1. YAZARLAR

  2. Elif Çakır

  3. “Padişah” mı, “başkomutan” mı?
Elif Çakır

Elif Çakır

Yazarın Tüm Yazıları >

“Padişah” mı, “başkomutan” mı?

A+A-

Bazı yazarlar, “Son Osmanlı Padişahı I. Recep Tayyip Erdoğan” pankartının “Ordu Göreve” pankartıyla eşdeğer tutulması gerektiğini söyleyip aynı şekilde sorgulanması gerektiği yönünde bir düşünce ileri sürdüler.

Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte, eski dönemi tarihe gömmek için, padişahların vatanı sattığı gibi her yönüyle sakil bir söylem tutturuldu.

Düşünsenize, uzun yıllar “Vahdettin vatan hainiydi” düzeysizliğinde bir tartışma sürdü gitti.

Giriş cümleme tekrar geleceğim ama önce şu padişahlık ve cumhuriyet mücadelesinde, hâlâ ülkemizdeki muhafazakâr insanları padişahlık özlemi içinde zanneden –ya gerçekten çok saf ya da bunu statükosunu korumak için kasten yapan- kimseler için birkaç söz söylememe izin verin.

Bugün padişahlığa özlem duyan olsa olsa saltanat ailesi olabilir, ki onlardan eser kalmadı.

Açılan o pankartı da başbakan “adeta bir provokasyon” olarak nitelendirdi. (Fakat bundan gizli bir keyif almadığını da sanmıyorum. Mücadele azmini körükleyen sloganlar bunlar.)

Ancak bu pankartı “Ordu Göreve” pankartıyla eşdeğer gören yazıları okuyunca gerçekten zihnimde tuhaf bir karıncalanma oluyor.

Tamam, bir başbakan için “padişah” pankartları açılıyorsa, sorunlu bir sevgi ile karşı karşıya bulunduğumuzu tartışabiliriz.

Ama “Ordu Göreve” ile bir tutmak da gerçekten sorunlu bir cumhuriyet sevgisidir.

Bu düşünceyi dile getirenler, Osmanlı devrinde de padişahların ordu ile aralarının nasıl olduğunu bilmiyor olamazlar.

Padişahlık devrinde de, padişah sivil idareyi, ordu askerî idareyi temsil ediyordu, yani cumhuriyetten hiçbir farkı yoktu.

Padişah da “ne zaman kelle istemeye gelecekler” endişesi içinde, büyük bir hassasiyetle yönetmeye çalışırdı ülkeyi.

Burada Tayyip Erdoğan için açılan pankart çok şükür ki, “padişah”ı işaret etmektedir, “başkomutan”ı değil.

Ha, başkomutanı işaret etmesi daha mı sorunlu?

Bence o da değil.

Çünkü bu bir ortak irade yansıması değildir.

Her ne kadar Friedman’ın Türkiye’nin önümüzdeki 30 yılın sonunda tekrar Osmanlı imparatorluğu haline gelip yeni süper güç olacağı kehanetini bir gelecek projeksiyonu olarak değerlendirenler varsa da, “Amerikan Osmanlısı” gibi garip bir durumu o dönemde yaşayanlar tartışacaklardır.

Açılan pankartın 30 yıl sonrasını işaretleyen Friedman’dan onaylı olduğunu iddia etmek ise pek bir muhayyile genişliği olur kanaatindeyim.


“Kadın kotası” vesilesiyle AK Parti ve CHP’nin meclis üyeleri


Oldum olası şu “kadın kotası” lafı kadar, kotanın girişimcileri de beni acayip irrite etmiştir.

Sayıdan ziyade niteliğin önemli olduğunu düşünürüm.

Bakın Meclis’te kaç kadın milletvekili var, kaçını tanıyorsunuz?

Dünyadaki kadın siyasetçilere bakınız, kaçı kontenjandan, kotadan girmiştir.

“Kota” lafının kadınları aşağılayan bir girişim olduğu konusunda başbakanla hemfikiriz.

Medyada çıkan, şu partinin kadın aday sayısı şu kadar, bu partininki bu kadar türünden haberlerin, ilkokula yeni başlayan çocukların önüne abaküs koymaktan farkı yok.

Bu kadar laf niye mi?

Milli Görüş geleneğinin kadın merkezli seçim çalışmalarına uzak birisi değilim.

Arazide, ev ev, kapı kapı dolaşarak nasıl çalıştıklarını partilerine nasıl seçim kazandırdıklarını biliyorum.

Dolayısıyla ne Saadet Partisi ne de AKP’de işe yaramayacak iş yapmayacak kadın sayısı neredeyse yok denecek azdır.

Arazi çalışmalarında olup da siyaset içerisinde yer alamamaları ciddi bir tartışma ve sorgulama meselesidir elbette.

Ancak son zamanlardaki medyada “AKP’nin ünlü kadın üyeleri ve adayları” haberleri boy göstermeye başlayınca, biraz da “neler oluyor orada” merakıyla AKP İl Başkan Yardımcısı Özlem Topal’ın davetiyle cuma günü “kadın adayları tanıtma programına” gittim.

“Ne iş” dedim, “göstermelik aday girişimi mi yoksa partiler arası rekabete mi başladınız?”

Bütün listeyi serdi önüme Özlem.

Büyük bir çoğunluğu teşkilattan gelme.

Ünlü kadın sayısı ise medyanın abarttığı kadar değil.

Daha da önemlisi, vitrin kadından ziyade kamuoyunda ismi bilinmeyen, medyatik olmayan ancak başarılı kadınlara bizzat teklif götürülmüş.

Tek tip kadın yok.

Bazılarıyla bizzat sohbet ettim, “ille de kadın olsun” kotasıyla değil, iş yapacak kadınları ilk sıralardan almaları sevindirici.

*

Bu sırada, CHP’nin önce İstanbul, sonra Türkiye genelindeki büyükşehir ve ilçe belediye meclis üyeleri ile il genel meclis üyelerinin listesini gösterdi Özlem Topal.

Yüzde 75’i ilkokul, ortaokul mezunu.

Oradan çıkınca, tekrar CHP’nin internet sitesine girip baktım. Olur ya, AKP il başkanlığında önüme konulan liste yanıltıcı olabilir diye.

Hayır, aynen öyle.

Deniz Baykal ve ekibi, Türkiye’yi yönetmek kadar zor olan İstanbul dahil olmak üzere, Türkiye’nin pek çok ilinde Meclis üyeliklerine üniversite mezunlarını pek layık görmemiş.

Baykal bu seçimlerde de küçük düşünüyor anlaşılan.

Buna CHP’liler bile ateş püskürüyorlar.

Ama, kahrolası viranede liderlik var.

Onun liderliğini sorgulamasınlar da, ne olursa olsunlar.

Öyle mi Sayın Baykal?

TARAF

YAZIYA YORUM KAT