1. YAZARLAR

  2. Hüseyin Öztürk

  3. Öymen, Baykal ve tüm CHP’lilere ithaf olunur
Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Yazarın Tüm Yazıları >

Öymen, Baykal ve tüm CHP’lilere ithaf olunur

A+A-

Dün sözünü etmiştim. Bugün Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in “Dersim’i” anlattığı yazısını; Öymen, Baykal, CHP’liler ve tüm ayrılıkçılara ithaf ediyorum. Bundan sonraki ifadeler bana ait değil, Necip Fazıl Kısakürek’e aittir.

 “En aşağı 50.000 Müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve manasıyla tespit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez.

Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki masum çocuğun, Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi...

Kendisinin öğretmen ve köy halkıyle alakasız bir şahıs olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin, kalasla itilip alevler içine atılması ve karşısında sigara içilmesi...

Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün bir köy halkı...

Annesinin karnından sivri uçlu aletle çıkarıldıktan sonra yaşamakta devam eden ve hâlâ topuğunda bu sivri uçlu aletin izini taşıyan çocuk...

Bir dere içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getiren celladın bulunması bir hayli zorluğa yol açan yirmi masum... Ve buna benzer daha neler, daha neler!..

Cesetleri değil, manaları muhakeme ve idam eden tarih, bakalım bu 50.000 çocuk, genç, ihtiyar, kız, kadın, hasta alil Müslüman cesedine karşılık, kaç ferdin manası üzerinde ebedi kararı verecektir?

Celal Bayar’ın Başvekil ve Mareşal Fevzi Çakmak’ın Genelkurmay Başkanı bulunduğu 1938 yılında cereyan eden Dersim Faciası, okuyucularımızın hayaline ve istikbaldeki tarihçinin kalemine bıraktığımız birkaç teferruat çizgisi halinde budur!

Dayandığı tek sebep de; birtakım asayişsizlik ve itaatsizlik bahanesi altında, bütün Doğu Anadolu’yu kapsayıcı olarak, o mıntıkanın bir türlü sulandırılamayan koyu İslâmi rengidir. Bu kıvılcım halinde gösterdiğimiz Dersim yangınının kömürleştirilmiş 50.000 cesedinde, kutup şahsiyetler dışı bir yığın olarak, din mazlumluğunun en çarpıcı levhasını seyredebilirsiniz.”

Evet, Üstad Necip Fazıl’ın yazdıkları bu kadar değil, bundan sonrası da var. Yukarıda sadece ikişer satırla geçtiği olayların detaylarını da anlatıyor. Fakat benim yüreğim o yaşananları kaldıramadığı için ve sizlerin de dayanamayacağınızı düşünerek buraya almak istemedim. Hadiselerin devamını ve daha genişini okumak isteyenler, “Son Devrin Din Mazlumları’ndan” okuyabilirler. Tabii cidden kalbiniz ve vicdanınız kaldırırsa.

İşin en tuhaf yanı, İslâm’a ve Müslümanlara bu kadar düşmanlığın sebebi, tarih boyunca ve halen anlaşılmış değil. Hani Müslüman kimlikli birileri çıkar, çevresine zarar verir, her an tehlike saçar, bundan zarar gören ahali de der ki; “İşte bu Müslüman ya da Müslüman şahıslar, sürekli zarar veriyorlar, yok edilmeli ve bu din ortadan kaldırılmalıdır.” Yine tarih boyunca böyle bir şey de yok. Aksine millet dinine sahip çıktıkça çıkıyor.

Kur’an-ı Kerim bir barış kitabıdır, Peygamberimiz (s.a.v.) barış Peygamberidir. Kur’an ve Peygamber yolunda giden bütün Müslümanlar ve Müslümanların önderleri barış elçisidir. İslâm bir “haklar” dinidir. Sadece insanların değil, bütün canlıların hak, hukuk ve hürriyetleri, İslâm dini çerçevesinde güvence altına alınmıştır.

Böyle bir dinden kime ne zarar gelebilir. Tabii bunları söylerken, birileri çıkıp, günümüz insanlarından örnek vermeye kalkmamalı. İslâm tarihine bakmalı. İslâm önderlerine bakmalı. Peygamberleri, sahabeleri, tabiinleri, evliyaları, velileri, âlimleri bilmeli ve anlamalı.

Dünyanın her yerinde halkla barışmayan sistemler, istikrar ve huzura hasrettir. Bir sistemin barış sağlayabilmesi için o toplumun dini ve milli değerleriyle barışması lazımdır.

Kısacası, devlet millet kaynaşmasını sağlayan iktidara ve millete karşı kurulan komploların başında işte bu sistemden beslenenlerin düşmanlıkları yatmaktadır. Maddi düşmanlıkların her zaman çözümü vardır, manaya düşmanlık ise bir hastalıktır. Eğer hakikaten istikrar ve huzur istiyorsak, manayı kabullenmeseler de düşmanlıktan vazgeçmeleri yeterlidir. Ne Cennete ne de Cehennem’e zorla gidilmez. İkisine de insanlar kendi iradeleriyle gireceklerdir.

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT