OYAK ve generaller

03.02.2012 14:14

Namık Çınar

Makam ve memuriyetlerindeki üstünlüklerini, akla gelebilecek her alanda dayatan generaller, o tavırlarını, yetmiyormuş gibi OYAK bağlamında da sürdüre gelmişlerdir, bu güne kadar. Oysa, “oy vermek”, ya da, kimin avucunda olursa olsun aynı miktardaki bir paranın satın alma gücü bakımından “herkes için aynı olması” gibi bir değerlendirmeyle, bir çavuşla bir generalin birlikte kurdukları iktisadi bir organa katılımları da, rütbe ve mesleki güçlerinden bağımsız bir şekilde, böylesine eşit ve adil olması gerekmez miydi?

Fakat ne gezer, burası Türkiye!

Ömürleri boyunca her ay maaşlarının yüzde 10’u takır takır zorla kesilen, çoğu astsubay ve küçük rütbeli subay olmak üzere sayıları 260.000’e varmış bulunan bu üyelerin tasarruflarını, kendi öngörüleri ve çıkarları istikametinde olarak, bir avuç general yönetip durmuştur.

Nitekim, nispi bir özgürleşme ortamını fırsat bilerek, TBMM Dilekçe Komisyonu’na şikayette bulunan kimi astsubaylar, OYAK yönetiminde yeterince temsil edilmediklerini, üyelere kesintileriyle orantılı ve adil ödemeler yapılmadığını, kurumun generallerin kızları, gelinleri ve damatları gibi akrabaları için bir istihdam kapısı hâline geldiğini, hesaplarda doğru dürüst denetim de olmadığını, gidip anlatmışlar sonunda.

AKP, kurulan Meclis Alt Komisyonu’nu çalıştırarak elli senelik gıllıgışlı işleri çıkaracak mı ortaya; yoksa “çarkçı Kemal”e parmak ısırtan tırsmalarla, artık çoğu konuda yaptığı gibi, vaz mı geçecek bundan da; göreceğiz bakalım.

Ve generaller de, 27 Mayıs darbesi esnasında başbakanı ve bakanları asarlarken, “bal tutan parmağını yalar” kaleminden bir yan ürün olarak aradan çıkarttıkları antidemokratik OYAK yasası marifetiyle ele geçirdikleri ayrıcalıklarla, örneğin devletin emekli olurken memuruna ödediği ikramiyenin on katı kadarını bir de bu kurumdan alarak, kendilerine o sıralarda “gazozcu” denmesine tilt oldukları haletiruhiyelerden, şimdi artık aristokratik sınıfsal düzeylere taşınmışlardır, umarım.

Başarılı olup da üyelerini paraya boğuyorsa, bunun için o müesseseye kızılır mı, denebilir. Ne ki, kazın ayağı öyle değil pek.

Birincisi, OYAK’ın piyasada rekabet ederek yer edinen bir ticari kuruluş olduğu sanılmamalıdır. Ne Kurumlar Vergisi’ne tabidir, ne Gider Vergisi’ne, ne Veraset ve İntikâl Vergilerine, ne de Damga Resimlerine; hiçbir şeye.

Gelir ve alacakları ise, devlet mallarının hak ve öncelikleri kapsamındadır. Bunlara karşı duranlar, tıpkı devlet mallarına suç işleyenler gibi kovuşturmaya uğrarlar. Devlet içinde, paralel bir devletten farksızdır.

İkincisi de, aslan payı generallere olacak tarzda, sözde bugün zenginlikler saçıyor görünen OYAK, elli yıldan beri maaşlarından kesintiler yaptığı üyelerin büyük bölümüne sadece üç-beş kuruş paralar ödemekle yetinerek, hepsine yol vermiş bulunmaktadır. Bugüne kadarki binlerce yedek subayın kesintilerine tümüyle el koymuş, zorunlu hizmetleri dolunca ayrılan subay ve astsubayların birikimlerine de, yıllık yüzde beş gibi komik bir faiz işleterek, herkesi kurumdan dışlamıştır.

Kimdir sahibi OYAK’ın ve malvarlığının, bileniniz var mı? İnsanların sırtından palazlandıktan sonra, onları ne hakla kapının önüne koyarlar ki? İnsan hak ettiği hissesini serbest piyasada, örneğin Borsa’da alıp satmak, ya da çocuklarına miras bırakmak istemez mi?

Ortada kapitalistik bir kurum vardır, fakat dönen dümen Sovyetiktir. O organizmayı bugünlere getiren birikimlerin sahipleri, en başından beri sömürülmüşler; yönetimde yer almamış, olup bitenleri denetleyememişlerdir. Şimdi bankalardan cep telefonu mesajıyla dahi kolaylıkla alınabilen “iki maaşlık borç çekme” lütuflarıyla, bir matahmış gibi yıllarca kandırılmışlar, ardından da şutlanmışlardır.

Altmışın üstünde iştiraki bulunan OYAK’ın tüm yatırımları çağdışıdır. Kapalı ekonomiden kurtulunca görüldü ki, en büyük olduğu “otomotiv sektörü”nün, yere göğe koyamadıkları “Atatürk Türkiye’si”ndeki konumu ve konsepti, meğerse “Çavuşesku’nun Romanya’sı”ndaki aynı markanın fabrikası kadarmış.

Kurum kimliğini “vatanperver hizmet bilinciyle çalışmak” şeklinde tanımlayan şirketlerinden biri olan “OYAK Savunma ve Güvenlik Sistemleri AŞ”nin “Danıştay saldırısındaki silinmiş kamera kayıtları rezaleti” orada öylece duruyorken, şimdi bir de kurum içi soyunma odalarına dahi gizli kameralar yerleştirdikleri ortaya çıkmıştır.

Ayrıca, Borçlar, Şirketler ve Ticaret Hukuku’na göre çalışarak para kazanmayı amaçlaması gereken ticari bir işletmenin “yurtseverliği” ne anlamlara gelmekte ve nasıl tezahür etmektedir?

Ve yine “OYAK Teknoloji, Bilişim ve Kart Hizmetleri AŞ”, “Adalet Teşkilâtını Güçlendirme Vakfı”na ait Ankara, İstanbul, Antalya ve Kızılcahamam Hâkim Evlerinin, Otel ve Restoranlarının; ilâve olarak Ankara Yeddiemin Deposu’nun (demek ki yargıçlar da, kurdukları vakıflar eliyle, zora düşmüş borçluların ev ve işyerlerinden icrasına karar vererek kaldırdıkları eşyaların depolanacağı mekânlar işletiyorlar, aynı zamanda. Vay anam vay!) altyapı, sistem ve uygulamalarını yapıyor ve işlemleri tek bir merkezde toplayarak merkezileştiriyor.

Yargıçlar... savcılar... otel odaları... derlenen özel bilgiler... gizli kameralar... Bilmem ki benim aklıma gelenler, sizin de aklınıza geliyor mu?

Kodamanlara sağladığı yan gelir ve ayrıcalıkların yanı sıra, izolasyonları, yolsuzlukları ve paramiliter ögeleri teşvik eden ve karanlık ilişkiler üretmesi olası görünen bu yapıyı tasfiye etmek, demokratikleşmenin kaçınılmazlarından biridir.

TARAF

 

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim