Oy Kullanmak Caiz (Değil) Mi?

06.03.2009 00:01

Nuray Kayacan

Bir önceki yazımıza gelen tepkilere müteakip bu yazıyı yazma gereksinimi duyduğumu belirterek başlayayım. Evet, o denli iktidar partisiyle özdeşleştirildim ve onun savunuculuğunu yapmakla gark olundum ki bu konuyu irdelemek elzem bir hal aldı kanımca. Bir ara bu eleştirilere o denli kaptırdım ki kendimi; partinin önemli bir ferdi olarak bir belediye başkanlığı, olmadı bari bir muhtarlık teklifi alırım diye heveslenerekten gece-gündüz açık bıraktığım mobil telefonum ha çaldı, ha çalacak derkeen uyanmışım…

Oy vermek mekruh mu, gayr-ı müekked sünnet mi bilemem ama şunu sorgulamakla başlayabiliriz. Oy verilmediği takdirde CHP, yönetimi devralsa neler olur mesela? Belediye de çalışan örtülüler ve eski kadro değişir, bunu açıkça söyledi Kılıçdaroğlu; kamusal alanda nasıl giyinileceği yönetmeliklerde belliymiş-miş-miş-miş. Bu masalı çok dinledik. Bu bizi etkiler mi, etkiler. Hepimizin belediye de çalışan birçok tanıdığı var. Özellikle örtüleriyle iş bulmakta zorlanan bacılarımız (ki sayıları oldukça fazla) ortada kalacak. Belediyenin bünyesinde oluşturulan Kadın-Aile sağlığı merkezlerinde (ki onlarında sayıları oldukça fazla) yurt dışında eğitimini tamamlayan doktorlar, bu rahat ortamda çalışmaktan gayet memnun olan hemşireler, laborantlar ve diğer görevliler de işsiz kalacak. Belediyenin yan kuruluşlarında, şirketlerinde, aracı kurumlarında çalışanları da hesaba katarsak; vay aman vay…

Çarşaf açılımı yaptılar ama çarşaflılar onlara açılamayacak. Kendilerine rozet takılması şerefiyle yetinecek karşılığında oylarını verecek ve Çarşamba güzergâhının dışına hiçbir surette çıkmayacaklar. Kur’an kursları açılımı da ancak lafta kalacak. Ne demişler savaşta ve seçimde her yol mubahtır. Açılımın açılımı bu şekilde… Müteakip miyiz? Devam edelim o halde. Hadi diyelim, bulaşık ya da çamaşır makinesi vermediler, bari bir-iki torba kömür dağıtsalardı olmaz mıydı? Yardım etmedikleri gibi, alana da mani oluyorlar gardaş.

Diğer bir noktada hizmet… Tamam: “Biz belediyede çalışmıyoruz bize ne işiz kalacaklardan” dedik, olaya pragmatik yani bencilce yaklaştık, peki alacağımız hizmetlerde bir iyileşme olacağından emin miyiz? Yollar, alt-üst geçitler, kavşaklar derken asıl görevi karayolları olmasına rağmen bu işi üslenen belediye bir daha yol işine bulaşmasa daha mı iyi olur? Ne güzel çalışma yok, kazı yok, toz toprak yok deyip rahat mı ederiz? Valla benim gördüğüm yol çalışmaları sırasında herkesin feryad-ı figan ettiği lakin sonrasında geniş caddelerde rahatlayan trafikte direksiyon sallayanların şikâyet ettiğini hiç duymadım. Şehir içinde 160 basarken iyi dimi?

Birde yolsuzluğa değinelim again ve bu kadarla yetinelim. Her parti ve her belediye istinasız bu iddialarla yüz yüze gelir ama totalde bakıldığında sizce kim daha çok götürür, yorumsuz soruyorum!

Çok önemli bir nokta da Davos olayı; kim ne derse desin mevcut hükümet Arap kardeşlerimizin yüzünü güldürmüş, coşku seli halinde sokaklara dökülmelerine neden olmuştur. Bize kalsa orda da bir art niyet arar: “Türklere güven olmaz, kim bilir ne çıkarları vardır, daha önce akılları neredeydi?” derdik. Erdoğan ve Türk bayraklarıyla sokaklarda haykırışları onların saf olduklarını değil, en ufak bir ilgiye dahi muhtaç olduklarını gösterir. Sınır nöbeti tutan bir askerin kendisine selam veren birine nasıl coşkuyla karşılık verdiğini gördünüz mü hiç! Tanımadığı birinin onu bu denli mutlu etmesindeki sebep, görmezden gelinen, yok sayılan benliğinin fark edilmesi değilse nedir? Faslı düşünür yazar İdris Hani’den bir alıntı yapalım: “Aslında Erdoğan, başkanının ve yanındaki ezik takımın şahsında Mısır’ın ayıplarını ortaya döktü. Bunlar ümmeti şerefini küçük bir bahaya satıyorlar. Aslında Davos’ta kükreyerek zavallı Filistinlilere yaptıklarını aşağılık yalanlarla savunan Perez’in karşısına mertçe dikildiğinde Türkiye Devleti’nin şerefini korudu. Erdoğan o gün Türkiye Devleti’nin zaferini haykırdı.”

Peki, biz neden bu kadar pesimistiz, her taşın altında bir çapanoğlu arıyoruz? Buradan etkili ve dahi yetkili bir psikiyatra sormak istiyorum: “Biz ümmet olarak çok mu şüpheciyiz ya da fazlaca temkinli? Bulgularımız neyi gösteriyor?” Ümitle korku arasında durmamız gerekiyor kabul, biz çizelgenin hangi tarafının en başındayız? Kendi yolumuz da, ideallerimiz ve prensiplerimizle ilerlerken diğer Müslümanlarla ilişkilerimiz de ‘vasatı’,  orta yolu korusak doğru olmaz mı?

Hangimizin bir zamanlar idealist bir devrimci olduğu halde, yaşı kemale erip de cebi para görünce; lokması harama bulaşmayan, ticaret uğruna her yolu mubah gören bir yakını veya tanıdığı yok? Gidenler memnun ki yerinden, çok seneler geçti dönen yok seferinden. Eski devrimcilerin ayakları çeşitli yollara kaydı. Kaymayanlar da bir şekilde o haram, bu günah, oculardan bir cacık olmaz, bu cemaat pek para etmez, siyasetle yol kat edilmez deyip kendi kabuğuna çekildi. Peki, herkesi dışlayarak mı büyüyecek İslam şiarı? Yaşlı geçimsizler gibi küserek tekil hayatlara mı çekilmek çözüm. Yâda birilerine göre çözüm diye bir şey yok, her koyun kendi bacağından mı asılır?

Gel-gelelim bizim güruha; kaçımız geçtiğimiz seçimler de oy vermedi? Peki, oy verenler partili statüsüne mi girdi? Hayır… Bazılarımız fazlaca müşteki rolünü biçiyor kendilerine. Bediüzzaman Said Nursi’nin dediği gibi, siyasetten Allah’a mı sığınacağız? Oy kullanmayacağız ama seçim günü resmi olmayan sayım sonuçları resmiyet kazanana kadar ekran başından kalkmayacağız. Bu ne yaman çelişki böyle! Açıkçası bu iş izafiyet teorisinden girer, kuantum fiziğinden çıkar. Tutarlı olmak, mantıklı olmak zorundayız. Bakınız laik cenahta sağcısı, solcusu, komünisti, Ergenekoncusu, derin-devletcisi hepsi nasıl da birleşiverdi ılımlı İslam tehdidine karşı. Hepsinin oyu altı oka…

Çekinmeden söylüyorum, ben bu seçimler de oy vereceğim. Ama bu beni asla ve kat’a partizan yapmayacak. Biz ne kadar eleştirsek, gittikleri yol yol değil desek; ‘ılımlı İslamcılar ya da muhafazakar demokratlar yahut en ağır tabirle Müslümanlığı gelenekte kalmış libarel neo-laikler’ diye nitelendirsek de karşı taraf bizi onlar, onları da bizler yani düpedüz İSLAM olarak algılıyor. Ve onların seçim galibiyeti: “sizi gördüklerinde öfkelerinden parmaklarını ısırırlar” ayetinde olduğu gibi kudurtuyor Kemalistleri. Ben kudurmalarından; bu bağlamda her konuyu dine çekmelerinden zevk aldığım, bunun yanı sıra: iyi hizmet, az yolsuzluk, dindaşlarımın işsiz kalmaması, bir gün gerekli olursa iş bulabilme ve okuluma dönebilme ihtimalimi barındırmak, rahat bir ortamda kendimi geliştirmek, yanlış yaptıklarında oyumun hesabını sorabilmek için ve en önemlisi beni, arkadaşlarımı joplayarak okullardan atılmasına ön ayak olan, işsizlik ve eğitimsizlikle karşı karşıya bırakan laik diktatör rejimin kurucusu partinin, derin devlet mahsulü diğer partilerin başa geçmesini is-te-mi-yo-rum. Lakin oy kullanmayan arkadaşlarıma: “İhtilafa düştüğünüz zamanlarda hükmü Allah’a bırakın” ayetine uyarak saygı da duyacağım. Rabb’im her işimiz de seçim konusu dâhil, O’nun rızasını umarak hareket etmeyi nasip etsin.

İyi niyetimizi suiistimal etmeyenler çıkarsın karşımıza.

Amin…

  • Yorumlar 60
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim