1. YAZARLAR

  2. Yıldırım Türker

  3. Otobüsteki kadın
Yıldırım Türker

Yıldırım Türker

Yazarın Tüm Yazıları >

Otobüsteki kadın

A+A-

‘Karaların yeri neresi/Bu atlı karıncada;/Binmek istiyorum, söyleyin bana/Güneyde bir kasabada/Beyazlarla karalar/Oturamaz yan yana/Güneyde trenlerde/Zenci vagonu ayrı/Otobüste yerimiz en arkada/Ama atlı karıncada/Yok ki arka sıra/Hangi ata bineyim/Benim derim kara” diye soruyordu Langston Hughes, kara bir çocuğun ağzından.
Bundan 53 yıl önce bir gün Rosa Parks adlı siyah bir kadın, otobüste beyazlara yer vermeyi reddetti. O an, sivil direniş tarihinin şanlı bir sayfasını çevirdiğini bilmiyordu elbet. Ama artık canına tak etmişti.
Rosa Parks’ın, insanlığın büyük bir utancına başkaldırışı, tarihi tesadüflere yazdırmayı seven pembe dizi tarihçileri tarafından heyecanlı bir hikayeye dönüştürüldü:
Yaşlı bir terzi kadın, o gün çok yorgundu. Siniri tepesindeydi. Kalkmadı. Buradan başladı siyah ayrımcılığına direniş. Rosa anlatıyor:
“İnsanlar sürekli o gün yerimi yorgun olduğum için vermediğimi söylüyorlar, ama bu doğru değil. Fiziksel olarak yorgun değildim, ya da genelde bir işgünü sonunda olduğumdan daha yorgun değildim. Yaşlı da değildim. Bazıları o zamanlar yaşlıymışım gibi bir imge yaratıyor. 42 yaşındaydım. Hayır, tek bir yorgunluğum vardı, pes etmekten yorulmuştum.”
Tarihe ‘Montgomery Otobüsü Olayı’ olarak geçen bu dönüm noktasında yakılan bir kibrit ayrımcılığa direnenlerin yolunu aydınlatıyor hâlâ.
Rosa Parks, herhangi bir yaşlı işçi kadın değildi.
Yoksul doğmuştu. Babası marangoz, annesi öğretmendi. Hayatı kendi ırkından, kendi sınıfından gelen milyonlarınki gibi bir engelli koşuydu. Çoğu, açlıktan, itilip kakılmaktan, hastalıklardan, suç ve cezadan genç yaşında terk ederdi koşuyu. Eşitlik ve demokrasi meşalesini kimselere kaptırmayan ülkesinde her ikisinden de beslenemeyecek durumdaydı. Fırsatların eşitliği tok beyazlar içindi. Büyükkanesiyle hastalanan annesine bakmak için eğitimini tamamlayamadı. Anlatıyor:
“Kölelikten 13 yıl sonra 1913’te doğdum. Okumama izin veriliyordu, öğretmen olan annem çok küçük yaşta bana okumayı öğretti. İlkokulum küçük bir binaydı ve tüm çocuklar için tek öğretmen vardı. Çoğu zaman ailelerin maddi gücü yetmediği takdirde kitap kalem gibi ihtiyaçlarınız karşılanmazdı. Ama çocuklar paylaşmayı bilirdi.”
1932 yılında Raymond Parks’la evlendi. Hizmetçilik yaptı. Eğitimini dışarıdan bitirdi. Oy hakkını kazandı. Eşiyle birlikte siyasete katıldı. 1943 yılında insan hakları hareketinin etkin bir üyesiydi.
O gün yerini beyazlara vermeyi reddeden Rosa’nın yanına otobüsün şoförü geldi. Kalkmazsa polis çağırıp kendisini tutuklatacağını söyledi. Rosa’nın kılı kıpırdamadı: “İstediğinizi yapabilirsiniz.” Rosa’nın tutuklanması, Amerika’nın tarihinde geri dönüşü olmayan bir ayaklanma başlattı.
Siyah örgütler bir araya geldi. Martin Luther King, Rosa’nın direnişinin açtığı yolda büyüdü ilk. Montgomery Otobüs Boykotu’nun sorumlusu seçildi. Mücadeleye başlamanın tam sırasıydı. Rosa, fitili ateşlemişti.
Her sabah siyahlar işlerine yürüyerek ya da bisikletle gitmeye başladı. Boykot, olağanüstü başarılı olmuştu. Otobüs yolcularının yüzde 75’ini oluşturan siyahların otobüs boykotu otorite tarafından terörizmle suçlandı. Yılmadılar. Otobüs şirketleri zararla başa çıkamaz hale gelip daha fazla direnemediler. 382. günün sonunda otobüslerdaki ırk ayrımcılığı uygulamaları sona erdirilmişti.
Dünyanın kapısı olan ve olmayan her yerine gelmişti sıra.
Rosa, tutuklandıktan sonra işinden atıldı, Montgomery’i terk etmek zorunda bırakıldı. Ama yoldaşlarıyla birlikte coşkuyla sürdürdü hak mücadelesini. 1963 yılında Martin Luther King’in tarihin en ünlü metinlerinden biri olan ‘Bir Rüyam Var’ konuşmasını yüz binlere dinletmesinin yolunu açan Rosa’nın ‘Hayır’ demesiydi.
Ömrü boyunca genç siyah çocuklara, kapısını çalan herkese insan hakları mücadelesi eğitimi verdi. Defalarca onurlandırıldı. 1990 yılında Mandela’yı karşılayacak heyete davet edildi. Mandela onu gördüğünde boynuna sarılarak, “Hapiste olduğum sürece hep bana destek oldun” diyecekti.
Öleli üç yıl oldu. Rüyasının gerçekleştiğini göremedi elbet. Belki torunları da tam olarak göremeyecek. Ama Rosa Parks, rüyasını dile getirmişti bir kez. O rüyayı paylaşanlar çoğalıyor. Bir gün. Mutlaka.

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT