Özür dilemenin şartı olur mu?

16.12.2008 17:30

Leyla İpekçi

1915’de Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.

Bu ifadeye imza attım. Şartsız ve beklentisiz olarak. Her türlü yaftalamayı, iftirayı göze alarak.

Ortada eylemle gerçekleştirilmiş bir zulüm varken (ister Ermenilere yapılmış olsun ister Ermenilerin yaptıkları olsun) sadece özür dileyerek bile bu zulmün çeşitli açılımlarla nesillerden nesillere aktarılması karşısında bir tavır başlatabileceğimi biliyorum. Nasıl mı?

Şöyle düşünüyorum: Üzgün olmak yetmiyor. Yüzleşmek de yetmez. Ancak pişmanlık duyan biri, kendi hayatında aynı zulmü tekrarlamayacaktır. Peki, insan pişman olmayı yani sadece kendi içinden, kendi kalbinden hissedebileceği bir şeyi nasıl eyleme dökecektir? Özür dileyerek.

Özür dileyen vicdanı olandır. Hakikati adalet ile tartabilecek bir kalbi olandır. Bu anlamda devletlerin birer aygıt olarak özür dilemesi ancak siyaseten mümkündür. (Ya da mümkün değildir.) O halde özür dilemek ile vicdan arasındaki bu ilişkiyi biraz daha derinleştirelim.

Bir mekânda (bu dünyada, kâinatta) bulunma bilgisinin idrakidir vicdan. Varolma, mevcud olma bilinci diyelim. Vicdan, vücud, mevcud, vacit, vecd gibi kelimelerin katmanlı anlamlarına bakarak, vicdanın tıpkı hakikat gibi aşkın bir boyutu olduğunu düşünürüm.

Yani insanın varlığını birey olmaya indirgemekten, beşer olarak tanımlamaktan daha açık uçlu bir boyutu vardır vicdanın. Aklı da iradeyi de başka şeyleri de içerir. Parçalanmaz.

Dünya parlamentolarında Ermeni tehcirine verilecek adın ne olup ne olmayacağı, devletlerarası hangi siyasi pazarlıklar için yıllardan beri kullanıldığı, diasporanın oylarının nasıl dağılacağı veya bunun üzerinden siyaset yapan partilerin nasıl nemalanacağı sonraki meselelerdir bu anlamda.

Fakat özür dilediğinizi duyanlar refleks olarak saldırıyorlar derhal: “Peki Ermeniler de bizi kesti, biçti, arkadan vurdu. Onlar bizden özür diledi mi?”

Belki hiç dilemeyecekler. Ve onların da haksız yere aldığı canlar hiçbir zaman insan vicdanında (savaş ortamında bile olsa) aklanmayacak, zaman aşımına uğramayacak.

Bazı zorbalar beni mazlum ettikleri için özür dilemediler diye ben de mazlumlar adına özür dilemezsem nasıl duracak zulüm? Ahi ahlakında haklı ve güçlü durumdayken özür dilemek büyük bir erdem olarak kabul edilirdi. Neden acaba?

Aynı şekilde bir okuyucu şöyle ‘uyarmış’ beni: “Çorum ve Maraş katliamlarından bahsediyorsunuz. Neden Başbağlar’dan bahsetmiyorsunuz?”

Ortada bir zulüm varsa, insanın bu kâinatta bulunma bilgisini idrak etmek adına neden bu katliamlar için de özür dilemeyeyim? İlle bütün haksız yere alınan canları bir arada anmak gibi bir şart koyuyorsak, öyle olsun.

Başbağlar’da olanlardan da, Güneydoğu’da olanlardan da, Gazze’de olanlardan da, Ermeni çetecilerin ya da İttihatçıların eliyle yapılanlardan da son derece pişmanım. Üzgünüm. Ben yapmadım. Ama benim insan olmaktan kaynaklanan bir ortaklığım var bunu yapanlarla. Zulüm başkasından geldiği gibi benden de gelebilirdi. Bu yüzden özür diliyorum.

Yeter ki “senin katliamın daha kanlıydı, benimki daha masumdu” diyerek veya “senin döktüğün kan daha fazlaydı benimki daha azdı” diyerek bir hafifletici neden, bir şart, bir gerekçe koymayalım vicdanımızın üzerine.

‘Ermeni meselesi’nin içte ve dışta hep aynı minvalde sürmesine ve sürdürülmesine ve birilerinin de içte ve dışta (mesela kimi siyasi partilerin) hep bu adaletsizliği gündemde tutarak oy kazanmasına katkıda bulunmak istemiyorum.

Susarak, inkâr ederek veya ölülerimizi yarıştırarak siyaset ve kimlikler adına vicdanın üzerini örtmek istemiyorum. Bu yüzden şahsi bir özrün sadece ahlaki değil siyasi bir göndermesi de olduğunu düşünüyorum.

Zalimin kimliği yoktur. Bazen katledenler Ermeni olur, bazen Kürt, bazen Türk, şu ya da bu. Onların kim oldukları değil, yaptıkları adaletsizlik önemlidir. Ama sırf Ermeni, Türk, Alevi, Kürt, Müslüman olduğu için zulüm görmüş kişinin dünya görüşünün ne olduğu da önemli değildir ki. Benim gibi düşünebilir, benden farklı da.

Adaletsizlik ister benden ister karşımdakinden gelsin, onu durdurma çabasıdır özür. Bir niyet gösterisidir önce.

Özür dilemek hem niyettir hem eylem. Merhametin kapılarını aralar. Anlamaya açılır kapının bir kanadı. Diğer kanadı ise affetmeye.

İnsan affedebildiği ölçüde kendisinde özür dileyecek ne çok şey olduğunu fark eder. Benim için de bu durumda özür dilemek bir davet olur. Başkaları için de.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim