23 Mayıs 2012 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der’den Dindar Nesil Açıklaması
08 Şubat 2012 Çarşamba 16:33

Özgür-Der’den "Dindar Nesil" Açıklaması

“Ortak alanda dini görünürlüğe yer yok denilirse o zaman azınlığın çoğunluk üzerinde tahakkümüne boyun eğilmiş olunacaktır.”

“Dindar nesil” tartışmaları hakkında bir açıklama yapan Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya, Kemalist, sol ve liberal çevrelerden yapılan eleştirilerin haksızlığına ve meşru olmadığına dikkat çekti. Bu çevrelerin tutumuna yönelik değerlendirmelerde bulunan Kaya’ya göre toplumun önemli kesiminin taleplerinin karşılanması, istemeyen üzerinde illa baskı kurmak anlamına gelmez.

Kaya, açıklamasında ayrıca Hükümete de seslenerek, dinî kimlikleri gereği yaşamak isteyen öğrencilerin başörtüsü ve mescit gibi yaşadıkları zorlukları ve zulmü hatırlattı. Kaya, sağlıklı bir toplum yapısı ve gençlik için işe öncelikle laik-Kemalist baskıları ortadan kaldırarak başlamanın gerekliliğine vurgu yaptı. 

Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya’nın açıklamasının tam metni:

Dindar Nesil Tartışması Halkın Talebi Yok Sayılarak Yürütülebilir mi?

8 Şubat 2012

Başbakanın “dindar bir nesil yetiştirme” yaklaşımının demokrasiye, anayasaya, eşitliğe uygun olup olmadığı tartışması hararetli bir biçimde sürüyor. Başbakanın sözleri bu yönüyle tartışılabilir elbette, ama toplumun genelinin beklentisine, arzusuna uygun olduğu, halkın talebini yansıttığı herhalde pek tartışılamaz.

Laik-Kemalist devletin dine yaklaşımının ne ölçüde sahih ve tutarlı olabileceğine dair itirazlarımızı şimdilik paranteze alarak bu tartışmaya ilişkin ortaya çıkan kimi tutarsızlıklara, çelişkilere değinmekte yarar var.

Öncelikle dindarlığı teşvik yaklaşımını, pozitivist-Kemalist resmi ideolojik dayatmalar, okullarda bu yönde uygulanan endoktrinasyon çabalarıyla aynı kefeye koymak doğru olmaz. Çünkü resmi ideolojik çerçeve halkın özgür iradesiyle oluşturulmuş bir yaklaşımı değil, bilakis ona karşı, onu reddederek, baskı altına alarak tesis edilmiş bir anlayışı temsil etmektedir. Bu anlayış baskıcı usul ve araçlarla kurumsallaştırılmış ve militarist müdahalelerle, darbelerle sürdürüle gelmiştir.

Resmi ideolojik çerçevenin tartışmaya kapalı, eleştiriye ve itiraza tahammülsüz bir niteliğe sahip bulunduğu açıktır. Yani halkın seçme özgürlüğü söz konusu değildir. Oysa dini yönelimin, dini eğitimin teşviki zaten geniş kitlelerin on yıllardır hep ısrarlı talebi olmuş, insanlar bunun için mücadele etmişlerdir. Dini değerler bu toplumun da, başka toplumların da genelde olumlu yaklaştığı, önem atfettiği, aidiyet hissettiği, sahiplendiği değerlerdir.

Peki, benimsemeyenlerin durumu ne olacak? Onlar baskı altına mı alınmış olacaklar? Onların özgürlüğü yok mu sayılacak?   

Elbette dini kimlik ve değerlerin teşviki, geliştirilmesi zorla olacak bir şey değil. En başta İslam bunu reddeder. Rabbimiz Kitap’ta “La ikrahe fiddin” (Dinde zorlama yoktur.) buyuruyor. Kuşkusuz zorlama olmamalı ama küçük bir grubun, bir azınlığın toplumun genel talebini boşa çıkartmasına da göz yumulmamalıdır.

Sol-Kemalist ve liberal aydınlar cephesinde bu konuya yönelik yoğun bir eleştiri kampanyası yürütülüyor.

Bir kere sol-Kemalist çevrenin söyleyecek hiçbir sözü yoktur, onlar öncelikle durdukları pozisyondan ve yaptıklarından, savunduklarından ötürü utanmalıdırlar. On yıllardır halka zorla din dışılığı dayatmış ve dini adeta toplumsal hayattan kazımaya çalışmışlardır. Bunca baskı ve dayatmanın sahiplerinin şimdi özgürlükçü geçinmeleri inandırıcı değildir.

Liberallere gelince, bu çevrenin de sesi çok çıkmakla birlikte toplumsal tabanının zayıf, çok zayıf olduğu biliniyor. Bu anlayışın sahipleri soyut bir özgürlükçülük, serbestlik adı altında dinin ve dini değerlerin önemsizleştirilmesi, değersizleştirilmesi tutumuna sahiptirler. Kendi hayatlarında dinin yerinin çok minimal olması, hiç mesabesinde olmasından kalkarak toplumun bütününün hayatında da dinin marjinalleştirilmesi çabası içindedirler.

Bu çevrelerin “devlet ideoloji empoze etmesin” yaklaşımı aslında çoğu zaman dinin görünmezliğine duydukları özlemi yansıtmaktadır. Örneğin başörtüsü meselesinde güya kamu alanının nötr olması ilkesi adına nasıl dayatmacı bir tavır takındıklarını, eğitim hayatının kimi evrelerinde ve memurlar için başörtüsü yasağını savunduklarını biliyoruz.

Kaldı ki eğer din sadece özel hayatta olsun, hiçbir biçimde kamu alanının düzenlenmesine etki etmesin mantığı geçerli olacaksa ortaya çıkacak manzara nasıl izah edilecek? Örneğin Ramazan ve Kurban Bayramları nereye konulacak? “Dine dayalı devlet uygulaması olmaz” denilerek, resmi tatile karşı mı çıkılacak?

Dinin toplum hayatında etkili, belirleyici bir yeri olduğu ve halkın geniş kesimlerinin taleplerine cevap vermekle görevli bir iktidarın dine ait olanı öne çıkartmaktan kaçınamayacağı görülmelidir. Sorun inanmayanlar, farklı düşünenler ise bunlara serbesti getirilerek kolaylıkla bu işin üstesinden gelinebilir. Ama ortak alanda dini görünürlüğe yer yok denilirse o zaman azınlığın çoğunluk üzerinde tahakkümüne boyun eğilmiş olunacağı ortadadır.    

Bu noktada Başbakanı da sözleri üzerinde bir daha düşünmeye ve örneğin dini emirleri yerine getirdikleri için okul kapılarında engellenen, aşağılanan başörtülü genç kızların maruz kaldıkları zulme dur demeye, namaz kılmak için kalorifer dairelerine, çatılara, bodrumlara mahkum edilen öğrencilerin yaşadıkları sıkıntılara son vermeye çağırıyoruz. Bu ülkede İslami aidiyeti öne çıkartmanın her dönemde büyük bedel gerektirdiği bilinmektedir. Sağlıklı bir toplum yapısı ve gençlik için işe öncelikle laik-Kemalist baskıları ortadan kaldırarak başlamanın gerekliliği ise tartışılmaz. 

ÖZGÜR-DER

 

YORUMLAR ( Toplam 10 yorum)
Sadık AYDIN
Muhalif duruş!
19 Şubat 2012 Pazar 12:21
Kamu kurumları mescid açılması için yer göstermesin,
bu mescidlere gidenler devlete biat etmiş sayılırlar(!)
Kamu kurumlarında mescid açılması için talepte bulunanlarda devletin politikasına teslim(!) olmuşlardır.
ismail çoktan/mardin
...
09 Şubat 2012 Perşembe 20:48
anlaşılan yazdığım yorum anlaşılmamış, ben iktidar dindar gençlik isterse bizde kafir gençlik isteyelim demiyorum vurgulamaya çalıştığım şey şu: istedikleri dindarlık siyasetten allaha sığınırım diyen ve sadece namazını kılıp orucu tutarak hiç bir şekilde allahın hükümlerinin uygulanması talebi aklının ucundan geçmeyen dindarlıktır bu onların dindarlıktan anladığıdır...

soruyorum; eğer rasul (a.) mekkelilere bana izin verin namazımı kılayım orucumu tutayım gerisine karışmam deseydi müşrikler onu yine de sürecekler miydi ? hayır aksina hayran ale hayr diyip buyur eder baş tacı ederlerdi çünkü rasul suçluları ''dindar''laştıracak ve en azından onlara bela olmalarını engelleyecekti...

ama rasul (a.) mın davası o değildi dindarlıktan anladığı da o değildi o istiyordu ki yeryüzünde fitne kalmasın ve din tamamen allahın olsun bunun için onlarla savaşıyordu...

bu yorumu yazmam saygısızlık yapmak veya tartışmayı uzatmak için değildir meramımı net olarak anlatmak içindir selam ile...
Rıdvan Kaya
2
09 Şubat 2012 Perşembe 17:08
Diğer eleştiri ya da hatırlatmalarda da benzer bir “ya hep ya hiç” mantığı görüyorum. Oysa pratik böyle şekillenmiyor. Açıklamada başörtüsü ve mescid sorununa değinirken başka bir sorunumuz yok denilmiyor ki! Daha bunlar bile halledilmemişken, süregelen tartışmanın abesliği vurgulanıyor. Ve tabi bu konularda adım atılması talep ediliyor. Çünkü bunları bazı kardeşler “temel sorunlar” arasında görmese de son derece acil çözüm bekleyen sorunlar oldukları açık.

İktidarlar gençlerin dindar olmalarını isterlermiş, çünkü dindar gençler ahlaklı olduklarından suç işlemezlermiş! E, ne var bunda, iktidarlar trafik kurallarının da dikkate alınmasını isterler, biz de “muhalif” olduğumuz için trafik kazalarının çoğalmasını mı isteyelim?

Rabbim bizleri de, gelecek nesillerimizi de cahiliyenin karanlığından, azgınlığından korusun!
Rıdvan Kaya
1
09 Şubat 2012 Perşembe 17:06
Doğrusu bir açıklama üzerinden tartışma sürdürmek tercih ettiğim bir tutum değil ama sorulan sorulara kısaca cevap vermenin gerektiğini düşünüyorum.

Öncelikle bildirinin Başbakanın açıklamasını desteklemek değil sürdürülen polemiklerin tutarsızlığına dikkat çekmek amaçlı olduğunu hatırlatayım. Bilindiği üzere bu açıklama üzerine her zaman olduğu gibi dine/İslam’a soğuk, mesafeli veya düşman çevrelerin “hayır olamaz, laik devlet insanların dindarlaşmasına asla katkıda bulunacak adımlar atamaz” şeklinde çığlıklarına şahit olduk. Bizi çok rahatsız eden bu yaklaşımlar demek ki bazı Müslümanları pek rahatsız etmemiş! Her neyse gelelim sorulara:

Gündemdeki bir konuya ilişkin bir açıklama yapıyorsanız ve açıklamanız da bir basın bildirisi çerçevesine sahipse doğal olarak sözlerinizi tartışılan konularla sınırlamanız, aktüel konunun boyutlarını aşacak yaklaşımlarınızı ise paranteze almanız gerekebilir. Örneğin “12 Eylül darbecileri yargılanmalı mı” tartışmasına dair sözlerinizde sistemin yargısına, darbeciliğin sistemin asli karakterine dönüşmüş bir politika olduğuna ve benzeri konulara girmeniz pek uygun olmayabilir ve bunları paranteze alırsınız! Bu sisteme ve işleyişine ilişkin bütüncül eleştirilerinizi yok saydığınız anlamına gelmez.

Sistemin partisinden Kuran nesli yetiştirmesini beklemememiz dini eğitim konusunda hiçbir şey yapmamalarını istememiz anlamına gelmez. Örneğin gerek örgütlenme gerek eğitim içeriği itibariyle benimsemiş değildik ama 28 Şubat’ta Kuran Kurslarının kapatılmasına da karşı çıkmıştık. İlkokul çocuklarına cami yasağına da karşı çıkmıştık. Bu itirazlarımız Diyanet’ten Kuran nesli yetiştirmesini beklediğimiz anlamına gelmemişti!
mustafa
sadece okuduğunu anlayamamak değil
09 Şubat 2012 Perşembe 17:05
Yorumlara bakıyorum da sadece okuduğunu anlamak istememekle alakalı değil, siyasi analojilerin zihinsel durumla ilgili olduğunun da kanıtı.
İsmail kardeş, meseleyi "euzub....siyase" ye kadar götürmüş maşallah. Üstelik sözü söyleyen bir başbakan, bahsettiği cemaat de siyasetin göbeğinde her kesimden fazla yer almışken.
Erdoğan bir söz söylemiş, bu sözü bağlamından ve siyasi ortamdan kopartıp ev ortamlarının "tevhidilik" içeren sohbetlerine malzeme kılar gibi tartışmak keyifli olsa gerek.
Bu durumda liberaller daha tutarlı bir yol izlemiş oluyorlar. En azından açıkça fikirlerini ortaya koyuyorlar. Özgür-Der açıklamasında ifşa edildiği üzere.
Ama kardeşlerimiz ne yapıyor? Özgür-Der'i "yoksa sen bu açıklamayı anlayamadın mı?" ya da "peki başbakanın bahsettiği dindarlık hakkında ne düşünüyorsun?" sigasına muhatap ediyorlar.
Halbuki Kemalizm eğitim sistem üzerindeki baskılarını tüm ağırlığıyla hisettirmeye devam ediyor. Ne gam! Aynı kardeşlerden Milli Güvenlik derslerinin kaldırılması hakkında bir yorum da okumak isterdik. Ya da inkılap tarihi zorunlu derslerinin kaldırılması için de çaba harcamak Erdoğanın ve cemaatin yerleştirmeye çalıştığı "dindarlık" değirmenine su taşımak anlamına mı geliyor?
Bu ülkede müslüman çoğunluklar adına her türlü gaspı gündemleştirmek aynı değirmenin taşına bir omuz da bizim tarafımızdan atılmak olarak mı algılanıyor?
Başbakanın Dindarlık'tan ne anladığından daha önemlisi, "dindarlık" vurgusu yaparken siyaseten kastettikleri ve karşı tavır geliştiren/alerji duyanların din karşısında takındıkları genel tutum değil midir?
Son olarak, hırsızlık yapmayan, namazını kılan insanlar yetiştirme projesi keşke o kadar da kolay hayata geçirilebilse. Hiç hafife alınacak bir proje değil. 100 yıldır askıda duruyor!
isimsiz kahraman
mylov'un talebi üzerine..
09 Şubat 2012 Perşembe 07:30
sorunun cevabı iki aşamada...

birinci aşama: ikinci paragrafı okumak. yani bu açıklamanın ikinci paragrafını okumak.

ikinci aşama: TDK nın sözlüğünden "dindar" tanımına bakmak ve bunu esas almak. Diğeri çok marjinal bir tartışmadır.
E. Polat
İki Soru(n)
09 Şubat 2012 Perşembe 00:52
Rıdvan Bey,

1- Yazıda kullandığınız "paranteze alma" eylemini Müslümanlar olarak niye yapalım ki? Ayrıca bu eylemi sıkça yapar olmadık mı sizce?

2- "Muhafazakâr Demokrat" bir partinin yetiştireceği "dindar neslin" Kuran nesli olması sizce mümkün / muhtemel midir? Değilse, bu sahiplenme ileri görüşlülükle ne kadar bağdaşır?

Selam ile.
ismail çoktan/mardin
zalimlerin en sevdiği tebaa tipi: ''dindarlar''
09 Şubat 2012 Perşembe 00:04
başbakanın bunu söylemesi çok garip değil gerçekten de bu tarz yönetimlerin en sevdiği tebaa tipi dindar tebaadır, onlara göre namazını kılan hırsızlık yapmayan suç olaylarına bulaşmayan uysal/dindar insanlar içki içen suç olaylarına karışan tebaa dan çok daha tercih edilirdir...

çünkü dindarlar en azından suça karışmaz ve üstelik onların istediği dindar tipi ''euzubillahi min es siyase'' diyen dindarlıktır, yani siz başbakanın kendisini yormasına gerek yok nasıl olsa onun yerine "cemaat" türkiyenin dört bir yanına yayılarak istediği dindar nesli yetiştiriyor...
mylov
dindar nesil ve müslümanların konumu - 2
08 Şubat 2012 Çarşamba 18:29
Bu yönüyle yaratılan dinin; ahlaki-milli-siyasi-ekonomik yapısına uymayan hiç bir şeyin, vahyedilen din mensuplarına takdim edilmesi mümkün görünmüyor. Her ne kadar aralarında benzerlik bulunsada ibâdî şekli bile bambaşkadır. Bunu kabul etmek zorundayız.

Başbakanın konuyla ilgili açıklamasında kullandığı "dindardan çağdaş olunmuyor mu" sözlerine hiç bir değinmede de bulunmuyor. Ya gözden kaçtı, yada ciddiye alınmadı. Oysa ben konunun çok daha ciddiye alıınacağını bekliyordum. Çağdaş Müslümanlar, Modern Müslümanlar, Kızıl Müslümanlar, Solcu Müslümanlar... Ne var sırada? Bunları atmak neden?

Başta Rıdvan abi olmak üzere konuya eğil ağabeylerin-ablaların, konunun en azından ben gibiler tarafından daha iyi anlaşılması için yardımlarını rica ediyorum. Selam ile.
mylov
dindar nesil ve müslümanların konumu - 1
08 Şubat 2012 Çarşamba 18:20
Es selamun aleykum,

Daha önceki açıklamaları okuduğumuzda, bu açıklamanın ani bir karar ve hızlı bir şekilde yazıldığı gözden kaçmıyor. Örneklemler "dindar nesil" tanımlamasına uygunluk açısından pekte elde tutulur görünüyor. Çelişki manasında değil konunun ağırlığına binaen örneklerin hafifliği var ortada. Bü ülkedeki müslümanların sorunları eğitim kurumlarının merdiven aralarında kıldıkları namaz yada kapı önlerinde yaşadıkları başörtüsü zulmünden ibaret değildir. Bunlara serbesiyet getirilerek "dindar" neslin önü açılmaz.

Kuran'ın islah ediciler olunuz diye gösterdiği yol bize yeni bir neslin değil, var olan neslin islahına değinmemizi öğütler. Önceki veya sonraki değil, şimdiki var olanla. Şunuda özellikle belirtmek durumundayım. Özgür-Der veya İslami camianın lügatindeki "dindar" kavramı ile muhafazakar (bayrakçı,vatancı,ulusalcı toz pembe dinci) camianın lügatindeki "dindar" kavramı aynı mıdır?

En baştan bu ayrımın iyi yapılması gerektiğini ve bu konuya ağırlık verilmesinin müslümanlar için daha sağlıklı sonuçlar doğuracağını düşünüyorum.

Kemalist/Liberal/Sol çevrelerinin dine ve dindarlara bakışı zaten ortadadır. Buna karşın çıkıp hâlâ, onlar şöyle böyle demektense önümüze servis edilene, renkdaş edilmeye çalışıldığımıza bakmak durumundayız. Türkiye'de ki son dönem muhafazakar çevrelerinin tutumu her haliyle müslümanların kafasını karıştırmaktadır. Elde ettikleri zenginlikler ve bu haliyle kendileri için yarattıkları ahlaki değerleri , milliyetçi bilinçle harmanlayarak yaratılan "din" algısı bunda en önemli etkendir. Bu yönüyle yaratılan din (insan)-vahyedilen din (rab) diye iki din çıkıyor karşımıza.
KARİKATÜR







Haksoz haksöz