Özgür Suriye’de Yargı Sistemine Dair Gözlem ve Tespitler

16.01.2013 17:43

İsmail Özgüven


Yakın Tarihî Süreç ve Arap Baharı…

İstibdada dayanan işbirlikçi rejimlerden biri olan Tunus’ta Muhammed Buazizi’nin 7 Aralık 2010 tarihinde kendini yakmasıyla alevlenen isyan ateşi, baskıcı, hırsız, halkından kopuk uluslararası istikbarın işbirlikçisi rejimlerde yankı buldu.

Suriye’de bir darbe ile işbaşına gelen kavmiyetçi ve materyalist bir ideoloji olan BAAS, daha sonra BAAS’ın başına Hafız Esad’ın geçmesiyle bu parti daha da ilkelleşerek bir aile, zümre ve ağırlıklı olarak sapık bir dini inanış sahiplerinin oluşturduğu bir rejime dönüştü.

Bu meyanda diğer gerici, baskıcı Arap diktatörleriyle aynı özelliklere sahip yıllardır baskı, işkence, katliamlarla halkına kan kusturan, insanları yargılamadan hukuksuzca hapishanelere tıkan adeta ülkeyi açık hava hapishanesine dönüştüren Baas rejimine karşı 2011 yılı Mart ayından itibaren Suriye halkının özgürlük/hürriyet talepleri yükselmeye başladı.

Bu talepler genellikle Cuma namazlarında imamlarca dile getirilmekte Cuma namazı sonrasında da bu talepleri halk sokaklarda topluca haykırmaktaydı. Bu süreçte zulmün giderilmesi adalet ve özgürlük taleplerini dile getiren birçok imam tutuklandı veya şehit edildi.

2011 yılının Nisan ayında Lazkiye’de yine böyle bir Cuma namazı çıkışında Müslümanlar hürriyet talebinde bulundular. Ancak Suriye istihbaratı ve askerleri hemen gösteriye müdahale ettiler. Göstericilerinden 10-15’ini hemen gösteriler sırasında tutukladılar ve topluluğu da güç kullanarak dağıttılar. Ancak istihbarat gösteriyi görüntülü kayda almıştı. Bilahare bir istihbarat çalışmasıyla topluluğa öncülük edenler evlerinden ve işyerlerinden alınarak tutuklandılar.

Tutuklananlar arasında Camii İmamı ile Avukat Ebu Mustafa da vardı. Bu insanlar ağır hapishane koşullarında işkencenin en acımasızına tabi tutuldular. Aynı günlerde Esed rejimine karşı protestolar tüm ülkede artarak devam etti. Protestoculara Esed’in askerleri ve gizli servisi Muhaberat elemanları ateş açarak müdahale ediyorlardı. Hatta toplanan halkın üzerine keskin nişancılar ateş ederek büyük katliamlara giriştiler ve protestocuları vahşice katlettiler.  Bu işi daha da ileriye götürerek sniperlar cenaze törenlerinde bile halka ateş ederek insanları öldürüyorlardı.

Bu vahşet dünya kamuoyunda yeterli olmasa da rahatsızlık meydana getirmişti. Bunun bir sonucu olarak Arap Birliği devreye girdi ve Esed rejimini ikna ederek protestolarda tutuklananların bazılarını serbest bıraktırdı.

Serbest bırakılanlardan biri de Avukat Ebu Mustafa idi. Ebu Mustafa serbest bırakılmasını müteakip ailesiyle Lazkiye şehir merkezinden hicret ederek Cebeli Türkmen denilen bölgedeki bir dağ köyüne yerleşti.

Bir süre sonra Suriye’de vahşet öyle bir boyuta ulaştı ki artık insanlar kendilerini savunmak zorunda kaldılar ve silahlı direniş başladı.

Özgürleşen Cebel-i Türkmen…

Cebeli Türkmen’de de silahlı direniş meyvelerini verdi ve mücahitler Cebeli Türkmen bölgesinin tamamına yakınından Esed rejimini uzaklaştırarak kontrolü aldılar.

Cebeli Türkmen, içinde çok sayıda nahiye ve köyü barındıran bir bölge, bu bölgede Özgür Suriye Ordusuna bağlı Nurettin Zengi Ketibesi, Allah Yolunda Kardeş Olanlar Ketibesi, Memduh Çulha Ketibesi ve Ketibit Mustafa birlikleri bulunmaktadır. Ayrıca bağımsız birlik olarak Ahrar-ı Şam’a bağlı Cebli Ketibesi ile Ensar-ı Şam’a bağlı Şehadet Aşıkları Ketibesi ve Muhacirun Ketibesi bulunmaktadır.

Adalet; Ekmek ve Su Gibi Temel Bir İhtiyaç…

Ben meslektaşım Ebu Mustafa ile Cebeli Türkmen’de yerleştiği bir köyde tanıştım ve bir hukukçu olarak kendisiyle bu bölgedeki sosyal yapıyı, özelde yargısal yapıyı konuştum.

Kendisinin bana anlattıklarına göre; Suriye’de BAAS rejimi döneminde de muamelat yani bizdeki karşılığı Medeni Hukuk olarak İslam Hukuku uygulanmaktaydı. Yine evlilik kaydı, mülkiyet kayıtları mahkemelerce tutulmaktaydı. Direniş başlayınca gerek evlilik gerekse mülkiyet kayıtlarıyla ilgili sicil tutulmasında boşluk yaşanmaması gerekmekteydi. Bu nesil ve mal emniyeti açısından çok önemlidir. Ebu Mustafa “Suriye’de en önem verdiğimiz şeylerden biri ormandır. Malum orman kamunun malıdır ve korunması çok önemlidir. Özellikle bölgemizde yaşanan yangınlar nedeniyle büyük alanların kamudan çıkıp tarlaya dönüşmesi ve haksız yere bazılarınca özel mülkiyete dönüştürülmesi gibi bir kaygı da oluştu.” dedi.

Ebu Mustafa “Esed rejimine casusluk yapanlar ve askerlerden esir alınanlar gibi askeri suçlular ile hırsızlık gibi adi suçları işleyenlerin cezalandırılması hatta her şeyden önce suç işlenmesinin önüne geçmek için caydırıcılık gerekiyordu. Suçun işlenmesinin önlenmesi ve suçluların cezalandırılması ile daha önce belirttiğim kayıtların tutulması gibi nedenlerle toplumsal yaşamın bir gerekliliği olarak asayiş ve bunun temini için adli mekanizma oluşturma ihtiyacı doğdu” dedi

Cebeli Türkmen’de bölge halkı tarafından sayılan sevilen güngörmüş akîl insanlar ve âlimler; halkın içinde bulunan bazı hukukçulardan bir yargılama heyeti oluşturulmasına karar verilmiş. Üç hukukçudan oluşan bu yargılama heyeti,  aralarında istişare ederek karar verecekti. Bu yargılama heyeti gerek Özgür Suriye Ordusunun gerekse bağımsız birliklerin esir aldıkları rejim askerlerini, casusları ve adi suçluları yargılayacaktı.

Bu yargılama heyeti biri Şam diğeri Ezher Şeriat Fakültesi mezunu yıllarını İslam Hukuku çalışmalarına vermiş bu iki zat ile bir avukattan oluşturuldu. Bu heyetteki avukat üye Ebu Mustafa’dır.

Ebu Mustafa’ya “Yargılama makamı gücünü bir otoriteye yani devlete ya da askeri yapıya dayandırmak zorundadır. Peki, siz bu mevcut haldeyken gücünüzü nereden alıyorsunuz” dediğimde bana; “Halktan, halkın genel kabulünden” dedi. “Size getirilen zanlılar sizin yargılama yetkinizi tanımıyoruz diyebilirler mi?” diye sorduğumda “Hayır halkın genel kabulü nedeniyle zanlılar zaten bunu akıllarından bile geçiremezler” dedi.

Kendisine ne ile hükmettiklerini sorduğumda “Allah’ın yeryüzünde bizden bir kul olarak istediği adaleti sağlamaya çalışıyoruz” cevabını verdi. Özellikle vurgulama ihtiyacı duyarak; “yaşadığımız süreç ve ortam cezaların ve suçların (bazı durumlar hariç) çok katı yorumlanmamasını gerektiriyor” dedi. “Aynen Hz. Ömer zamanında yaşanan kıtlık döneminde hırsızlara uygulanan had cezasının hafifletilmesi hatta kaldırılması gibi” dedi. “Hırsızlara ne yapıyorsunuz” diye sorduğumda; “Gördüğünüz gibi bu bölge halkının büyük kısmı evlerini barklarını bahçelerini öylece bırakarak kendilerinin ve çocuklarının canlarını kurtarmak için Türkiye’ye hicret etti. Malları öylece ortada. Savaş ortamı nedeniyle insanlar geçinebilmekte zorlanıyorlar ve şeytana uyarak hırsızlık yapabiliyorlar. Bunu mazur görmüyoruz ama bu ortamı da dikkate almamız gerekmekte adaleti temin için. Önce tedbir amaçlı tutukluyoruz. Genelde somut olaya göre yargılama sonunda bunları bir süre daha hapiste tutuyoruz ve ailesinden diyet alıyoruz. Hocalarımız tarafından bunlara nasihat ediliyor. Bu nasihati önemsiyoruz ve mutlaka nasihat ediyoruz çünkü amacımız ıslah etmek. Ya da sadece diyet ve nasihat ederek bırakıyoruz.” dedi.

“Casusları ne yapıyorsunuz” diye sorduğumda; “Genelde casuslara savaş ortamı da dikkate alındığında pek müsamaha gösterilmiyor hele hele Esed’e ve işbirlikçilerine verdiği bilgiler halka ve mücahitlere çok zarar vermişse şiddetli cezalandırılırlar. Şiddetli cezadan kastım cezanın ağırlığıdır. Cezalandırmada eğer aileleri ve kendilerine büyük baskı yapıldığı için böyle bir işe girmişler ve verdiği bilgilerle halka ve mücahitlere zarar gelmemişse diyet ödettiriliyor ve kendisinden ailesiyle birlikte ülkeyi terk etmesi isteniyor.”

Ya esir askerler diye sorduğumda “Esir askerlere de casuslara yapılan uygulamanın hemen aynısı yapılıyor. Burada esir askerlerin durumundan biraz bahsetmek lazım. İdeolojik, etnik ve mezhebi olarak rejimi destekleyen askerlerin dışında genellikle askerler; zorunlu askerlik görevleri (1,5 yıldır) bitmesine rağmen terhis edilmeyenler, öldürülme korkusuyla, firar etmekten kaçınanlar ve firar etme imkânı bulamayanlar ya da olaylardan önce terhis olup daha sonra zorla askere alınanlar ile ailelerinden biri rehin alındığı için asker olmak zorunda olanlardan oluşmakta. Bu nedenle askerlerin hangi ortamda asker oldukları, halka zulme aktif iştirak durumları gibi etkenler dikkate alınarak ceza veriliyor. Eğer zorla asker edilmişler ve asker olma dışında bir cürüme iştirak etmemişlerse aileleri çağrılıyor diyet ve ülkeyi terk etme yanında nasihat edilerek serbest bırakılıyorlar. Eğer muhalifler safına katılmak isterlerse kendileri gönüllü olmak şartıyla samimiyet testinden geçirilerek alınıyorlar. Halka ve mücahitlere karşı suç işleyenlere, hele hele ağır cürüm işleyenlere ağır ceza veriliyor.”

Halkın Organize Yapısı: Şehir / Medine…

Ebu Mustafa konuşmamızın bir yerinde bana halkın organize olmasının çok önemli olduğunu ifade etti. İmam Ebu Hanife’ye göre; bir yerin şehir yani medine olabilmesinin şartının orada yargılama makamının bulunmasına bağlı olduğunu belirtti. Ayrıca şekli ve muhtevası itibariyle toplumsal bir ibadet olan Cuma namazlarının da ruhuna uygun eda edilebilmesinin de şehir şartına bağlı olduğunu vurguladı. (Not: Bu bölgenin halkı olan Türkmenler genellikle Hanefi mezhebindendir. Bir Türkmen olarak Ebu Mustafa da Hanefi mezhebi mensubudur.)

Sonuç itibariyle;

Ebu Mustafa, bölge halkı ve mücahitlerle yaptığımız görüşmelerden ve gözlemlerden edindiğimiz kanaat; bu sosyal yapının birçok hususun aydınlanmasına vesile olduğudur.

Şöyle ki; öncelikle burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, bu yargısal yapının halkın ihtiyaçlarına binaen halkın içinden çıkan sivil bir yapılanma olmasıdır.

Yine bir başka önemli husus da askeri oluşumların bu sivil kuruma tabi olmasıydı. Türkiye’de uzun yıllardır tartışılan halk-yargı-asker-bürokrasi ilişkileri dikkate alındığında, bu düzenleme Suriye gibi halen savaşın devam ettiği, özgürlükle yeni tanışmış bir ülke için çok büyük bir başarıdır.  Hem de savaş ortamında askeri yapının öncelenmesinin doğal kabul edileceği bir ortamda.

En önemlisi de halkın kendi kendine organize olarak sosyal yapılar oluşturması ve buna özellikle tüm askeri yapılanmaların da tabi olması, sık sık gündeme gelen Esed sonrasında ne olacak acaba; herkes birbiriyle mi savaşacak şeklindeki şüphelere cevap olsa gerektir.

 

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim