’Özgürlük diyarı’(!) Amerika’nın, İslâm’a tahammülü..

17.08.2010 00:48

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

secakirgil@yahoo.com

Amerika’daki müslümanlar, Ramazan Bayramı’nın 11 Eylûl tarihine gelecek olmasının,  yani, 11 Eylûl 2001 Saldırıları’nın 9. yıldönümüne gelmesinin rahatsızlığını çekiyorlar şimdiden..

Çünkü, İkiz Kuleler’in yıkılmasında El’Qaide gibi bazı müslüman örgütler suçlanıyor ve bazı müslüman gruplar da kendilerini büyük göstermek için bu gibi iddiaları gururla üstleniyor.. Halbuki, o saldırılar, Amerikan içgüvenlik sisteminin en gizli odaklarına nüfuz etmeden, dünya kadar şifre sistemini öğrenmeden gerçekleştirilebilecek cinsten değildi.. Ve amma, Amerika hem kendi iç-zaaflarını gizlemek, iç kamuoyunun ve dünyanın dikkatini kendi zaafından başka taraflara kaydırmak için ve hem de komünizmin en büyük gücü olan Sovyetler Birliği’nin safdışı edilmesinden sonra, kendilerine lâzım olan yeni bir ’Soğuk Savaş’ için, kapitalist emperyalizmin ideolojik savaş merkezleri, bu saldırıları müslümanların üzerine atıverdi..

Ve ortada henüz ciddî hiç bir delil yokken, -o dönemin Amerikan Dışbakanı Colin Powell’in, aldatıldığını ve dünyayı da aldattıklarını ve bu utancı ömrünün sonuna kadar taşıyacağını, sonraları itiraf ettiği üzere-  bir takım faraziyelere dayanarak, Amerikan emperyalizmi önce -zâten harâbe olan- Afganistan’ı daha bir harâbeye çevirdi; sonra da Irak’ı..

Ve 9 yıldır, Amerikan emperyalizmi, hem kendi içinde ve hem de dünya çapında,  İslam ve müslümanlar aleyhinde resmen ilân edilmemiş bir topyekûn savaşı, en kanlı şekliyle sürdürüyor..

Bunlar yetmiyormuş gibi, içerde de 300 milyonluk büyük kitle içinde bir avuççuk olan Amerikan müslümanları aleyhine nice şeytanî entrikalar daha tezgahlanıyor..

Nitekim, B. Amerika’da bir kilise, Florida’daki Dove World kilisesi, Ağustos 2010 başında, tahrik edici bir adım atarak, 11 Eylûl’ün dokuzuncu yıldönümünü, ’Camilere saldırı’ ve “Bir Kur’an Yak Günü!” olarak ilan etmiş, kilisede halka açık olarak Kur’an yakılacağını duyurmuş bulunuyor..

*

Böylesi entrika dolu günlerde, geçen hafta, New York Belediyesi, İkiz Kuleler’in yıkıldığı mekanın iki blok uzağında, bir özel mülkiyet üzerinde, bir Mescid ve Islamic Centrum / İslam M erkezi yapılmasına dair projeyi kabul ediyor ve bu da yeni bir tartışma havası meydana getiriyordu..

Ramazan’ın arefesinde alınan bu karardan sonra, Amerikan Başkanı Obama ise; Ramazan ayının başlaması münasebetiyle, mesajına arabça olarak bir cümlecik de ekliyor, "Ramadan kareem (Ramazan'ınız mübarek olsun).'' diyor ve "Ramazan'ın, yoğun sadakat ve düşüncenin zamanı, Müslümanların gün içinde oruç tuttuğu, gece dua ettiği, fırsatlar ve zenginliklerin her yerdeki insanlar için geliştirilmesi amacıyla diğerlerine destek sağladığı bir zaman olduğunu''  belirtiyordu.. "Ramazan, İslam'ın Amerika'nın her zaman parçası olduğu ve Amerikalı Müslümanların ülkemize olağanüstü katkılar yaptığının bir hatırlatıcısıdır." diyen Obama’dan ayrı olarak; Amerikan Dışbakanı Hillary Clinton ise, "Ramazan'ın, kendi kendini sorgulama ve paylaşım zamanı olduğunu" ve "Müslümanlar ve Müslüman olmayanların katılımıyla, ortak değerler, inanç ve geçen yılın armağanları üzerine derinden düşünecekleri bir iftar yemeğine Washington'da ev sahibliği yapacağını" beyan ediyordu..

Ve Obama, 14 Ağustos akşamı da, Amerika’daki müslüman kolonisinin temsilcilerine Beyaz Saray’da bir iftar veriyor ve oradaki müslümanlara hitaben yayınladığı mesajda, ayrıca 11 Eylûl Saldırıları’nda yıkılan İkiz Kuleler'in yakınına câmi inşa edilmesi projesine destek verdiğini de açıklıyordu.. Halbuki, özellikle Amerika’daki en etkin iki yahudi kuruluşu, bu mescid’in ve İslam merkezi’nin  yapımına karşı çıkıyordu.. (Bu cümleden olmak üzere, Los Angeles Times gazetesinde, 10 Ağustos günü, Amerika’nın önde gelen iki Yahudi kuruluşunun, 11 Eylûl Saldırıları’nda yıkılan İkiz Kuleler’in yakınında cami yapılmasına karşı çıkması eleştiriliyor ve bu kuruluşlar bağnazlıkla suçlanıyor ve ’ Dini özgürlükleri savunmak, her türlü bağnazlıkla mücadele etmek ve İslam Merkezi’ni kurmak isteyenler gibi barışa ve dinler arası diyaloga inanan Müslümanlarla yakın ilişkiler kurmak, Amerika’nın çıkarınadır.” deniliyordu...)

O karşı çıkışlardan elbette ki haberi olan Obama ise, ''Bu konunun yol açtığı hissiyatları anlıyorum. Sıfır Noktası (Ground Zero-saldırıdan önce İkiz Kulelerin yer aldığı bölge) gerçekten kutsal bir alan..’  dedikten sonra, şöyle devam ediyordu: ’Ancak şunu net olarak söyleyeyim; bir vatandaş ve başkan olarak, Müslümanların da bu ülkedeki herkes gibi, dinlerinin gerektirdiği ibadetleri yerine getirmede aynı hakka sahib olduğunu düşünüyorum. Bu, yerel yasalara ve kurallara uygun biçimde, aşağı Manhattan'daki özel mülkiyet üzerine bir ibadet yeri ve merkezi inşa edilmesi hakkını da içerir.  Burası Amerika ve dini özgürlüklere olan bağlılığımız sarsılmaz!''

Obama, o konuşmasında, "El’Qaide'nin davası İslam değil, tamamen çarpıtılmış bir İslam. Bunlar dini lider değil, masum erkek, kadın ve çocukları öldüren teröristler. Dolayısıyla, bunlara karşı savaşıyoruz ve bu savaşı kazanacak olmamızın nedeni, sadece silahlarımızın değil, sahib olduğumuz değerlerin gücü.." diye, biz müslümanlara tereciye tere satmak kabilinden İslam dersi vermeye de kalkışıyordu..

Ama, -üstelik de bizzat Amerika’nın Afganistan’daki geçmişteki işbirliği ve mahiyeti açıklanmayan- El’Qaide ile savaşıyoruz’  bahanesiyle, Amerikan eski Başkanı G. W. Bush’un başlattığı barbarca saldırılar sırasında da, Ramazan dolayısiyle Beyaz Saray’da iftar proğramları tertib edilmiyor muydu?

Yani, tam bir ikiyüzlülük.. 

Irak ve Afganistan’da  yüzbinlerce müslümanın, kan ve ateş içinde eritilmesi henüz de devam ediyor, ve de iftar proğramları da..

’Şîr’in (aslan’ın) dahi kasdı, cana, gülerektir..’  beytini bir daha doğrularcasına..

Halbuki, bütün o Afganistan ve hattâ Irak saldırılarının kof iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.. Böyleyken, bununla da yetinilmedi, Afganistan sınır şeridindeki Pakistan’ın nice yerleşim birimleri de, teröristleri barındırdığı  iddiasıyla, aylardır hâlâ da bombardıman ettiriliyor, Obama’nın başkomutanlığında..

*

Ve, Obama’ya 24 saat içinde geri adım attırılması..

Obama, müslüman temsilcilerine verdiği iftar sırasında, müslümanların New York’da inşa etmek istedikleri mescid ve İslam Merkezi için, Amerika’nın din özgürlüğü diyarı olduğunu hatırlatarak, yeşil ışık yakmasının ardından henüz 24 saat geçmemişti ki, bu sözlerini geri alıverdi..

Çünkü, yahudi kuruluşlarının baskısı ve Cumhuriyetçi Parti’den gelen baskılar üzerine geri adım atıyordu..

Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi Parti  grup başkanı John Boehner, "Bu camiyi inşa etme kararı fazlasıyla can sıkıcı.. Başkan'ın verdiği destek de öyle.." derken; bir diğer Cumhuriyetçi üye Peter King, Müslüman toplumunun camiyi inşa etmeye hakkı olduğunu ancak inşaatın çok fazla insanı gereksiz yere rahatsız ettiğini belirtiyor ve  "Başkan Obama hata yapıyor. Müslüman toplumunun enkazın gölgesine cami inşa etmesi duyarsız bir tavır. Müslüman toplumunun cami inşa etme hakkı var, ama çok acı çeken birçok insanı gereksiz yere rahatsız ederek bu haklarını kötüye kullanıyorlar. Obama'nın yapması gereken doğru şey, Müslüman liderlerden ölenlerin ailelerine saygı göstermelerini istemek ve camiyi enkazdan uzaklaştırmaktır. Maalesef Başkan, siyasî doğruculuğa teslim oldu.." diyordu.
Temsilciler Meclisi’nin eski başkanı Newt Gingrich de câmi planını ve Obama’nın sözlerini kınıyor ve, "Başkan'ın radikal İslam'ın güçlenmesine yardım etmeyi sürdürmesinde şaşılacak bir şey yok. Dün akşam söyledikleri yanlış ve tutarsızdı. Doğrusunu söylemek gerekirse bunun din özgürlüğüyle bir ilgisi yok.. Bu Holokost Müzesi’nin yanına gamalı haç dikmek gibi bir şey.." diyordu.. Gingrich, câmi ve merkezin, ’Müslümanların "zaferinin bir işareti olacağını da ekliyordu, sözlerine..

Bu itirazlar üzerine, Obama, 24 geçmeden geri adım atıyor ve "Oraya bir cami dikmenin makul olduğu hakkında bir yorum yapmadım ve yapmayacağım. İnsanların ülkemizin kurulduğu günlerden bugüne gelen bir hakkından söz ediyordum. Bu meselelerin bazıları ne kadar zorlu olursa olsun bir toplum olarak kimliğimize ve değerlerimize odaklanmamızın çok önemli olduğunu düşünüyorum" şeklinde konuşuyordu..

Şimdi, 11 Eylûl Saldırıları’nın 9.yıldönümüne yaklaşılırken ve o günün, bir de müslümanların Ramazan Bayramı’na denk gelecek olmasıyla, Amerika’daki fanatik İslam karşıtlarının birçok çılgınlıklara  yönelebileceği ihtimalleri şimdiden gözönünde bulundurulmalıdır.. Hattâ, bütün dünyaya  ve bu arada Türkiye’ye de, özellikle müslüman olmayan azlık unsurların karşılaştıkları bir takım sıkıntılar sebebiyle, zaman zaman telkın, hatırlatma ve hattâ kınamalarda bulunan din özgürlüğü havarisi rolündeki Amerikan yönetimine, müslüman liderler  -ki, müslüman coğrafyalardaki nice kuklalardan bir beklentimiz olamaz-, bilhassa Tayyîb Erdoğan gibi isimler de, diplomasideki mütekabiliyet veya mukabele-i bilmisl (misliyle mukabelede bulunmak) prensibine dayanarak, gerekli hatırlatmalarda bulunmalı değil midir?

*

Ama, şunuz da sormadan edemiyor insan.. Sahi, bu camiin illâ da orada, 11 Eylûl 2001 Saldırıları’nın gerçekleştiği yerde inşa olunmasını hangi akıllı akletti? Yani, 10 yıla yakın zamandır, o saldırıların bazı müslüman gruplar adına sahiblenildiği ortada iken, aynı yerde, bir mescid ve İslam Merkezi inşaı,  İslam karşıtlarına nanik yapmak olmayacak mıdır?

*

Sumela ve diğer mâbedlere getirilen sınırlamanın mantığı..

Bu arada, kendi ülkemizdeki bazı uygulamalara da değinelim..

Trabzon’daki Sumela Manastırı’nda 88 yıl sonra, senede bir kez de olsa,  ibadet yapılmasına izin verilmiş..

Bu münasebetle, 15 Ağustos 2010 günü, Ortodoks dünyasından başta Patrik Barthalemeos olmak üzere binlerce seçkin kişi geldi, o mekana geldi.. Yunan devlet televizyonu âyini canlı olarak yayınladı.. Rusya, Yunanistan, Gürcistan, Ukrayna, Romanya gibi ortodoks dünyasından pek çok kimse Sumela’ya akın etti..

Kimi müslüman grupların sözcüleri, bu durumu eleştirdiler..

Halbuki, insanların ibadetini önlemenin mantığı nedir?

İbadet, en tabiî bir kalbî ihtiyaç olduğuna göre, onu önlemek isteyenler ancak kendilerini yanıltırlar ve düşmanlıkların daha bir derinleşmesine hizmet ederler..

Bir diğer nokta ise, hele de bir laik rejim, nasıl olur da mâbedleri kapatabilir, ibadetten men’edebilir?

Van Gölü’ndeki küçücük Aktamar Adası üzerinde yükselen tarihî Aktamar Kilisesi’nin de, senede bir kez bile olsa ibadete açılması yeni gerçekleşti..

Ama, niye sadece bir yılda bir kez..

İnsanlar, etsinler ibadetlerini, kime ne?

Kemalist-laik rejimin, 1930’lardaki ateist eğilimlerden ilham alan uygulamalarına  bazı müslümanların da destek vermesi, anlaşılır gibi değildir..

Bazıları da hemen, Ayasofya’nın kapalı olmasını delil getiriyorlar..

Bu, ’Bize zulmediliyor, başkasına da edilsin..’ demek gibi bir akla ziyan düşünce tarzıdır..

Unutmayalım ki, bizim ’Kitab’ımızda, Kitabullah’da, sacdece mescidler değil, sinagoglar ve kiliseler de, Allah’ın adının sıkça anıldığı yerler olarak, tekrim ile anılırlar.. Ayrıca savaşlarda, mâbedlerin tahribine cevaz vermez  İslam savaş hukuku..   Ve keza, (direkt olarak savaşlara katılmamışlarsa) din adamları da masuniyet imkanlarından faydalandırılırlar..

Ayrıca, unutmayalım ki, müslümanların da bugün, Avrupa’da ve Amerika’da, irili-ufaklı binlerce mescidi vardır.. 

Müslüman olmayan toplumların hükûmetleri de, bizim camilerimize senede bir ibadet etme izni verse, bunun neresinde bir mantık olabilir?

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim