Oruç ve Takvâ Bilinci

18.08.2009 01:15

Abdullah Yıldız

“Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki, ittikâ edersiniz.” (Bakara/183)

Mübarek gölgesi üzerimizi her geçen gün daha da kaplayan “rahmet ayı” Ramazan, diğer güzellikleri ve bereketlerinin yanında, öncelikle ve özellikle oruç ibadeti ile bütünleşmiştir.

Orucun amacı, anlamı yukarıdaki âyette çok açık ifade edilir: İttikâ. İttikâ etmek ya da takvalı olmak; dilimize genelde ‘Allah’tan korkmak’ diye çevrilir. Ayrıca, Allah’ın emirlerine ve yasaklarına riayet etmek, onun yasaklarını çiğnemekten sakınmak, günah işlemekten ve haramlardan sakınmak anlamı da verilir. Ancak takvâ’nın daha kuşatıcı anlamı, Allah’a karşı sorumluluk bilincini kuşanmaktır.

“Takvâ” kavramının bu manalarından hareketle diyebiliriz ki; “Oruç ayı” ve “Kur’ân ayı” olan Ramazan; şimdiye kadar ihmal ettiğimiz mümin sorumluluklarımızı hatırlama ve yeniden kuşanma zamanıdır. Ramazan ayında baştan sona bir kez daha okuyacağımız Kur’ân-ı Kerîm ve bir ay boyunca her gün tutacağımız oruç, bize sürekli olarak bu sorumlulukları hatırlatır.

Oruç; sadece Allah için, O’nun rızasına nail olmak için tutulan hasbi bir ibadettir.

Oruç tutmak; imsak’tan iftar’a kadar, yani fecrin ışıklarının ilk fark edildiği sahur vaktinden güneşin battığı akşam vaktine kadar yememek, içmemek, cinsel ilişkide bulunmamaktır.

Oruç; kendini tutmak, arzu ve isteklerini frenlemektir. “Savm”ın da, “imsak”ın da anlamı tutmak’tır.

Oruç/savm, yalnız Allah rızası için, Allah’ı razı etmek için kendini bazı zevklerden uzak tutmaktır. Mümin insan Allah’tan razı olarak oruç tutarsa, Allah da ondan razı olur.

Oruç; yalnızca sabahtan akşama kadar aç kalmaktan yani mide orucundan ibaret değildir.

Oruç; gözüne, kulağına, bakışlarına da hükmetmek; ağzına ve diline de sahip olabilmektir.

Oruç; elinizle, ayağınızla, tüm vücudunuzla yaptığınız günahlardan, hatalardan, kötülüklerden vazgeçmek; hatta zihinsel planda ve kalp ve gönül olarak da kendinizi kontrol altına almaktır.

Oruç; tepeden tırnağa bütün bedeninizi, duygularınızı ve ruhunuzu Allah’a râm ettirmektir.

Oruç; “haz” ve “hız” merkezli bir hayat tarzının egemen olduğu çağımızda fıtrata ve insanlığa yeniden dönmektir. Sadece hazlarını tatmin etmeyi ve bunu en kestirme, en çabuk ve en hızlı şekilde gerçekleştirmeyi esas alan modern hayata isyan etmek, nefse, hevâya ve şeytana “hayır” diyebilmektir.

Oruç; “nefs-i emmâre”nin esiri olmayıp hazlarını gemlemek ve hızını yavaşlatmaktır.

Oruç; şeytana, nefse ve hevâya kul olmamaktır; mideye kul olmamaktır; kula kul olmamaktır.

Oruç; içimizdeki ve dışımızdaki şeytanları, ins ve cin şeytanlarını zincire vurmaktır.

Oruç; bir nefis muhasebesidir; hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çekmektir.

Oruç; mümin için bir irade ve kararlılık sınavı; bir istikamet ve rota tashihidir.

Oruç; her türlü tutsaklıktan kurtulup gerçek ve mutlak özgürlüğe kanat çırpmaktır.

Oruç; hayatımızda yeni bir sayfa açma ve hayatımıza yeni bir yön verme fırsatıdır.

Perşembe akşamı ilk teravihe, Cuma günü ilk oruca kavuşmanın heyecanı hepimizi sarmışken; yarın üçüncü yılını dolduracak olan kutlu bir seferberliğin yıldönümünü de sizlerle paylaşmak istiyorum.

19 Ağustos 2006’da Türkiye’de ve belki de dünyada ilk kez, yüz kadar ilim ve fikir adamının, kanaat önderinin katılımı ve bir o kadarının da imzası ile Namazla Diriliş Seferberliği ilan edilmişti. Namaz Gönüllüleri Platformu olarak hazırlıklarını yaptığımız ve yürüttüğümüz bu kutlu seferberlik, üç yılını yarın doldurmuş oluyor. Bu üç yıl zarfında, Allah’ın rahmeti ve inayeti ile namaz gönüllüsü hocalarımızdan üçer konuşmacının iştirak ettikleri 400 civarında büyük çaplı panel organize edilmiş. Bunun yanında her bir hocamızın ayrı ayrı sunumlarıyla binlerce konferans, seminer, sohbet, ders, radyo ve tv programı icra edilmiş bulunuyor. Allah’a hamdolsun ki, üç yıldır, insanımızın gündeminde “namazla diriliş” var artık.

Üç yıl önce dua makamında bir sözümüz vardı: “Namaz Türkiye ve dünya Müslümanları için vesile-i rahmet, vesile-i nusret ve vesile-i vahdet olacak.” Üç yıl boyunca Rabbimizin rahmetini, nusretini, inayetini ayan-beyan gördük, elhamdülillah. Ve en güzeli de, farklı mektep, meşrep ve etnik kimliklere mensup kardeşlerimizin omuz omuza organize ettikleri, görev aldıkları bu kutlu seferberlik, ümmetin ve ülkemizin muhtaç olduğu vahdeti nasip etti, hamdolsun. Milletimiz namaz saflarında eşitlendi.

Geliniz, kardeşlik bilincini yeniden ihya ve inşaya en fazla muhtaç olduğumuz şu süreçte, hep birlikte Ramazan’ın rahmet yağmurunda yıkanalım, orucun ulvi ikliminde arınalım, namaz saflarının birleştirici potasında eriyelim ve kalplerimizi Kur’ân’la yoğurup diriltelim; imanımızı İslam’ımızı yeniden tazeleyelim.

Bereketinle, rahmetinle, mağfiretinle, kurtuluş muştunla geldin, ey Şehr-i Ramazan!

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim