1. YAZARLAR

  2. Atilla Yayla

  3. Özgür Eğitim-Sen'e baskının anlamı
Atilla Yayla

Atilla Yayla

Yazarın Tüm Yazıları >

Özgür Eğitim-Sen'e baskının anlamı

A+A-

Devletçiliğin çok yaygın ve baskın olduğu alanlardan biri, kuşkusuz, eğitimdir.

Hem ulus devletlerin eğitime bakışı ve onu araç olarak kullanmak isteyişi, hem sektörde çalışanların önemli bir bölümünün anlayış ve gayretleri ve hem de eğitim sürecindeki çocukların ve gençlerin velilerinin sektörün yapılanma ve işleyiş tarzına ilgisiz kalması yüzünden böyle olmaktadır.

Modern ulus devlet, vatandaşlarıyla alanını ve yetkilerini sınırlayan bir sözleşme yapmak suretiyle varlığına meşruiyet sağlamak yerine, vatandaşlarını kendisinin tanımladığı bir amaçlar ve değerler dizisi istikametinde "adam etmek" suretiyle meşruiyet ve rıza üretmeye çalışmaktadır. Bu yüzden eğitimi mecburî, zorunlu ve toplu hâle getirmiştir. Bu uygulama ilk olarak 1870'te Britanya'da başlamış ve liberal aydınların şiddetli muhalefetiyle karşılaşmıştır. Ne yazık ki bu muhalefet uygulamanın kalıcılaşmasını ve gitgide dünyanın her parçasına sirayet etmesini engelleyememiştir. Devlet merkezli mecburi eğitim zamanımızın kutsallarındandır. Bugün devletin eğitimi tekeli altına almasına karşı çıkmak adeta Tanrı'ya isyan etmekle aynı anlama gelmekte ve pek az kimse buna cesaret edebilmektedir. Kimse toplu ve zorunlu eğitimin özünü tartışmamakta, onu veri almakta ve detaylar üzerinde konuşmaktadır. Mecburi eğitimdeki aktüel bir eğilim, öğrenciler tarafından okullarda harcanan yılların sayısını devamlı artırmaktadır. Uzayan eğitimde bir taraftan eğitimin ana amacı olması gereken yetişmekte olan insana formasyon kazandırma işi bir ölçüde yapılırken, diğer taraftan ve esas olarak bir ideolojik endoktrinasyon gerçekleştirilmektedir. Bu bakımdan ülkeler arasında kuvvetli bir benzerlik vardır. Bazı (otoriter-totaliter) ülkeler kaba, açık, keskin bir endoktrinasyona yönelirken (eski Sovyetler Birliği, Küba, Kuzey Kore) diğer bazıları (Batı'nın demokratik ülkeleri) bunu daha uzun bir zamana yaymakta, daha yumuşak metotlarla yapmakta ve genellikle üniversite öncesi eğitimle sınırlandırmaktadır. Türkiye'nin eğitim sistemi ise iki model arasında yer almakla beraber, üniversiteyi de endoktrinasyon aracına çevirmesinden dolayı, katı endoktrinasyon modellerine benzemektedir.

Bu eğitim modelinin ayakta kalmasına eğitmenlerin ve velilerin tavırları büyük destek sağlamaktadır. Eğitmenler-öğretmenler genellikle kamu çalışanı olmakta ve ulus-devletin öğrenciye giydirmek istediği gömleği benimsemektedir. Bu yüzden, tipik öğretmen ister sağcı ister solcu olsun, çoğu zaman devletçi, otoriteryen bir kişilik olarak belirmektedir. Veliler ise "eti senin kemiği benim" felsefesiyle çocuklarının sahipliğinde devleti ortak almaktadır. Okullarda çocuklarına ne öğretildiğini takip etmek ve gerekirse sorgulamak yerine, devlete Tanrı'ya iman eder gibi iman etmekte ve güvenmektedir. Modern devlet velinin bu tavrını "eğitim parasızdır" masalıyla takviye etmektedir. Bu masal veliyi aldığı mal veya hizmeti (burada eğitim malını) sorgulamadan alıkoymaktadır. "Bedava sirke baldan tatlıdır" sözü galiba en fazla eğitimde anlamlıdır. Veliler çocukları için masrafı başkaları tarafından karşılanan eğitim malını memnuniyetle almakta, buna karşılık, eğitimin muhtevasını, tarzını ya hiç sorgulamamakta veya nadiren kısmî bir sorgulamayı akıl etmektedir.

Toplu ve devlet kontrollü eğitim, tuhaf ve modern bir fenomendir. Sebepleri arasında dolaylı olarak liberal kapitalizm de yer almaktadır. Liberal kapitalizm ürettiği büyük ekonomik zenginlikle çocukları daha uzun süre iktisadî faaliyetlerin dışında tutma imkânı vermektedir. Ama sistemin ana varlık kaynağı milliyetçi ulus devletin doğası ve ideolojisidir. Bu kolektivist ve devletçi ideoloji o kadar baskındır ki, toplum kesimlerini ve bu arada sektör çalışanlarını önemli oranda teslim almaktadır. İşte bu yüzden, öğretmenler gibi sektördeki sendikalar da çoğu zaman devletçidir. Devletçi olmayan bir eğitim sendikası bulmak adeta bir hayaldir.

Ama şimdi bu hayal Türkiye'de gerçeğe dönüşüyor. Sektörde yeni bir sendika devletçi eğitim felsefesine meydan okuyarak boy göstermeye başlıyor: Özgür-Eğitim-Sen. Sendikanın tüzüğünü okurken insan özgürlükçü siyasî felsefenin tarihin derinliklerinden, büyük filozofların ağzından dile gelişini duyar gibi oluyor. Daha iyi bir fikir edinmek için sendikanın tüzüğünden bazı bölümleri aktarayım: Sendika temel felsefesini şöyle ifade ediyor: (Sendika) "bireyin insanlık onuruna bağlı, doğal hak ve özgürlüklere sahip bir varlık olduğunu kabul eder... Devleti ve bürokrasiyi bireyin hizmetinde bir araç olarak görür." Devletçi felsefeyi, devlete tapınmayı reddin bundan daha açık bir ifadesi olamaz herhalde.

Özgür Eğitim-Sen'in eğitime bakışı da temel felsefesiyle uyumlu. Sendika bu konuda şöyle diyor: "Eğitim ve öğretimin resmi ideolojiyle yönlendirilmesine karşı olan sendika; insanın özgür bir kimlik ve şahsiyet geliştirebilmesine imkân veren serbest, gönüllü ve çoğulcu bir eğitim anlayışını savunur... Özgürlük, adalet ve barış temelinde kimseyi yok saymayan ve ötekileştirmeyen bir eğitim-öğretim ortamının oluşturulması için çalışır. Bu çerçevede sendika; eğitim müfredatı ile ders kitaplarının ve her türlü eğitim faaliyetinin içeriğinin belirlenmesinde farklı ırk, dil, kültür ve inançların ihtiyaç ve taleplerini göz önünde bulundurmanın ahlakın, vicdanın ve insan haklarının bir gereği olduğuna inanır... Farklı düşünce, kültür, cinsiyet, din ve inanca sahip yurttaşlara yönelik ayrımcılık ve dışlayıcılığın her çeşidini reddeder; onlara karşı ayrımcılık yapan ve başta eğitim olmak üzere her türlü hakkını kullanmasına engel olan anlayışlara karşı temel hak ve özgürlükleri savunur."

Böylesine özgürlükçü bir sendikanın Türkiye gibi devletçi kültürün kimi idarecilerinin neredeyse iliklerine nüfuz ettiği bir yerde rahat bırakılır mı? Elbette hayır! Nitekim bırakılmıyor. Özgür Eğitim-Sen, sektördeki diğer sendikaların karşılaşmadığı engellerin önüne dikildiğini görüyor. Bunun son örneği Batman'da ortaya çıktı. Sendikanın bazı mahallî üye ve idarecileri demokratik haklarını kullanarak kimi hak ve taleplerini dile getirdikleri için Batman Valiliği ve Batman İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından taciz edildiler. Baskı altına alındılar. İdari soruşturmalara maruz bırakıldılar. Bunun yanlış ve yakışıksız bir tavır olduğu açık. Her problemli toplum kesimine yönelik demokratik açılımlar gerçekleştirme peşinden koşan bir hükümet zamanında yapılması ise çok tuhaf. Bu yanlış ve haksız tavrın arkasında bazı art niyetler de yatabilir. Baskıcı uygulamalar açılım çabalarına mahallî ölçekte de olsa bir darbe indirme amacıyla yapılıyor olabilir. Amaç bu olmasa bile aynı sonuca hizmet edebilir.

Şüphesiz bu yanlış, kamu tarafından adım adım takip edilecektir. İçişleri ve Milli Eğitim bakanlıkları da konuyla yakından ilgilenmeli ve haksızlık ve yanlışlıkları giderme yolunda gerekli adımları atmalıdır. Unutulmamalıdır ki hükümetin gerçekleştirmek istediği demokratik açılımların uzun vadedeki en büyük garantisi güçlü bir sivil toplum ve gerçekten demokrat, özgürlükçü sivil toplum kuruluşlarıdır. Özgür Eğitim-Sen gibi...

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT