1. YAZARLAR

  2. Hüseyin Gülerce

  3. Ötücü kuşlar...
Hüseyin Gülerce

Hüseyin Gülerce

Yazarın Tüm Yazıları >

Ötücü kuşlar...

A+A-

28 Şubat davası, herhalde Balyoz ve Ergenekon davalarından daha çok ses getirecek.

Çünkü "postmodern darbe" vasfı ile sadece askerleri değil, sivilleri de kapsıyor.

İşin içinde siviller olunca, nedense Ergenekon dostları cenahından, (ve birkaç vicdanlı mağdurdan -ki, onlar insanî bir merhamet duygusunu seslendiriyor-) bir itiraz yükseliyor: Aman ipin ucu kaçırılmasın, intikam duygusuyla hareket edilmesin, sapla saman karıştırılmasın diyorlar... Bildik bir tavır... Bildik bir çizgi...

Şahsen ben de hata edenler, pişmanlık duyanlar, kirli atmosferden etkilendiği için kendisine yakışmayan konumlara savrulduğunu kabul edenler için intikam değil, af ve merhametle davranılmasından yanayım. Ancak sözünü ettiğim o bildik kesimde, asla pişmanlık duygusu yok. Utandıklarına dair hiçbir emare yok. Özür dilemeye de hiç niyetleri yok. Tam tersine, Refah-Yol iktidarında ne rol aldılarsa, AK Parti'nin kapatılması meselesinde de aynısını yaptılar. Refah Partisi için oluşturdukları "vurun, indirin, bitirin" temposunu AK Parti için de tuttular... Cumhurbaşkanlığı seçiminde 367 dalaveresinin göz boyayıcıları da onlardı. Sayın Gül'ün adaylığını, "laik cumhuriyetin son kalesi Çankaya" için tehdit haline getirmekten de çekinmediler. 27 Nisan "e-muhtırası" da onların desteğini aldı. Ergenekon davasını itibarsızlaştırmada da en önde onlar yürüdüler. Bunların hiçbirinden utanmadılar, hiçbiri için özür dilemediler, pişmanlık duymadılar... Tamam, karakter zaafıyla, ahlak ve ilke dışına çıkmanın yargıda hesabı sorulmasın. Utananlar için utanç, yeterli bir cezadır. Ama kamuoyunun, işkence gören, acı çeken yüz binlerin, gözyaşlarına boğulan mağdurların, mazlumların yine de onlardan özür bekleme hakkı var. Onların bu topluma bir özür borcu var. Bunu yapmayanların, "genişlemesin, intikama dönüşmesin" çağrıları, güncellenen psikolojik harbin, günümüzdeki numarası olmaktan öte gidemez...

Gelelim, "vazifeli siviller" meselesine. Şu anda 28 Şubat'la sorgulanan Batı Çalışma Grubu'dur. Batı Harekât Konsepti belgesinin "Mücadele Esasları" ana başlığı altında; "irticai basına karşı Atatürkçü çizgideki basının desteklenmesi, basın organları mensuplarının 'yönlendirilmesi' ve Batı Çalışma Grubu (BÇG)'nun elemanlarının mücadelede en güçlü öğe olan psikolojik harekât kursundan geçirilmesi" istenmektedir.

Şimdi soru şudur: BÇG, sadece askerlerden mi oluşmuştur? Sivil ayakları var mıdır? Varsa, BÇG'na bağlı olarak, onların bir elemanı olarak çalışan siviller kimlerdir? İş dünyasında, siyasetçiler arasında, yargı mensupları içinde, üniversite yöneticileri arasında, üniversite öğretim üyeleri içinde, kitle örgütlerinde, işçi işveren sendikalarında, odalarda ve en önemlisi medyada, psikolojik harekât kurslarından geçenler var mıdır? Yani askerler ile aralarında bir organik bağ olan, emir komuta içindeki organizasyonda yer alan sivillerin durumu, ahlak ve ilke yanlışı yapanlarla bir olamaz.

28 Şubat'ın kudretli generali, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Org. Çevik Bir, yargılamadan duyduğu şaşkınlığı; "73 yaşından sonra bu günleri de mi görecektik!.." sözleriyle ifade etmiş. Ama asıl şu ifadeleri müthiş: "İrticai faaliyet, hükümetten ve o dönemde iktidarda olan Refah Partisi'nden ayrı ve bağımsız olarak ülkeyi tehdit ediyordu. Biz irticaa karşı hükümeti koruduk..."

Mevsim, ötücü kuşlar mevsimi...

ZAMAN 

YAZIYA YORUM KAT