1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Özgür-Der Diyarbakır Konferansları Başladı
Özgür-Der Diyarbakır Konferansları Başladı

Özgür-Der Diyarbakır Konferansları Başladı

Özgür-Der Selahattin Eyyubi Konferans Salonunda gerçekleştirilen konferanslar dizisinin ilkinde Haksöz dergisi yazarlarından Kenan Alpay, "Sistem ve Müslümanlar" konulu bir sunum yaptı.

A+A-

Dün akşam gerçekleştirilen ve yoğun katılıma sahne olan konferans, Nurullah Canpolat'ın okuduğu Kur'anı Kerimin Eta Pektaş tarafından mealinin okumasıyla başladı.

Programda Kenan Alpay genel olarak, sistemin iktisadi, siyasi ve kültürel yapısı hakkında bilgi vererek, Müslümanların sistemle ilişkileri ve bu ilişkilerin nasıl olması gerektiği ile alakalı önemli tespitlerde bulundu.

Sistem, Pozitivizm ve Türkçülük Üzerine Bina Edilmiş

"Kemalist ve laik cumhuriyet" olarak nitelendirilen sistemin kuruluşu, temelleri ve ideolojisi hakkında verdiği bilgi ile konuşmasına başlayan Alpay, İttihakı Terakki ile başlayan ve bugün de mevcudiyetini sürdüren sistemi iki temel başlık altında topladı.

Alpay, sistemin temel yapısı hakkında şunları kaydetti: "İttihakı Terakki ile başlayan ve bugün de TC'nin temelini oluşturan olguyu pozitivizm ve Türkçülük olmak üzere iki başlık altında toplamak mümkün. Pozitivizm; yaklaşım biçimi olarak olguculuk olarak Türkçeye tercüme edilse bile asıl karşılığı din dışılık ve din karşıtlığı olarak karşımıza çıkıyor. Yani gayba iman dediğimiz itikadi boyutun tamamen hayatın dışına itilmesi ve onun yerine dünyevi olanın ikame edilmesi anlamına geliyor. Laiklik de bu pozitivist felsefe üzerinden inşa ediliyor. İkincisi de bu pozitivist düşünceyi benimseyen insanların-kadroların kendisini ümmet ve Müslümanlık kimliği ile ifade etmekten vazgeçip onun yerine kendileri için gurur kaynağı olduklarını düşündükleri Türkçülük düşüncesini ortaya koymalarıdır."

Sisteme Karşı Tavır İmani Bir Zorunluluktur

Süreç içerisinde muhalif unsurlar devre dışı bırakılarak Mustafa Kemal önderliğinde tek parti devleti yani Kemalist devletin kurulduğunu ifade eden Alpay, böylesine bir sisteme karşı Müslüman olarak durulması gereken yer ve yapılması gerekenleri mecburi olanlar ve süreç içerisinde aşılması gerekenler olmak üzere iki kategoride ele aldı.

Modern devletlerin doğumumuzdan başlayıp ölümünüze kadar hayatımızın her alanını kuşatarak kayıt alına aldığını, Kur'an'ı Kerimin bu durumu rableşme olarak nitelendirdiğini hatırlatan Alpay, "Modern devlet, hayatımızın hiçbir alanında boşluk bırakmamacasına doldurmak istiyor. Zorunlu olarak yapmak durumunda olduğumuz şeyler var. Mesela istesek de istemesek de vergi vermek zorunda kalıyoruz. Fakat zorunlu ilişkilerimiz dışında mutlaka çatışmamız gereken durumlarımız da var. Kur'an "Pislikten arın" diyor. Biz bu emri nasıl okuyoruz. Aslında Kur'an'ın bu emri maddi-manevi pislikten arınmadır ve iman bütün pisliklerden hicret ederek oluşuyor. Anıt heykeller, içki, kumar vs. pisliklerin karşılığı kısaca insanı azaba götüren tüm şeylerdir. Bu noktalarda sistemle çatışmanın gerekli olduğunu görüyoruz. Küfrü yaygınlaştırmaya çalışan şahıs ve kurumlara karşı tavır takınmak zorundayız. "Kâfirlere ve zalimlere meyl etmeyin" ayeti de sistemden beri durmayı gerektiriyor. Aynı şekilde hayra engel olan ve küfrü yaygınlaştıran sistemin kötülüğün, yanlışlığın, çirkinliğin kaynağı olduğunu da açıkça söylemek zorundayız."dedi.

Allah'a meydan okuyan, yeryüzünde ifsadı/bozgunculuğu yaygınlaştıran, zulmü meşrulaştırmaya kalkışan bütün sistemlere karşı tavır almanın imani bir zorunluluk olduğunun altını çizen Alpay, Asr suresinde hakkın ve sabrın tavsiye edilmesi imandan sonra sıralanırken; Allah'ın hakkı ve sabrı tavsiyeyi bizzat iman ve salih amel ile rapt ettiği tespitinde bulundu. 

Tağut Kavramının İyi Tanımlanmaması Sistem Lehine Asimilasyona Neden Oldu

Sistemle Müslümanlar arasındaki ilişkide önce kavramsal anlamda daha sonra mücadele anlamında belli kaymaların olduğunu belirten Alpay, "Örnek vermek gerekirse "tağut" ve "cihat" kavramlarına değinilebilir. Tağut kavramı; bazen şeytanın yerine de kullanılır ancak tağut "tuğyan etmekten, haddi aşmaktan, sınırları çiğnemekten" ötürü daha geniş bir anlamı var. Rableşmeye yeltenme, ilahlaşma iddiasıdır tuğyan etmek. Tağut'u yaşadığımız dönem ve ülke için somutlaştırdığımızda belli isimler ve belli kurumları saymamız mümkün.  Bir dönemin başbakanlık ve cumhurbaşkanlığını da yapan  Demirel'i, dönemin Genelkurmay başkanı Kıvrıkoğlu'nu, yine başbakanlık yapan Ecevit'i sayabiliriz. Yine TÜSİAD, CHP, TSK da tuğyanı temsil eden kurumlar olarak örnek verilebilir. Ancak, bütün bu isimler ve kurumları kendi çatısı altında toplayan bir yer var ki, oraya dikkatleri çekmeden ve orayla hesaplaşmadan ben tağutu ret ettim diyemeyiz. Bütün kurumların anası şeklinde tabir edilen, toplumu laiklik ve ulusalcılık gibi sapkın düşüncelerle şartlandırmayı kendine görev edinen devlet'in kurucu felsefesine ve işleyişine odaklanmak gerekir."şeklinde konuştu.

Tağut kavramının iyi tanımlanmaması ve ona karşı mücadele edilmemesinin sistem ile Müslümanlar arasında bir entegrasyon sistem lehine bir asimilasyona yol açtığını vurgulayan Alpay, süreç içerisinde tağut ve cihad kavramının kendi ekseni içerisinde kayması neticesinde Müslümanların bir hedef şaşırmasına duçar olduklarına işaret etti.

Zulmün Örtülmesi İçin İslam Çimento Olarak Kullanılmak İsteniyor

Pozitivist ve Türkçü yaklaşımın İslam'ı hayatın dışına itme, dışına itemediği durumlarda ise kendisine payanda kılmaya çalıştığına dikkat çeken Alpay, bunu şu şekilde örneklendirdi: "Mesela bazı sosyal bilimciler 'İslam bu toplumun çimentosudur' derler. Bunlara göre bir Kürt sorunu varsa bu çimento az gelmiştir buraya. Dolayısıyla buraya çimentoyu bol bol dökelim ve sorunun üstünü örtelim gibi bir mantığı maalesef İslam adına telaffuz edebiliyorlar. Ne demek İslam çimentodur? İslam'ın çimento olması gibi bir durum söz konusu değil. Bu ancak başı dara düştüğünde devletin İslam'ı kullanması için bir yol açmak anlamına gelir. İslam neden bir çimento olsun ki; İslam'ın bizzat kendisi zulmü gidermek için vardır. Siz zulmü gidermesine müsaade etmiyorsunuz ama zulmü örtmesi için çimento olarak haddiniz olmamasına rağmen kullanabiliyorsunuz."

90'lı yıllardan itibaren sosyal bilimler okumaya başlayan Müslümanların sosyal bilimlerin literatürünü ve mantığını merkeze almak gibi bazı yanlışlara düştükleri için Türkiye'deki sosyal yapıyı tanımlamada ciddi hatalara düştüklerine işaret eden Alpay,  Müslümanların sistem ile aralarındaki ilişkiyi merkez çevre arasındaki ilişki şeklinde tanımlamaya başladıklarını, bu durumun zalimlere meyl etmeyi de beraberinde getirdiğini söyledi.

HAKSÖZ-HABER 

<:o:p>

<::o:p>

<:::o:p>

HABERE YORUM KAT

4 Yorum