Osmanlı’da Sultanların şaşaalı doğum törenleri...

03.10.2008 14:18

Mine Alpay Gün

Osmanlı’nın son döneminde taht konusunda bir karmaşa çıkmaması için farklı bir yöntem izlenmeye başlanmış; padişahlar ancak tahta oturduktan sonra çocuk sahibi olmaları teamül halini almış. Özellikle de I. Ahmed’den Sultan Abdülaziz’e kadar gelen padişahlar, ana’ane gereğince tahta çıkmadan önce çocuk sahibi olamazlarmış. Bu dönemde hanedandan gayrisinin çocuk sahibi olması mümkün değilmiş.   

Şehzadeler evlenseler dahi eşlerinin ya da cariyelerinin hamile kalınmasına izin verilmezmiş. Şayet hamile kalırlarsa çocuk düşürtülürmüş.

Tahta çıkan padişah ise, Kadın Efendi ve ikballeriyle evlenir, çocukları olunca çok büyük doğum törenleri düzenlenir ve büyük masraflar yapılırmış.

Doğum yaklaşırken Harem’in hâkimi olan Sultan’ın annesi, doğum için yapılacak hazırlıkları padişah olan oğluyla konuşur, yapılacak hazırlık, alınacak hediye ve takılarla bizzat kendisi ilgilenirmiş. Bu ilgilenme çocuğun sütannesinin kim olacağına kadar varırmış.

Padişahın çocuğu olurken oda tamamıyla süslenir, pırlantalarla ve kıymetli taşlarla doğum odası bezenirmiş. Oda takımında tercih edilen renk kırmızı imiş. Adeta doğum odası bir mücevher dükkânını andırırmış, eşyalarda ayrı fasıl, görenleri büyülermiş.

Beşiğin konduğu yerde mutlaka Kur’an bulundurulurmuş. Çok pahalı pırlanta ve elmaslarda “Maşallah” yazılı olurmuş.

Bu masraflı ve oldukça tantanalı hazırlıktan sonra asıl tantana çocuk sağ salim doğduktan sonra başlarmış.

Sultan’ın doğumuyla birlikte, özellikle saraydaki Harem bölümünde büyük bir hareketlilik gözlenirmiş. Harem, sanki kâbuslu bir uykudan uyanırcasına hareketlenir, ışık ve renk âlemine bürünürmüş. Her taraf fener ve kandillerle süslenerek renk cümbüşüne dönermiş. Sultanın doğmasından kaynaklanan eğlence ve şenlik yalnız sarayla sınırlı kalmayıp, bütün şehre yayılırmış. Devletin ileri gelenlerinin konak ve yalıları da yine renkli kandillerle donatılırmış. Ayrıca konaklara asılan kandillerin sayısı ne kadar fazlaysa bu, sahibinin zenginliğini gösterirmiş. Devletin ileri gelen bürokratları arasında sultanın doğumu, fener asma konusunda bir yarışa dönüşürmüş. Bunların yanı sıra şehrin merkezlerindeki ağaçlar da kandillerle donatılırmış.

yılbaşı kutlamalarında görülen etrafı ışıklandırma gayreti evveliyatımızda varmış.

Devlet erkânı kandil asma yarışını sürdürürken, payitahtta bir taraftan toplar atılır, mehter marşları çalınırmış. İstanbul halkı da doğuma ilgisiz kalmaz büyük eğlenceler düzenlenirmiş.

Sultanın doğumuyla birlikte devletin ileri gelenleri padişahı tebrik için sıraya dizilirlermiş. Doğumun baş içeceği ise şerbetlermiş. Şerbetler altın, billur kaplara konur, çocuğu ziyarete gelenlere cariyeler tarafından ikram edilirmiş.

Saraya gelen ziyaretçi hanımlar, çocuğa ve annesine, kocalarının mevkilerine göre hediyeler verirlermiş. Saraya davet edilen kadınlar haremde misafir edilir, cariyelerin çaldıkları sazların eşliğinde eğlenirlermiş.

Doğumlar Sadrazama yani Başbakan’a çok pahalıya mal olur, bunlar yalnız çocuğa ve annesine değil, diğer kadın ve sultanlara da hediyeler takdim edermiş.

Sultan doğumları devlet hazinesine çok büyük bir yük getirirmiş. Devlet hazinesinden önde gelen ziyaretçilere mücevherler, nadide kumaşlar ve kürkler hediye edilirmiş. Bu durum ise devlet hazinesini ciddi biçimde zorlarmış.

Masraflar bunlarla da bitmezmiş. Gündüzleri ciritler oynanır, güreşler yapılır, bunlara bol bol ihsan edilirmiş. Devletin ileri gelenlerine de padişah tarafından yapılan ihsanlar, devlet bütçesine büyük bir külfet getirirmiş.

Sultanın doğumuyla birlikte şenlikler bir iki günde bitmez, uzun süre devam edermiş. Şehrin kandillerle donatılmasının yanı sıra camilerde hocalar ve halk, padişaha ve yeni doğan çocuğa uzun ömürler vermesi için Allah’a dualar edermiş.

Padişahlar, halkın eğlenmesine önem verir, cambazlardan tutun da çeşitli şekillerde halkın memnun olması için gayret gösterirlermiş.

Doğumun asıl merkezi olan Haremde ise şenlikler yapılır, Karagöz, çengi gibi oyunlar seyrettirilerek cariyeler ve Kadın Efendiler eğlendirilirmiş.

Sultanın doğumundan kaynaklanan şenlikler sona erince haremde, sarayda ve İstanbul’da herkes eski hayatına döner, yeni bir sultanın doğmasını dört gözle beklerlermiş.*

Osmanlı’nın son dönemindeki bu ve benzeri eğlenceler, devletin çöküşe geçtiğinin bir göstergesi olup, israf ve abartılı eğlenceler devletin bitişini hızlandıran birer etken olmuştur…

* Geniş bilgi için bkz. Çağatay Uluçınar, İstanbul’da XIII. Ve XIX. Asırlarda Sultanların Doğumlarında Yapılan Törenler ve Şenliklere Dair, İstanbul 1958.

Milli gazete

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim