1. YAZARLAR

  2. Nuray Mert

  3. Osmanlı rüyası
Nuray Mert

Nuray Mert

Yazarın Tüm Yazıları >

Osmanlı rüyası

A+A-

Malum, muhafazakâr kesim Osmanlı geçmişine pek rağbet eder. Cumhuriyet resmi ideolojisi muhtelif nedenlerle Osmanlı mirasını reddetmişti. Bu nedenlerden biri de, dini, kültürle belirlenmiş bir toplumun yerine modern ve seküler yeni bir toplum inşa etmekti. Bu koşullar altında, dindarlar için Osmanlı geçmişi tam bir ‘altın çağ’ mahiyeti kazandı.

Öteden beri, Cumhuriyet ideolojisini benimseyenler, içselleştirilmiş bir oryantalizm çerçevesinde, Doğu’ya, İslam’a, Osmanlı’ya dair her şeyi küçümser, reddeder, bütün sorunlarımızın, özetle ‘geri kalmış’ lığımızın nedenini burada görürler. Buna karşın, muhafazakârlar için Osmanlı’ya dair her şey olumludur, Osmanlı’nın her şeyinde boncuk bulunur. Osmanlı bir medeniyet adasıdır, hoşgörü cennetidir, adalet timsalidir, kısaca yeryüzü cennetidir.

Öyle bir Osmanlı dünyası vardır ki, başkaları ‘işgal’ eder, ama Osmanlı’nınki ‘fetih’tir. Fethedilen yerlerin ahalisi kendi yönetimlerinden öyle bezmişlerdir ki, Osmanlı’ya ‘gelin buraları alın da rahat edelim’ türünden haber gönderirler. Osmanlı fetihlerinden sonra herkes barış içinde, mutlu bir hayat sürmeye başlar. İlim Osmanlı’dadır, sanat Osmanlı’dadır, adalet Osmanlı’dadır, fazilet Osmanlı’dadır. ‘Madem öyleydi, neden çöktü?’ sorusu ise halen cevaplanabilmiş değildir.

‘Nereden icap etti, neden muhafazakârların marazi Osmanlı merakına dikkatimiz çekiliyor?’ diyeceksiniz. Aslında sürekli icap ediyor, her alanda bir Osmanlı güzellemesine rastlamak için muhafazakâr basına ara sıra göz atmak yeterli. Geçenlerde, bir gazetenin pazar ekinde, ‘Osmanlı kadını bilinçliydi, bugün kadınlar haklarından habersiz’ şeklinde bir başlık görüp, ‘la havle...’ çektim. Bir kadın araştırmacı, Osmanlı kadını üzerine bir kitap yazmış, o nedenle görüşlerine müracaat edilmiş, konu bu. Eminim, iyi niyetle, Batı’daki oryantalist önyargılara cevap vermek çabası ile yazılmış bir kitap. Ama, çıkış noktası nostaljik bir fantezi olan bu tür değerlendirmeler, bizi bir hayal âlemine taşıyıp, geçmişi de bugünü de anlamamızı engelliyor.

Osmanlı nostaljisine dayalı yaklaşımların tümü aynı zaafı taşıyor. Osmanlı’nın ‘medeniyet’ üretebilmiş bir tarihsel deneyim olması başka, topraklarında yaşayan herkes için bir cennet hayat kurmuş olduğunu varsaymak, onu ikide bir modern bir toplumun artıları veya eksileri ile kıyaslamak başka.

Osmanlı bir geleneksel toplumdu, geleneksel toplumlarda mesela, kadınların bugünkünden fazla hakka sahip olduğunu söylemek ciddi bir zorlama olur. Bu hakların bilincinde olmaları meselesi ise, büsbütün tartışılır. Bırakın kadınları, Osmanlı zamanında, merkezde ve seçkin bir çevre içinde yaşayanlar dışında kimsenin öyle uzun boylu hakkından, hukukundan haberi yoktu, böyle olması da son derece doğaldı.

Aynı şeyleri, Osmanlı’da, farklı kültürlerin bir arada yaşaması, farklı dillerin kullanılması örneklerini ‘demokratik hoşgörü’ örneği sayanlar, için de söylemek mümkün. Geleneksel toplumlarda farklı kültürler daha kolay yan yana yaşar, farklı dil kullanımına kimse bir şey demez, zira modern topluma özgü kamusal bir ortak alan söz konusu değildir. Osmanlı topraklarında onlarca farklı dil mensubu birbirine selam vermek durumunda kalmadan yüzlerce yıl yaşayabiliyordu. Aynı sultanın tebası olmakla beraber Sırp köylüsünün, Arap köylüsünden haberi bile yoktu.

Kısacası, mesele geçmişi anlamaya çalışmaksa, hayale kapılmayalım, ne Osmanlı, ne insanlık tarihinin diğer bir sayfası ne kadar parlak görünürse görünsün, bir sürü zaafla malûl. Yok, bugüne dair sorunlara bir çıkış bulmak adına geçmişe bakmak ihtiyacı duyuyorsak, nostaljik yaklaşımların hiçbir zaman derde deva olmadığını hatırlamakta fayda var. Bugüne dair sorunları geleneksel bir geçmişi geri çağırarak çözmeye çalışmak, hele kadın mevzusunda sadece muazzam bir şizofreniye davetiye çıkarıyor o kadar. Muhafazakârların bunu anlamasının zamanı çoktan geldi, çünkü kız çocukları Osmanlı kadını rüyası görmüyor.

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT