Ötelenen Gerçeklik: Suriyeli Sığınmacılar

25.06.2014 01:17
Ötelenen Gerçeklik: Suriyeli Sığınmacılar
Suriyeli sığınmacıların mülteci statüsü kazanmaları; oturma izni ve kalıcı vatandaşlık hakkı almaları; sürdürülebilir ve kendi kendine yeterli iktisadi yaşam kurmaları; ayrımcılık, sömürü, kötü muamelenin ilgası, entegrasyonun alt başlıkları olarak karşım

Marmara Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü Araştırma Görevlisi ABDURRAHMAN BABACAN'ın yorumu:

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar konusu, Türkiye’de mülteciliğin hukuki mevzuatı, kurumsal düzenlemeleri ve pratikleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir konu. Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu tarihten yakın zamana dek ülkesinde bulunacak, mülteci olacak ve bu tanımın içerdiği haklara sahip olacak yabancılarla ilgili hukuki, kurumsal ve işlevsel anlamda herhangi bir düzenleyici vizyon ve pratik geliştirmedi. Bugün, karşı karşıya kalınan Suriyeli sığınmacılar konusundaki bu büyük ve gittikçe de derinleşen/derinleşecek sorunun temeli de buralarda yatıyor.

Suriyeli sığınmacılar meselesinden önce -bu ölçekte olmasa da- benzer krizlerle karşı karşıya kalınmış, lakin o dönemde meseleye dair kalıcı, uzun vadeli çözümler ve düzenlemeler geliştirilmedi. Körfez Savaşı (1990-91) sırasında, Irak’ın kuzeyinden Türkiye’ye kaçmak durumunda kalan ve çoğunluğu Iraklı Kürtlerden oluşan 460 bin insanın bir kısmının dar geçitlerde, karlı yollarda soğuktan donarak hayatını kaybetmişti. Türkiye’ye gelebilenler ise gerekli hukuki ve kurumsal mekanizmaların eksikliği, dahası böyle bir aklın yokluğundan ötürü, hemen hiçbir haktan yararlandırılmadığı, tarihsel hafızamıza geçti.

1989’daa Türk kökenli Bulgaristan vatandaşlarının ülkeye yoğun bir akını gerçekleşmişti. Yine Bosna Savaşı (1992-95) esnasında Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan Bosnalı göçmenler meselesi ortaya çıkmış, 1990’ların sonlarına doğru ise ülkeye on binlerce Çeçen sığınmacı gelmişti. Yani, bir savaş coğrafyası gerçeğine rağmen, Türkiye açısından bu realitenin birincil yansımalarından biri olan mültecilik konusunda bir akıl geliştirilmemesi, meselenin bugününü hazırlayan zemini okumak anlamında önemli bir noktadır.

Nisan 2011 itibarıyla ülkelerinden kaçan Suriyelilerin Türkiye’ye gelmesiyle başlayan süreç, bugün içinden çıkılamayacak kadar derin, geniş ve çok boyutlu bir meseleye dönüşmüş durumda. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Konseyi’nin (BMMYK) 20 Haziran 2014 günü yayımladığı 2013 Global Trendler raporu, küresel ölçekteki mültecilik durumu ve rakamlarının son halini yansıtan dikkat çekici veriler içeriyor. Rapora göre, 2013 sonu itibariyle dünya ölçeğinde, evlerinden ayrılmış toplam insan sayısı 51,2 milyon. Bunun 16,7 milyonu mülteci; 33,3 milyonu ülke içi göçe zorlanmış insanlar; 1,2 milyonu ise sığınma talebinde bulunan insanlardan oluşuyor. Yukarıdaki rakamlar, konu dahilinde böylesi kapsamlı istatistiğin tutulmaya başlandığı 1989’dan bu yana en yüksek rakamdır. En temel nedeni başta Suriye, beraberinde Orta Afrika Cumhuriyeti, Mali, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Somali, Sudan gibi Afrika ülkelerindeki krizlerdir.

Suriye krizinin hatırlattığı Türkiye’nin mülteci mevzuatı

Resmi rakamlara göre 2013 sonu itibariyle 2,47 milyon Suriyeli, farklı ülkelere göç etmek zorunda kalmıştır. Dünyadaki toplam mültecilerin yüzde 53’ünü sadece 3 ülkeden (sırasıyla Afganistan, Suriye, ve Somali’den) gelenlerin teşkil ettiği bir fotoğraf var ortada.

O fotoğraf özelindeki Suriye, mülteci veren ülkeler sıralamasında daha dün sayılabilecek bir zamanda dünyada 36. ülke iken, bugün Afganistan’ın ardından en çok mülteci veren 2. ülke haline gelmiştir. 6,52 milyon insanın ülke içi göç etmek zorunda kalması da buna eklenince, Suriye halkı için toplam rakam 9 milyona ulaşıyor. Bu da, toplam nüfusunun 2010 itibarıyla 22 milyon olduğu öngörülen bir ülkenin, yaklaşık yüzde 45’inin evlerinden, yurtlarından olduğu anlamına geliyor.

Türkiye, BM verilerine göre, bugün dünyada en fazla “mülteci” ağırlayan 5. ülke konumunda. Bunun çok yüksek bir oranını, Suriyeliler oluşturmakta. Lakin Türkiye’deki mültecilik mevzuatı anlamında bahsedilmesi gereken önemli bir nokta unutulmamalı: Türkiye, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi’ne, coğrafi çekinceyle taraftır.

Coğrafi çekince nedeniyle Türkiye’ye kaçan Suriyeli insanlar, resmen “mülteci” olarak nitelendirilemiyorlar. İlk göç dalgasıyla birlikte gelen Suriyeliler, başlangıçta “misafir” statüsünde kabul edildiler. Sonrasında “geçici korunma” statüsüne alındılar ve sığınmacı olarak adlandırıldılar. Halen Türkiye’deki tüm Suriyeliler, resmi ve hukuki anlamda “geçici korunma” altındaki insanlar olarak tanımlanıyorlar. Sığınmacı statüsü, mültecilikten doğan bazı doğal haklardan yararlanılması engelleme gibi olumsuz yansımalara yol açıyor. Bunu aşmak amacıyla, pratikteki yönetmelik ve genelgelerle Suriyeliler lehine özel uygulamalar yürürlüğe sokuluyor.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların temel sorunları

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Mayıs 2014 verileri, Türkiye’deki 10 ilde bulunan toplam 22 barınma merkezinde 220 bin Suriyelinin yaşadığını beyan etmiştir. Ülkedeki toplam Suriyelilerin sayısının ise 16 ile dağılmış olarak tahminen 900 bin civarında olduğu; bu rakamın yılsonu itibariyle 1,5 milyonu bulması öngörülüyor. AFAD’ın kamp bulunan 10 ilde, 1500’ü kamplarda ve 1200’ü de kamp dışında yaşayan toplam 2700 Suriyeli aileyle görüşerek hazırladığı Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacılar, 2013 Saha Araştırması Sonuçları başlıklı rapor, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların durumlarına dair çarpıcı veriler sunuyor.

AFAD raporuna göre, Türkiye’ye gelen Suriyelilerin yüzde 36’sı kamplarda, yüzde 64’ü de kamp dışında yaşamlarını sürdürüyor. Kamp dışındakilerin yüzde 45’i AFAD’a kayıtları; bunların yüzde 20’si oturma iznine sahip. Kayıt dışı Suriyelilerin varlığı, onların sağlık, eğitim, barınma gibi temel ihtiyaçların yanı sıra güvenlik konularında ciddi bir zafiyete neden olmaya namzet bir sorun olarak temel bir nokta olarak duruyor. Bununla irtibatlı bir durum da, resmi olmayan sınır noktalarından girişlerdir.

AFAD, kamplardakilerin yarıdan fazlasının, kamp dışındakilerin de dörtte birinin Türkiye’ye resmi sınır noktalarından birinden pasaportsuz olarak giriş yaptığını; ülkedeki Suriyelilerin önemli bir kısmının da resmi olmayan bir sınır noktasından ülkeye giriş yaptığını ifade ediyor. Bu, bahsettiğimiz potansiyel güvenlik sorunu açısından üzerinde durulması gereken önemli bir veridir. Hükümetin, özellikle son aylarda, Suriyeli sığınmacılara dönük politikada öncelikle kayıt altına alma işlemini ilk sıraya yerleştirmesinin anlamı tam da burada aranabilir.

Bir diğer temel sorun, sağlık hizmetlerinden faydalanmadır. İlk zamanlardaki karışıklığın ardından AFAD’ın yayımladığı bir genelgeyle, sınıra yakın 11 ilde tüm kamu sağlık birimlerinin, Suriyelilere ücretsiz hizmet sunacağını karşılanacağını ilan etti. Bunun ardından Ekim 2013 tarihli bir yeni genelgeyle, söz konusu uygulama tüm ülkeye yayılmak suretiyle genişletildi. Bugün kamplardaki Suriyelilerin yüzde 90’ından fazlası, kamp dışındakilerin de beşte üçünden fazlasının sağlık hizmetlerinden ücretsiz faydalandığı öngörülüyor. Düzenli sağlık kontrolleri, muayene ve ameliyat gibi tüm tıbbi hizmetlerle beraber psikolojik ve psikiyatrik destekler de bu kapsam dahilinde tutuluyor. Zira AFAD, sığınmacıların yarısından fazlasının ciddi psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunun tespit edildiğini belirtiyor.

Bir diğer önemli mesele olan barınma hususunda, kamp koşullarının, normal standartların çok üstünde olduğu vurgulanıyor. Kamp içerisinde barınma, güvenlik, yemek, eğitim, dini ve diğer hizmetlerin kalitesi konusunda genel bir memnuniyet var. Ki bu, BMMYK ve uluslararası toplum tarafından da Türkiye’ye yönelik ciddi övgüye konu olan bir durum. Barınma konusunda kamp dışında yaşayanların çoğunluğu (yaklaşık yüzde 85’i) apartman dairelerinde, birçok aile bir arada yaşamlarını sürdürüyorlar.

Eğitim konusu, an itibariyle çözüme en uzak noktaların başında geliyor. Özellikle kamp dışında yaşayan çocukların sadece yüzde 14’ünün okula devam etmesi, özel birtakım hukuki ve kurumsal düzenlemeler yapılmasının zorunluluğunu gösteriyor. Çünkü Suriyelilerin toplumsal ve kültürel bütünleşmesinin, eğitimle doğrudan ilişkisi bulunuyor.

Bir diğer önemli başlık ise istihdam meselesidir. Kamp dışındakilerin yaklaşık yüzde 80’inin iş aradığı, bulanların ise yerel işveren ve iş sahasındaki yerel paydaşlarla çeşitli toplumsal ve kültürel gerilimler yaşadığı gerçeği, bu konuya dair makro bir strateji ihtiyacını ortaya koyuyor. Hem Suriyelilerin ciddi anlamda sömürülmeleri, hem de onların gelmesiyle birlikte yerel insanların eski koşullarında iş bulma imkanlarını kaybetmeleri, çift taraflı bir problem endişesini doğuruyor. Suriyelilere resmi çalışma izni verilmemesi, eğitim ve diğer toplumsal haklardan yararlandırılmamaları, sömürülmeleri ihtimalini kuvvetlendiriyor.

Netice olarak Türkiye hükümetinin ve onunla eş güdümlü çalışacak Sivil Toplum Kuruluşları’nın önündeki en ciddi hususlar; Suriyeli sığınmacıların, kısa vadede, yukarıda sayılan parametrelerin her biri bağlamında ülke dahiline uygun şekilde yerleştirilmeleri; orta ve uzun vadeli bir gündem olarak da entegrasyonlarının nasıl ve ne şekilde gerçekleştirileceğinin planlanması ve uygulanmasıdır. Hukuki, ekonomik, toplumsal, kültürel, güvenlik, siyasi olmak üzere temel başlıklar dahilinde eş güdümlü bir makro stratejiyle ele alınması gerekli olan entegrasyon konusu, orta ve uzun vadede karşı karşıya olunan en ciddi ve temel konudur.

Sığınmacıların mülteci statüsü kazanmaları; oturma izni ve kalıcı vatandaşlık hakkı almaları; sürdürülebilir ve kendi kendine yeterli iktisadi yaşam kurmaları; ayrımcılık, sömürü, kötü muamelenin ilgası; kültürel çeşitliliğe inancın temellendirilmesi gibi hususlar, entegrasyonun saydığımız parametreler dahilindeki alt başlıkları olarak karşımızda duruyor. Şayet bu gerçekleştirilemezse, kısa vadedeki sorunların orta ve uzun vadeli kalıcı problemlere dönüşmesi kaçınılmaz hale gelecektir. Türkiye’nin şimdiye dek Suriyeli sığınmacılar için 2,5 milyar doların üstünde harcama yaptığı düşünüldüğünde, sorunları bertaraf etmek için boşlukların acilen doldurulmasında vakit kaybedilmemelidir.

Kaynak: Al Jazeera

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim