Özgürlük derken, mertlik şartı!

10.09.2008 04:30

Umur Talu

"Basın özgürlüğü" davası, her cins iktidar karşısında vicdanı özgür tutabilme sevdası ile bunun bireysel ve ortak kavgası.
"Rant, imtiyaz ve biat düzeni" nin yağma ve yağlama seferlerinin neferleri ve lüferleri olanlar, orada, şurada veya burada, duruma ve kuruma göre aç kapa yaptığı özgürlüğünü "yalama" haline getirdi.
Maalesef, bazı meslek örgütleri de, "kökten özgürlükçü" olamadıkları, kimi "Türk büyüğü"ne diklenirken bile başka "büyükler" karşısında büküldükleri için, "yarım yamalak, şeb şebelek" bir "basın özgürlüğü" fermanı yazabiliyor.
Hele hele, "basın özgürlüğü" yerine "iletişim özgürlüğü" denmesini savunup durmuşların öylece durması ve "basın özgürlüğü" lafını duayenik ağızlarına almamaları rica olunur!

 

Çünkü "basın özgürlüğü";
1. Elbette, siyasi iktidar, açık, gizli, yasal ve yasadışı baskılar karşısında özgürlüktür.
2. Ama her tür iktidar karşısında da özgürlüktür. Mali, ekonomik iktidarlar, ilan ve reklam güçleri, iş ve servet dünyaları, askeri güç merkezleri, yerli yabancı cemiyet ve cemaat hiyerarşileri de dahildir.
3. Her parmağında ayrı sektör olan patronların medyada ve işyerindeki iktidarı da dahildir. Elbette kovabilir ama ovamaz; ova ova, hamur gibi, çamur gibi istediği kıvama sokamaz.
4. Kendine karşı bile özgür olabilmeyi bilmektir. Kariyer, para, servet, muteberlik, güç, iktidar tutkusu ile (en masumu olsa da) işsizlik, geçim korkusuna; dadanmışlıklardan adanmışlıklara kadar, tüm dış ve iç baskılar ve bin bir zaruret ile kazulet karşısında vicdanı özgür ve bağımsız tutabilme gayretidir. Gayrettir en azından!

 

"Basın özgürlüğü", başı dik durabilmektir, hiçbirine boyun eğmemektir, işini hakkıyla yapmaya çalışırken vicdanın hakkından ve aklından asla vazgeçmemektir.
O yüzden, basın ve ifade özgürlüğü meselesi sadece "301" gibi maddeler de değildir.
Toplumun her kesiminden, her mertebe ve rütbesinden insanların kendilerini, dertlerini, özlemlerini her koşulda ifade özgürlüğünü de savunabilmektir.
Yetmez; bu tür madde ve yasaklara cesaretle tavır alırken, harbiden mert olabilmek, yukarıdaki tüm iktidarlar karşısında da özgürlükleri dile getirmektir.
Başbakanın karşısında, çarşısında ve kapısında da...
Patronun karşısında, masasında ve kasasında da!
Yani, bir gün bağırırken bir başka gün havaya bakıp ıslık çalmamaktır...
Hukuka, akla ve vicdana uygun yazıların (ve haberler) dahi atılırken, yırtılırken, kırpılırken yahut hiç yazdırılmazken, sen zaten "uyanık" olup bunları yazmazken, dün de bugün de yarın da yutkunmamaktır!

 

"İmtiyaz, rant ve biat düzeni" nin kah uzlaşmacı kah şantajcı su ve kanalizasyon borularının patladığı yere iyi bakın:
1. Medyaya çıkar sağlama (hem büyük medya, hem ona karşı medya).
2. Medya yoluyla çıkar sağlama (her ikisi de);
3. İktidara çıkar sağlama;
4. İktidar yoluyla, kanalıyla çıkar sağlama.
5. Medya iktidarı ve iktidar medyası yoluyla çıkar, propaganda, şantaj, tehdit.
İddialar bunlar. Bu iddialar zaten gerçek hayatın asli parçası.
Ve manzara şöyle: Siyasi iktidarken, "saygılı ve gizli ilişki yürütme"... Kızınca "bunları açıklarım, sana süre" diye tehdit. Yani, "kamu yönetimi" olmanın gereğini zamanında yapmama, denge gözetme, gizleme ve yerine göre istismar. Üstelik ayrımcılık.
Medya gücü olarak da, rant peşinde koşarken gazetecilik ayarları, dosya gizleme, dosya kullanma, şantaj, tehdit için hazırlık ve istediğini koparamazsan sözde "kamusal görev." Üstelik ayrımcılık.
"Rant, imtiyaz, biat düzeni"nin kusmuklarıdır bunlar.
Hiçbir
saygın, insani, vicdani, ahlaki, etik, hukuki sıfatı hak etmez!

Sabah gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim