"Özeklik İlanını Sen Oyun mu Sandın?"

21.09.2015 14:12
"Özeklik İlanını Sen Oyun mu Sandın?"
Yasin Aktay, Yeni Şafak'ta kaleme aldığı bugünkü yazısında "demokratik özerklik"i teorik ve HDP/PKK pratiği açısından ele alıyor. HDP/PKK pratiğinin katledilen muhtar misalini vererek "faşizm"den başka bir şey olmadığını gözler önüne seriyor.

 

Yasin Aktay - Özeklik İlanını Sen Oyun mu Sandın? / Yeni Şafak

 

Birikim'in internet sayfasında yazan Yahya B. Adil daha yazısının başında “demokratik özerklik” kavramını “savaşa karşı siyasetin restorasyonu” olarak tanımlıyor, ama tabî ki sadece bu başlıktan demokratik özerkliğin nasıl bir siyaset içeriyor olduğunu anlamamız mümkün olmaz. Zira artık demokratik özerklik denilince akla gelen eldeki silahlarla, yüzlerindeki maskelerle caddeleri, sokakları kazıp durduk yerde savaşa davetiye çıkararak, savaşı kışkırtmak. Bütün bunları yapıp nasıl hem “demokratik özerklik” hem de “savaşa karşı olmak” iddiası yapılabilir?

Burada savaşa karşı duran kim, savaşı isteyen kim? Çözüm süreci boyunca şehirlerde artık göstere göstere oluşturmaya başladığı sözde ordularla, bu orduların yaydığı faşizan şiddetle, devletin güvenlik güçlerine “Gel, gel!” tahrikleriyle mi savaşa karşı durulmuş oluyor?

Hiç bilmiyorduk, Adil, demokratik özerkliği “Yeni bir toplumsal sözleşme, yani toplumun ve siyasetin yeniden şekillenmesi, hatta bizzat restorasyonu.” olarak tanımlamış. Öyle tanımlamış da, merakımızı gidermiyor bu tanım. Bugün “demokratik özerklik” teorik olarak hangi güzellemelerle tanımlanırsa tanımlansın, ortada artık bir pratiği var ve bu pratik her türlü tanımının önüne geçiyor. Bu durumda sormayı bile gereksiz görüyoruz, herhâlde bütün Kürt toplumu bir gün uyanıp kendi başına bir araya gelip yeni bir toplumsal sözleşme yapmaya karar veriyor değildir. Aksine ulus-devlet ve şiddet ilişkisinin bildik süreçlerine uygun olarak bütün toplumsal sözleşme iddiası taşıyan hareketler gibi silahlı bir örgütsel yapının dayatması olmadan, yeni bir toplumsal sözleşmenin yolunu bulabilmiş midir HDPKK-DTK-JPG-H?

Tam da Adil'in biraz sonra yazısında itiraf ettiği gibi “Demokratik özerklik talebi, bu bakımdan her şeyden önce örgütlü yerel halkın kendini siyasal bir aktör olarak, siyasetin öznesi olarak dayatmasıdır.”. İyi de hem böyle bir tanım yapacaksın, hem de adına hem demokratik diyeceksin hem özerklik. Ne lahana turşusunu ne perhizini bulabileceğiniz, tuhaf bir denklem değil mi bu? Sahi şu anda Cizre'de, Yüksekova'da, Diyarbakır'da, Siirt'te hangi yerel halk yapıyor demokratik özerklik ilanını?

Ya ellerinde tuttukları silahlarla toplumda estirdikleri terörle tamamen susturdukları halkın adına nasıl bir demokratik temsil hakkı elde etmiş olabilirler ki, o halk adına bir de özerklik talebinde bulunuyorlar?

Sahi böyle de demokratik özerklik olabiliyorsa niye bu kadar zahmet ettik biz; TSK'nın elindeki silahlar aynı istikamette kullanılmış olsa Türkiye halkı topyekûn daha iyi susar ve ordusunu kendisini temsil makamında çok daha gönüllü ve çok daha geniş tabanlı tutabilirdi. O da aynı türden bir “demokratik özerklik” olmaz mıydı? Olmaz elbet değil mi? Böyle bir demokratik özerklikteki faşizmi bütün çıplaklığıyla görüverirsiniz. Türkiye'de faşizm olarak gördüğünüz şeyi bugün Kürt halkı adına emrivaki yaparak silah zoruyla elde edilen bir temsil iddiası ve bu iddiayla ortaya konulan uygulamalar için neden aklınıza hiç getirmiyorsunuz acaba?

HDP'nin seçim kampanyalarını PKK'nın veya YPG-H-nin yaptığını herkes görüyor artık. Bu seçim kampanyasının bir örneği şudur. Bir köyün muhtarı, AK Parti'ye yakın göründüğü gerekçesiyle epey zamandır PKK tarafından uyarılmakta ama o bu uyarılara cevap vermemektedir. O muhtar seçimlerden 7 Haziran'dan sadece 40 gün önce öldürülür ve etraftaki bütün köylülere o muhtarın akıbetinden ibret almaları gereği bildirilir. Seçim sonucu tahmin edeceğiniz gibi, o köy de dâhil etraftaki on köye kadar etkisini gösterir ve toplamda yüzde 97 oranında oy çıkar. Hâlbuki kendi köyünden birinin öldürülmesine karşı o köylülerin konuyu bir şeref meselesi hâline getirip tepki vermeleri bile beklenirdi. Bütün köylere tek tek bu uyarılar yapılmıştır. Kiminin oğlu kaçırılmış, kiminin kendisi uygun yerlere çağrılıp uyarılmış, kiminin işyeri kundaklanmış, kiminin akrabaları tehdit edilmiş ve herkes bir şekilde itaat çizgisine çekilmiştir.

Bilahare yüzde 90'ların üstünde oy çıkan köylerde bile kimin HDP'ye oy vermemiş olduğunun peşine düşülür, birçok kişi başka partiye oy verdiği tespit edildiği için PKK'nın kurduğu mahkeme müsamerelerinde yargılanıp cezalandırılır. İşte, size en basitinden demokratik özerklik manzarasından bir kesit.

Bu manzaradan siz haydutluktan, terörizmden, faşizmden başka bir şey görebiliyor musunuz?

Olayları hâlen bir oyun gibi yaşayan ama açıkça şiddete çekilerek kin ve öfke dolu birer canavara dönüştürülen küçücük çocukların ve onların hayatları ve geleceklerini hoyratça harcayan savaş lordları dışında gerçekten bir de halka sorun, kendilerini ne kadar özerk hissediyorlar?

Adil, yazının bir yerinde de bana bir alıntı isnat ediyor ama bir de beni “hâkimiyet sınıfının mensubu” ilan ediveriyor. “DBP'li yerel siyasetçilerin özerklik ilan etmesiyle Yasin Aktay gibi hâkimiyet sınıfının bir mensubunun 'Size özerklik vermeyeceğiz.' demesi arasında da fark vardır.” diyor. Farkın ne olduğunu merak bile edemedim, ne kadar ötekileştirici, ne kadar nefret dolu bir dile maruz kaldığımı hissettim sâdece. Elbette ki hiçbir zaman kendimi “hâkimiyet” sınıfına ait hissetmiş değilim, en güçlü zannedildiğim konumda bile “La havle vela kuvvete illa billah.” şuurundan uzaklaşmamaya dua ederim.

Ayrıca hiç kimseye “Size özerklik vermeyeceğiz.” gibi bir söz söylemem mümkün değil. Veya söylemişsem şöyle söylemişimdir: Bu sizin iddia ettiğiniz şey özerklik değil derebeylik”tir, Kürtleri köleleştirmektir. Kürtleri köleleştirmenize, Kürtler üzerinde derebeylik kurmanıza izin vermeyeceğiz.

Doğrusu onu da yaptırmayacak olan ben değilim. Elbette ki Kürtler böyle bir şeye izin vermeyecektir. Ben de kendimi Kürtlerin köleleştirilmeye karşı sergiledikleri direnişi desteklemeye adarım.

Gönüllü olarak köleleşmek isteyen varsa, ona da yapabileceğim bir şey yok elbet.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim