“Özgürlükçülük” Maskesi Altında Totaliter Bir Röportaj

28.01.2015 01:14

Bahadır Kurbanoğlu

25 Ocak Tahrir Devrimi’nden aylar sonraydı. Mısır gazeteleri İhvan’ın ve Selefi kesimlerin önde gelenleriyle röportajlar yapmaktaydılar. Gazetecilerin ve siyasetçilerin aldıkları bu pozisyonlar hakim hegemonik vesayetçi yapıyla sivil siyaset arasındaki farkı da gözler önüne sermekteydi; tıpkı 28 Şubattaki gibi. Dönemin Amiral gemisi Hürriyet’in bir Refah Partili’ye muamelesi neyse o, aynıyla vaki.

Resim şu idi: Gazeteciler sorgu makamında yasama, yürütme ve yargının tek elde toplandığı savcı ve hakimler pozisyonunda pişkin edalarla tuzak sorular soruyor, mezkur adaylar da hikmetli salvolarla cevaplar vererek, fitne ve saptırma içerikli yönlendirmeleri halkın zihninde ve kalbinde anlaşılır kılmaya çalışıyorlardı.

Bunlardan biri o zamanki Selefi adaylardan birine sorulan “Seçildiğinizde içki içenlerin durumu ne olacak? İçkiyi yasaklayacak mısınız?” sorusu idi. Aday da gayet sabırlı ve metanetli bir biçimde “İçki Mısır halkının yüzde beşinin sorunu. Asıl olarak Mısır halkının yüzde ellisinin su sorunu var. Biz öncelikle bu problemi çözmeye çalışacağız.”

T24 Sitesinin Rıdvan Kaya ile yaptığı röportaj da aslında küresel dünyanın bu hegemonik dilinin totaliterliğini ve halihazırdaki fiziki ve moral gücünden kaynaklı pişkinliğini gözler önüne sermekteydi.

Türkiye gibi İslami hassasiyetlerin yüksek olduğu bir ülkede yaşıyor ve yayıncılık faaliyeti yürütüyorsunuz ama bugüne dek Özgür-Der gibi bir kuruluşun gerek İnsan hakları, işkenceler, cezaevleri, gayrı Müslimler, muhacirler, mazlum kadın ve çocukların haklarının korunması, başörtüsü, üniversiteler, faili meçhuller, Kürt sorunu, gerekse Suriye, Irak, Afganistan…mazlum coğrafyalara ilişkin siyasetlerini hiç merak etmemiş, dernek ve çevresinin asıl işlevlerine ilişkin “kamuoyunuzu” aydınlatma ihtiyacı hissetmemişsiniz. Ne zamanki aynı Türkiye’nin bir diğer yüzü olan ve alabildiğine özgür alanlara sahip Batılı hedonist yaşam telakkilerinin zıddına, dürüstçe, mertçe, sağdan sola oluşturulan kamuoyu baskılarına boyun eğmeden kendi cephesinden doğru bildiklerini dile getiren bir ses verilmiş, lutfedip Özgür-Der’i seçeneklerinize dahil ediyorsunuz.

Trans’lara Merhamet Dili Bile “Hakaret” Ama Müslümanlara Hakaret İçeren 16 Sayfa Hebdo Yayını “Özgürlük”!

Bilindiği gibi T24, Türkiye’de Charlie Hebdo’nun son sayısını tam nüsha 16 sayfa yayınlama “cesaretini” ortaya koymuş tek yayın organı. Bu açıdan Cumhuriyet bile daha masum bir pozisyonda görülebilir. Daha ötesi, bu türden kendini “liberal”, “objektif” ve hakem pozisyonunda zanneden yayın organlarının  aslında kendi içinde vicdansız bir totaliterizmi barındırmaları. Bu röportaj da bunun numunelik bir örneğini teşkil etmiş.

Hakkını verelim ki ustaca hazırlanmış bu röportajın (Röportaj karşısındakinin fikrini anlama ve aktarma üzerine değil, liberteryan klişeleri karşı tarafa “kabul ettirme” üzerine yapılmakta. Yani; “Seküler kesimler ne yumurtlarsa yumurtlasın onun kendini nasıl tanımladığı önemlidir ama söz konusu İslami kesim ise ağzının payını vermek için kırk takla atmam caizdir!” mantığı) kendi dili/mantığı üzerinden gidelim ve şöyle bir soru soralım: T24 ilkesel olarak “ifade özgürlüğü”nü savunmuyor mu? O halde Rıdvan Kaya’nın da bu minvalde serdettiği bir cümleye neden tahammül gösteremiyor? Hani ifade özgürlüğü iki proseste değerlendirilir ya: 1) Formel; 2) İçeriksel. Yani?! İçeriğe katılmasam da özgürlük kutsalını savunma adına saygı gösteririm. Aslında bizim gibi İslam ülkeleri açısında doğru formülasyon şu: Normalde “Özgürlüklerin sınırlı olduğu”na inanırım. Özgürlükler başkalarının özgürlüklerine zarar verdiği noktada biter. Ancaaak; İslami perspektiften zikredilmiş söz konusu cümle, tasvir her neyse, “Kutsal Seküler Özgürlükler” kalesini çok zedelemiyorsa tahammül ediyormuş gibi davransam da; baskın unsur olmaya başlamışsa hakaret bile edilse (ki zaten hak ediyor) bu defa “sınırsız özgürlükler”in savunucusu olurum.

Çünkü “tahammül göstermeme” sınırlarını sadece kendisinin belirleyebileceğine inanıyor. Kendi dışındakilerin tahammül sınırları çizme hakkı olduğunu düşünmüyor. Bu Batı’dan devşirme kötü bir gelenek. Batı’da da aynı evrenselleştirilmiş, hegemonik, ırkçı (bu kelimeyi sadece kavmi bazda almayalım; tarafgirlik olarak anlayalım) ve kibirli tutum, “Ben bilirim”, “Ben yaparım”cı durum hakimdir. Bu da bu geleneğin uzantısı. Tüm insanlığın, Batının hegemonik şuuraltının kaba ve niteliksiz uzantısı Charlie Hebdo’ya -Materyalist Batılıların kendi çizdikleri sınırlarda- tahammül gösterme zorunluluğunda olduğuna dair “kesin inanç”. Ahlaka inanmadığını iddia eden bir “ahlakçı buyurganlık”. Aslında “ahlaksızlığın buyurganlığı” da diyebiliriz. Ya da siyaset bilimi terimleriyle “liberal totaliteryanizm”

“Birine yapılacak bir saldırıya üzülmem demek” ne zamandan beri ifade özgürlüğünün sınırları dışına itildi? Oysa biz eyleme geçilmemişse darbe bile yapmaya niyetlenenlerin bu niyetlerini izhar etmelerinin özgürlük olarak savunulduğu bir ülkede yaşamıyor muyduk?

Uğranılan şiddetin mantığı ve öldürülen kişilerin kimliği üzerinden nice destanlar yazanlar bir de pişkince ağzımızı kapamaya çalışmıyor mu…pes!

Mesela biz ahlaki bir tutum dışında, bir sitem ve kızgınlığın sınırları dışında soruyor muyuz “Neden Suriyelilerin, Malililerin, Orta Afrikalıların, Mısırlıların, Afganların ölümlerine üzülmüyorsunuz?” diye. “Neden Irak’ta IŞİD dışında başka bir gerçekliği konu etmiyorsunuz?” diye.  Malum yayın organları değil miydi, Nahda ve Rabia’da ölümlerin hak edildiğini savunanlar! Mursi için edep dışı “siyasi terimler” kullananlar. Kaddafi “fareler” dediğinde ona kızıyormuş gibi yapıp Suriye’de fare ve terörist avına çıkanları övenler uzaydan mı gelmişlerdi? Bunlar sosyalist, liberal, demokrat kostümü giymiş “İçimizdeki Hebdocular”dan başkası değildi.

Hangisi ifade özgürlüğünün sınırlarını eşelemek açısından daha can yakıcı; “Azmettirmem” cümlesini bir niyet okumasıyla “Azmettiriyorum” olarak algılayıp, hedef göstermenin ve şiddetin övüldüğünün resmedilmesi mi, yoksa Charlie Hebdo’yu Müslüman bir ülkede 16 tam sayfa yayınlamak mı?

Hangisi şiddet ve terör içeriyor?..

Bizatihi kendi ülkesinin insanlarının azamisinin değerlerine hakaret içeren bir ahlaksızlığı yayın yoluyla yaygınlaştırmak mı, yoksa bu fiil ortaya konduktan sonra “bu çirkefliği yapanların başına, yedikleri herzenin bedeli olarak bir şey gelirse üzülmem” demek mi? Böyle bir herze karşısında Müslümanların susması ya da “tabii canım sizin yaptığınızda hiçbir anormallik yok; sorun bizim geleneğimizde” diyen akideleri sulanmış olanlar gibi itirafçılık mı bekleniyordu. Kendi fikrini ortaya koyma amaçlı bir cümleye bile tahammül gösteremeyenlerin “ifade özgürlüğü” konusunda samimi oldukları düşünülebilir mi?  

Madem ki kendi eyleminize marjinal İslami çevrelerden örnek getirip (tüm dünya Müslümanlarının da öfkesini sinek vızıltısı sadedinde görüp) “aslında Muhammed tasvir edilebiliyormuş” fetvasına sarılmayı kendinizde bir hak telakki ediyor, böylelikle İslami hurafeler konusunda halkı da aydınlattığınızı ve ileri taşıdığınızı düşünüyorsunuz, o halde aynı düsturu Aleviler söz konusu olduğunda hayata geçirmekten kendinizi alıkoymak ya da bu işe soyunanları “Alevi düşmanı” ilan etmek de neyin nesi?

Üstelik Alevilerin hurafelerinden ve geleneklerinden kurtarılmasına ilişkin her türlü çabanın önünü daha baştan tıkıyor ama müslümanların “takıntılarını”(!) bırakın saygı çerçevesini, hakaretin ve ahlaksızlığın dibe vurduğu bir düzlemde tam sürüm manşete çekiyorsunuz.

Cesarete ve pişkinliğe bakın ki bu 16 sayfalık yayını yaptıktan sonra Özgürder’in merkezine gelip röportaj yapmayı talep ediyor; sonra da "korku" ve “özgürlük yoksunluğu”ndan dem vuruyor. Bununla da kalmıyor; röportajın neredeyse üçte birini örgütlü homolarla transların cinsiyetçi kimlik haklarına ayırıp mazlum insanların ismetlerine ilişkin tek soruyla da olsa bir merak taşımamak tam da Hebdoculuk ideolojisini yaygınlaştırmanın ne anlama geldiğini tasvire denk düşmüş! Ağzınızdan çıkan merhamet cümleleri bile translara ve homolara hakaret ama Müslümanlara yönelik hakaret ve pisliği 16 sayfa yayınlamak özgürlük! Kuzulara şah olmuş Kurt bile şaşkın şaşkın bakıyor, dünya bunlara kalsa benim halim nice olur diye.

  • Yorumlar 6
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim