1. YAZARLAR

  2. Mustafa Ünal

  3. Özkök Paşa'nın üslubu
Mustafa Ünal

Mustafa Ünal

Yazarın Tüm Yazıları >

Özkök Paşa'nın üslubu

A+A-

Darbe planlarında kendisine 'yetim' diye sıfat takıldı ama hiç de öyle değil. Bugün en itibarlısı o.

Seveni de çok, sahip çıkanı da. Asıl yetim olansa darbe senaryosunu hazırlayanlar... Dün kendilerinden aslan, kaplan diye bahsedenler yani. Bugün yıldızları döküldü, aslanlıklarından eser kalmadı. Bir kısmı hâkim karşısında hesap veriyor. Bir kısmı da rolünü ve ismini unutturmanın çabası içinde.

Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün tarihe 'darbeyi engelleyen komutan' olarak geçeceğine kuşku yok. Yetim falan değil, muktedir bir komutan. Dün de öyleydi, bugün de öyle. Yeri geldi, yemeğini sefertasından yedi, hasta olmadığını dosta düşmana göstermek için deniz altına indi, savaş uçağına bindi. Hiç pes etmedi, sağdan soldan esen sert rüzgârlara karşı tek başına durmasını bildi.

Amacım uzun uzun darbeyi nasıl engellediğini anlatmak değil. Cuma günü Ergenekon iddianamesindeki ifadelerinden söz etmiştim zaten. Bir nokta önemli: Tanık olarak ifade vermesi davaya inancını ortaya koydu. Dün bunu açıkça da söyledi. Bazı kesimler tarafından çok eleştirilen Ergenekon savcıları için 'Onlar üzerine düşen sorumluluğu hakkıyla yerine getireceklerdir. Şimdi onlar orada bununla uğraşırken, buradan şöyledir, böyledir demenin yakışığı kalmaz' dedi.

Bu mesajın muhatabı sadece kamuoyu değil. Ben özellikle savcılar üzerinden yargı sürecini yönlendirmeye çalışanları kastettiğini düşünüyorum.

Bu anlamlı mesajın Özkök'ten gelmesi çok önemli.

Bugün tekrar Özkök Paşa'dan söz açmamın nedeni bir başka özelliğine dikkat çekmek... Hangisi mi? Kritik süreçlerde verdiği mesajlarda kullandığı dil ve üslup. Görevi sırasındaki konuşmalarından zengin entelektüel donanıma sahip olduğunu biliyoruz.

Meramını anlatırken geliştirdiği dil sadece 'kurmay zekâsı' ile açıklanamaz. Ne söyleyeceğinin merak edildiği bir süreçte 'Ben kasaptaki ete soğan doğramam' diyerek bir cümleyle her şeyi anlatıvermişti. Bu sözü Türkiye ilk kez ondan duydu.

Kendisi hakkında ileri geri konuşan yolsuzluktan mahkum olmuş bir eski kuvvet komutanına cevap verirken Mevlânâ'nın dilini tercih etmişti. Üstelik herkesin bildiği bir şiirle değil. Mevlânâ ile haşır neşir olmayanların kolay kolay hatırlayamayacağı bir şiir: 'Suskunluğum asaletimdendir / Her lafa verilecek bir cevabım var / Lakin; / Bir lafa bakarım laf mı diye, / Bir de söyleyene bakarım adam mı diye'

Başka söze hacet bırakmadan ne söylemek istediğini bu kısa şiirle anlattı. Klasik bir polemik değil bu. Rakibini nakavt eden altın vuruş. Ama yine de bir incelik var. Özkök'ün bu cevabı uzun süre hatırlanacak. Az konuşuyor, öz konuşuyor ama kesinlikle boş konuşmuyor. Her söylediğinin bir karşılığı var.

Dün bir meslektaşımıza 'Ben sadece yazılıp çizilenleri düzeltmek için konuşmak zorunda kalıyorum' demiş. Özkök medyada en çok eleştiri oklarına hedef olan komutanlardan. Bunları cevapsız bırakması veya görmemezlikten gelmesi elbette düşünülemez. Suskunluk kabullenmek olur.

Madem darbe planlarından haberdar niye işlem yapmadı? Bu noktadan çok eleştirildi. Eleştirinin nedeni, demokrasi kaygısı değil, başka nedenlerden dolayı Özkök'e duyulan tepki. Ergenekon savcılarına 'Resmî delil yoktu, ne yapayım' diye cevap verdi. Bir başka meslektaşımız ise Özkök'ün çevresine yaptığı değerlendirmeleri sütununa taşıdı.

Onun bir anlatım ustası olduğunu gösteren şu cümlelere bakın: 'Kalede olmayanlara gol kurtarmak kolay geliyor. Televizyondan, yenilmiş golü kurtarmak kolay. Hani maçlardan sonra televizyona çıkan yorumcular, golü yemiş kaleciyle ilgili olarak, 'ben olsam şöyle yapardım, eğer böyle yapsaydı gol olmazdı' gibi yorumlar yapıyorlar ya da maçta atılamamış golü bir güzel atıyorlar ya, işte bu eleştiriler de onun gibi'. Durumunu anlatırken seçtiği örnek herkesin anlayacağı türden. Doğrusu pozisyonunu da çok iyi izah ediyor.

Özkök sadece darbeyi engelleyen komutan olarak geçmeyecek tarihe, kısa ve özlü konuşmalarında kullandığı dil ve üslup da unutulmayacak.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT