Özünde İnsan Temizdi…

03.02.2012 02:15

Aslı Ateş Kaya

Trendeyim yine. Etrafımı süzdüğümde trene binenlerin birçoğunun hala uykulu olduğunu fark ettim. Kendisini müziğin ritmine kaptıran gençlerin olup bitenleri gözlemleme şansı yoktu. Belli, uyanamayanların yorgunluğu da akşamdan kalma. Geç uyumanın bedelini ödüyorlar onlar da. İmtina edilen o gizli bakışları görmek için çok çaba sarf ediyordum ki, bilet kontrolcüsünün sesi ile irkildim ben de… Korkumu anlayıp peşisıra özrünü beyan etti etmesine ama bununla nezaket kalıbına ne kadar bağlı olduğunu ispata da çalıştı sonra. Önemsemeyi bırakıp, bir yerlere yetişmeye çalışan insanların telaşına kaptırdım kendimi.

Birbirlerine bakan ama göremeyen yüzler, yine aynı duyguyla, ama anlaşılmayan bakışların eşliğinde yol alıyordu. Ulaşmaya çalıştığım evde bekleyenlerin varlığı heyecanlandırdı beni ve adımlarımı hızlandırıp ben de uydum etrafa.

Yaşadığımız toplumda mekansal yakınlığa inat, herkes çok uzak duruyor yekdiğerine. Kültürel farklılıklar, dilin yetersizliği, tanımamanın verdiği tedirginliklere korkuyu da eklediğinizde tamamen uzaklaşıyorsunuz siz de.

İlk şoku kapıyı açıp, ayakkabıyla girmemesi gerektiğini anlayınca yaşadı. Her gelende aynı seremoniyi görünce ufak gülüşmeleri kondurduk çehremize. Verilen terlikleri nazikçe reddedenle de, ilginç bulduğunu söyleyip tercihini gizlemeyenle de aynı ürpertiyi hissettik. ‘Acaba şimdi neyle karşılaşacağım’ın haleti ruhiyesi hâkimdi istisnasız herkeste. İşi ileriye götürüp terlikle ayağının fotoğrafını çekmeye kadar götürenler oldu. Evden ayrılırken ayakkabı giymede zorluk çekenleri görünce hayretimi yok edemedim.

Takdim edilen “kaçak çay”ın sıcaklığına ise hayran kalıp, çay bardağında çayı yudumlamanın keyfini çıkarmaya çalıştılar. Tonton teyzemiz, bunu sadece televizyonda gördüğünü hep denemeyi istediğini itiraf etti zarifçe. Gülüştük hep beraber çayın sıcaklığında. İstenen çayın tarifini yaparken zorlanmadım ama pürdikkat kesilmesine, yanlışını düzeltmesinde ise hırpalandığımı itiraf etmeliyim. İçli köftenin tarifini yapmam istendiğinde ise oradan sıvışarak, arkadaşa havale ettim, hayli zorlanacaktım besbelli.

Değerlerimizi incelemeye aldılar sonra, akılları sıra. Kendimizi bir şeyleri savunma pozisyonunda görmedik asla. Ne isek ‘o’ dedik. Yaşadıkları olumsuz örneklerin revacında bulduk kendimizi. Sorumlusu olarak kabul etmedik, “tıpkı sizdeki olumsuz örneklikleri sizlere yükleyemeyeceğimiz gibi” diye de ekledik. Kulaktan dolma haberlerin, basının olumsuzlukları önceleyen tutumunun zihinleri bulandırdığını bir kere daha idrak ettik, beraberce.

Yabancı düşmanlığının sadece yaşlılar arasında değil, gençler arasında da yaygın olduğunu fark ettik sonra. Şaşırtıcı gelen her cümleden sonra, yeni yüzlerle karşılaştıklarını kabulleri, Müslüman kadının dışa açılmış yüzüyle tanışıklıklarını itirafları eşliğinde, medyanın iyi yönleri ortaya çıkarmadaki temennileri döküldü meydana.

Sıra evlilik meselesine gelince, söyleneceklerin çokluğu dikkatimi çekti. Küçük yaşta zorla evliliklerin kabul edilmezliğini biz de paylaşınca soruyu yanlış yere yönelttiklerini anladılar.

İslam’da kadın meselesini anlatmanın zorluğunu yaşamadık. En can alıcı bölümü ise kadına verilen “mehir” üzerinden yürütülen düşüncelerde gördük. Anlamakta zorlandıysalar da sonradan ‘büyük bir güvence’, ‘iyi bir düşünce’, ‘pozitif ayrımcılık’ söylemlerinden öteye, biraz daha ileriye gidip, erkeklerin İslam’da ezilmesine kadar konuyu taşıdılar. ‘Mehir erkeği zor durumda bırakan bir uygulama’ dedi mütevazı olmayanı. Feminist söylemiyle tanıdığımız ise, ‘kendimi birden erkek savunucusu olmak zorunda hissettim’ deyince kahkahalar yükseldi. İzahatta detaya inip, erkeğin maddi gücünün göz önünde bulundurulduğunu belirttik haliyle. Çekirdekten yetişme, iyi eğitim görmüş, üzerindeki her şeyi itina ile taşıyanı ise, elit olduğunu hissettirerek her zamanki çalımıyla itirazlar yükseltti. Kabul görülmeyecek, sığ bir dünya görüşünü benimsemenin zorluğunu anlattı uzun uzun. İkna olanların çabası, sonucunu geç de verse sevindiriciydi. Birden beklenmedik bir çeviklikle ortaya bomba gibi bir sözle katkıda bulundu ki, herkes hayrete düştü: “ İncil’e yazabileceğimiz bir şey daha bulduk” dedi aniden. Mehir konusunu iyice bellediklerini anlamıştık bu sözden sonra.

Algıda ne kadar seçici davrandıklarını anlamak için, müneccim olmaya gerek yoktu. Bir nebze de olsa gösterilen ihtimamı görmek, duyguların yakınlaşmasına vesile olan birlikteliklerden medet ummak, berraklaşan bakışlarımıza hassasiyeti dokundurmak istedik hep beraber.

Yabancılara karşı olumsuz bir bakış açısının mevcudiyeti, insanı tedirgin etmekte bu ülkede. Takınılan düşmanca tavrı anlamak için zamanında saçlarını siyaha boyatıp, gözlerine kahverengi lens takıp, iki yıllığına işçi olan, bozuk Almancasıyla da bu durumunu destekleyen Günther Wallraff gibi yapmak gerekmese de, tanımak için bir çabanın içinde olmak gerektiği açık.

Meramları dile getirmenin yoğunluğuyla, dopdolu bir şekilde ayrılıyoruz oradan. Üzerine düşeni almanın, insan olmanın gerekliliğiyle, paylaşımlarımızın bizlere verdiği hazzı her birimiz hissedecektik bundan sonra. Kalbe değen her nağmemiz, küçük yürekleri fethetmişti. Kirli, kokuşmuş, batmış yürekleri temize çıkarmanın telaşından başka, bir çift sözle kalakaldık her birimiz:

Özünde insan temizdi…

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim