrı bir topluluk olarak geçen bu grupların kökeni konusunda iki temel tez var. Yunan tarihçilerine göre, Karamanlılar antik dönemden beri Anadolu’da yaşayan ancak Bizans döneminde Hıristiyanlığı kabul eden Yunan kökenlilerdir. Bu tezin bir versiyonuna göre de Karamanlılar, Bizans döneminde, sınır boylarında yaşadıkları için Türk akıncıları ile sıkça temasta bulunan Grek asıllı savaşçı köylülerden ana dillerini unutanlardır.

Cami Bey ya da İzzet Ulvi gibi ‘Türk Tarih Tezi’nin erken temsilcilerine göre, Karamanlılar, prehistorik dönemden beri Anadolu’da yaşayan Hititler, Kumuklar, Kumanlar ve Urartular gibi ‘Türk’ kavimlerin bakiyesidir. Ünlü tarihçilerimizden Mehmed Fuad Köprülü’ye göre ise, Karamanlılar, ağırlıklı olarak Selçuklulardan önce Anadolu’ya gelen Hıristiyan Oğuz Türklerinin bakiyesidir. Çok azı da, Müslüman Selçuklulardan Hıristiyanlığa geçenlerdir.


Bizans’taki Türk aileler


Gerçekten de, Heredotos veya Strabon’dan gayet iyi bildiğimiz gibi, Anadolu’daki Yunan kolonilerinin tarihi MÖ 5-6 yüzyıllara kadar gider. Bizans kaynaklarında ise, Peçenek, Kuman ve Uz gibi Hıristiyan Türk boylarından gelen askerlerin yanı sıra, ayrıca ‘Türkopol’ diye adlandırılan Selçuklu Türkleri ve Anadolu Türkmenlerinden oluşan Bizans birliklerden de söz edilir. Malazgirt’te Selçuklulara karşı savaşan Bizans İmparatoru Romen Diyojen’in ordusunda Hıristiyan Türklerin olduğu bilinmektedir. Yine 11. yüzyıldan itibaren, Bizans kaynaklarında ‘Türkopoulos’ diye anılan Aksuhos, Maniakes, Kaloufes (Halife), Prosouch, Tziglognos, İsak, İsa, İlhan, Kutlumuş gibi pek çok Türk ailesinin adına rastlanır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarının önemli figürlerinden Gazi Mihal ve Evrenos Beyler de aslen Hıristiyan Türklerdir.

Buna karşılık, 1437 tarihli Basel Konsili’ne sunulan Latince bir raporda, Anadolu’da yaşayan Hıristiyan din adamlarının sadece ‘Türk kâfirlerin kıyafetlerini giymekle kalmadıkları’ onların dillerini de aldıklarından yakınılmaktadır. Rapora göre Yunanca, sadece ilahiler, İncil ve Resulün mektupları okunurken kullanılmakta, buna karşılık vaazlar Türkçe verilmektedir.


Meram Bağları’na ziyaret


1473’te Gedik Ahmet Paşa ile birlikte Konya’nın Meram Bağları’na giden Gian-Maria Angiolello adlı seyyah, buradaki Rumların tamamen Türkçe konuştuklarını, dinsel törenlerinde kullandıkları kitaplarının da Arap harfleriyle ve Türkçe yazıldığını belirtir. Bu bilgi şaşırtıcıdır çünkü Karamanlılar Türkçeyi Arap harfleriyle değil Yunan harfleriyle yazarlardı. 1551’de İstanbul’a gelen seyyah Nicolas de Nicolay ise, Yedikule’deki Karamanlı cemaatinden bahseder. 1554-55 yıllarında Habsburg İmparatorluğu’nun temsilcisi Ogier G. Busbecq’le birlikte İstanbul’a gelen seyyah Hans Dernschwam da Yedikule semtinde kendilerine Karamanlılar (Caramonos) denilen halkın ibadetlerini Rumca yaptıklarını fakat bu dili anlamadıklarını, yalnızca Türkçe konuştuklarını yazar. Bu bilgileri 17. yüzyıl yazarı Eremya Çelebi Kömürciyan da tekrarlar.


“Öyle bir mahludi hatt-ı tarikatımız”


17. yüzyıl yazarı Evliya Çelebi ise Antalya Rumları için “Ve dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla Urumca [Rumca] bilmezler. Batıl Türk lisanı üzre kelimat iderler”, Alanya’daki Rumlar için de “Amma kadim eyyamdan beri Urum [Rum] keferesi bir mahalledir. Cümle üç yüz hane haracdır. Amma asla Urum lisanı bilmiyüb batıl Türk lisanı bilirler” der.

Karamanlıların yaktıkları şu ağıt da bu duruma dairdir: “Gerçi Rum isek de, Rumca bilmez Türkçe söyleriz/ Ne Türkçe yazar, okuruz ne de Rumca söyleriz/ Öyle bir mahludi [karışık] hatt-ı tarikatımız [yazı usulümüz] vardır/ Hurufumuz [harflerimiz] Yunanice Türkçe meram eyleriz...” Bunlara bakınca, M. Fuad Köprülü haklı görünmektedir. 1000’li yılların başından itibaren karşılıklı etkileşim içine giren bazı Türkler Hıristiyanlaşırken, bazı Hıristiyanlar da Türkleşmişe benzemektedir.


Milliyetçi bilincin düşüklüğü


19. yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun Müslüman ve Hıristiyan tebaası arasında milliyetçilik akımları etkisini göstermeye başladığı halde, Karamanlılar arasında ‘milli’ bilinç çok düşüktü. Örneğin 1879’da Kapadokya’yı gezen Henry Tozer’e göre Karamanlılar Rusya’ya, Yunanistan’dan daha yakındılar. Yine çeşitli kaynaklara göre, Karamanlılara milliyetleri sorulduğunda ‘Türk’, ‘Rum’ veya ‘Yunanlı’ değil, sadece ‘Hıristiyan’ olduklarını söylerlerdi. Yüzyılın sonlarında iyice güçlenen milliyetçilik akımlarının etkisiyle, Nevşehir’deki Rum okullarında Karamanlılara Rumca öğretilmesi gibi ‘kültürel Helenleştirme’ çabalarına rağmen küçük bir azınlık dışında Karamanlılar Yunan milliyetçiliğine kayıtsız kaldılar. Bu kayıtsızlıkları yüzünden de Türk milliyetçiliğinin Fener Rum Patrikhanesi’nin etkisini kırma planlarında önemli rol oynadılar...


Kaynakça:
Foti Benlisoy, “Papa Eftim and the foundation of the Turkish Orthodox Church”, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde 2002’de kabul edilmiş yüksek lisans tezi; Teoman Ergene, İstiklal Harbinde Türk Ortodokslar, İstanbul Neşriyat Servisi, 1951; Mustafa Ekincikli, Türk Ortodoksları, Siyasal Kitabevi, Ankara 1998; Sula Bozis, “Karamanlılar”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c.4, s.458-459, Tarih Vakfı Yayınları, 1994.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT