1. YAZARLAR

  2. Salih Tuna

  3. Otomatik vitesli Sokrates
Salih Tuna

Salih Tuna

Yazarın Tüm Yazıları >

Otomatik vitesli Sokrates

A+A-

Çamaşır suyu, tuz ruhu, kezzap ne bulduysam döktüm; lakin bana mısın demedi. Her defasında kendine bir yol bulup ortaya çıktı.

Kökünü kurutmaya kararlıydım; duyduğum öğrendiğim bütün yöntemleri itinayla uyguladım.

Bir yılı aşkın süredir hiç sesini çıkarmadı.

Nazar değer korkusuyla, kendimden bile saklamak istediğim bir sevinçle, “Bu defa işi bitti!” dedim, “Artık tarihe gömdüm onu, bir daha kafasını çıkaramaz!..”

Sanki beni duymuş da inatlaşmak, dahası hesaplaşmak istercesine, bu yaz arsızca çıktı meydana!

Varlığını, vaktiyle vücut bulduğu yerin 10 metre ötesindeki bahçe duvarının altından bir korku filmi gibi gösterdi yine.

Onca darbe karşısında yedi başlı değil, yetmiş bin başlı canavar olsa biterdi!

Ama o bitmedi, tükenmedi!

“Ocağına incir ağacı dikmek… ” sözünü tevekkeli icat etmemişlerdi…

Kafasını gösterdiği her yerde kesip uçurduğum halde bir türlü ders almayan incir ağacının okuduğunuz bu yazıya konu mankeni olmasının nedeni, hazırlayanların elinde patlayan “yeni andıç” hakkında Ertuğrul Bey'ciğimin şu manidar sözleri:

“Eğer bu belge gerçekse; / İnsan soruyor: / 'Yani hâlâ mı ders almadınız?..”

Haklısın Ertuğrul Bey'ciğim, maalesef ders alınmadı!

Ne ki, ders almak o kadar da kolay değil.

Çünkü tıpkı incir ağacı gibi, andıçların, muhtıraların, darbelerin kökleri de her yere uzanıyor; İttihat ve Terakki'den “411 el kaosa kalktı” manşetlerine kadar…

Kökler sadece garnizonda değil ki, şappadak temizlensin. Sivil hayatta; yargıda, basında her yerde var.

En vahimi de zihinlerde olanı!

Kendini bi yoklarsan; darbeci, muhtıracı, andıççı köklerin uzantılarını rahatlıkla gözlemlersin.

Çok uzağa gitmene de gerek yok.

AK Parti'ye kapatma davası açan sayın savcının, “Ekonomideki gelişmeler, laikliği gündemden düşürüyor!..” yollu fecaatine karşı neden iki kelam etme gereği duymadığını iyice fehmet iktiza.

Veya…

İfrat boyutundaki ihtiyatkarlığının nedenleri üzerinde düşün!

Hani malum yazında, “Bu yazıyı şu şartla yazıyorum: / 'Eğer bu belge gerçekse…” demiştin ya…

Şu hale bak:

Bir şeyin gerçekliği için belge aranır, sen belgeye gerçek arıyorsun!

Yahu varlığından emin olmadığın belge, kaynak gösterdiğin Taraf'ta yayımlandı ya, daha ne arıyorsun?

Onca delilsiz belgesiz “irtica haberini” sekiz sütuna manşet verirken, belgesi yayımlanan habere gösterdiğin bu titizlik neyin alameti?

Konjonktürü gözeteyim; öküzün boynuzu kırılır, deprem olur; neme lazım, erketede durayım; en azından geri vitese atmaya elverişli konumdan sapmayayım “elastikiyeti” mi?

Ah bir de şu sözlerin yok mu: “Amaçları, AKP hükümetini ve Fethullah Gülen'i yıpratmak. / Yani alenen suç. / Hem de ağır bir suç…”

Hükümeti yıpratmak ağır bir suç, ha?

Ve, bunları sen söylüyorsun, he mi?

Hay Allah'ım ya rabbim!..

Bir şey değil, okuyucu yine sana çaktığımı zannedecek.

Halbuki “ironi”yle ilgiliyim sadece.

Kierkegaard, “İroni Kavramı” adlı eserinin giriş bölümünde, Sokrates'in söylediği ile kastettiği arasındaki çelişkiden, dışıyla içinin çatışma halinde olmaklığından hareketle özetle şu hükme varır:

Sokrates'in varlığı ironiden ibarettir.

Ertuğrul Bey'ciğim hakkında bu kadar uzun boylu hüküm vermeye gönlüm razı gelmez.

Zaten ondaki iç dış farkı, bir çatışmanın değil, bir uyumun göstergesi.

Şöyle ki: İçini ileri, dışını geri vitese benzetecek olursak; vitesler arsındaki muntazam uyum, “otomatik vites” olarak tezahür ediyor.

Bu da nihayetinde bir “ironi” işte!

Maxwell Anderson, Sokrates'in savunmasını konu alan oyununa “Yalınayak Sokrates” adını vermişti.

Biz de, Ertuğrul Bey'ciğimin göz kamaştırıcı elastikiyetini göz önüne alarak, “Otomatik Vitesli Sokrates” diyebiliriz, değil mi?

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT