1. YAZARLAR

  2. Sibel Eraslan

  3. Örtünmenin gardiyanı...
Sibel Eraslan

Sibel Eraslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Örtünmenin gardiyanı...

A+A-

Avrupa’da bir perde iniyor. Belçika’dan başlayıp, Fransa üzerinden devam ederek inen bu perde, sokaktaki göçmen kadınları bir bir siliyor yollardan...

Bir silgi gibi, bir iki hoyrat darbe ile defterden silinecekmiş kadar zaten iğreti ve solgun birer harftiler onlar; Doğu’nun kadınları, göçmenler, müslümanlar, yoksullar, esmerler... Kurşun kalemle çizildikleri için mi deftere, bu kadar kolay onları sökmek hayattan. Görmemek, onlardan yana tüm korkularımızı şayet sokaklardan silinirlerse geçecekmiş gibi farzetmek, tüm öfkemizi... (alçak sesle konuşmaları, siyah gözleri, çok çocuk doğurmaya yatkın bedenleri, kıpırdadıkça üstlerinden buğular halinde yükselen baharat kokuları, avuç içlerinde irkiltici kınalar gibi hassas korkularımız)
Ve bir terapi gibidir beyaz ve çok bilgili Belçikalı ve Fransız politikacılar için, onları görmezsek şayet, sorun yokmuş, bitmiş veya ölmüşlermiş gibi rahatlamak... Ve bir terapi gibidir onlardan korkmamak adına, onları bir odaya kilitlemek... Silmek onları, kaldırmak hayattan. Yani örtünen kadınları. Yani tüm Şark’ı kapatmak. Bir odaya. Görünmesinler ve korkutmasınlar diye... Örtünen kadınların gardiyanlığına soyunmak...
Çıkarmaları gerek giysilerini. İnsanlar korkmasın diye çıkarmaları gerek üstlerini başlarını. Hatta! Soyunmak... Soyunmaları gerek Belçika’da, Fransa’da, Almanya’da yaşayan örtünen kadınların.
Soyunmak.
Ama nereye kadar?
Derisini mi yüzmek mesela?
Sınırı nedir bir kadın için görünmenin?
Ya göründüğü halde korkutmamanın sınırı nedir?
Öyle ya Bayan Koch, basbayağı görünüyor işte. Örtünürsen seni odaya kitlerim, hapse atarım, sokaklarımda yürütmem seni diyor. Bayan Koch, görünürken korkutanlardan... Feci korkunç. Hapse atarım diyor, örtünürsen... Peki örtünen kadın ne diyor? Nasıl korkutuyor sustuğu halde?
“Korkuyorum” diyor Avrupa Parlamentosu (AP) Başkan Yardımcısı Silvana Koch-Mehri... Çarşaf giymiş, burka giyinmiş, peçeli, örtülü kadınları gördükçe sokaklarda. Güvensizlik hissi doluyormuş içine.
Peki güvenmek nedir?
Nükleer silahlarınıza, işgallerinize, yakıp yıktığınız bunca şehre, ve öldürdüğünüz binlerce çocuğa, köleleştirerek sömürdüğünüz bunca kıtalara rağmen ve sonra iklim kargaşasına sebep olan, buz dağlarını bile eritip, suyu canlılara haram eden o büyük gelişim atlasınız ellerinizde durup dururken... Hangi güvenmek? Niye güvenmek?
Peki korkmak nedir?
Bunca sömürü, adaletsizlik, işkence, ayrımcılık işletirken kendisini... Tüm örtüsüzlüğü ile. Açık seçikliği ile... Çıplaklığı ile hüküm sürerken nefret... Farklı olana. Ötekine dair şu kadim nefret... Örtüsüz, perdesiz, pervasız, açık, soyunuk nefret... Korkmak daha çok kimin hakkıdır acaba?
Avrupa Parlamentosu’ndan Silvana Koch-Mehri: “Kadınları örtenler, onların yüzlerini ve böylece kimliklerini ellerinden alıyor. Burka, kadın haklarına yönelik yoğun bir saldırı ve gezgin bir hapishane...” diye yazmış... Çünkü o baktığında, karşısındaki kadının yüzünde hapishaneden başka bir şey görmüyor. Kendisi olmak hakkını kullanan her farklı kadın, Koch için henüz ele geçirilmemiş bir yurt, bir ev, bir oda... Koch’un örtünen kadını çözmesi gerekiyor, kendi aydınlık laboratuvarında, önce kabuklarından soyması, sonra deney tahtasına çivileyerek meraklı bir biyoloji öğrencisi gibi, kesip biçmesi, katmanlarına ayırması, mikroskop altında gözlemlemesi gerekiyor. Çünkü ancak deney şartlarına tabi tutulursa egzotik nesneler veya Ay taşları ya da peryot cetveline girecek yeni bir madde, farklı bir kadın yüzü, ötekinin sureti... Ancak deney şartlarında ve bilimsel kurallara riayet ederek çözümlenebiliyor. Soymak lazım. Kesmek lazım. Hataları silmek lazım...
Her şey Bayan Koch’un korkmaması için.
Her şey Bayan Koch’un kendisini daha çok güvende hissetmesi için...
Gezgin Hapishane’nin gardiyanı olan Bayan Koch, Müslüman kadının cezalandırılarak eğitilmesini istiyor.
Şimdilik.
Ama örtünmenin daha altlardaki anlamını henüz çözmüş değil...
Bu işin gardiyanlıkla veya laboratuvar asistanlığı ile kaba saba darbelerle, odaya kapatarak ya da soyundurarak çözülebileceğini zannediyor...
Oysa “benzemek” bile adı üstünde “aynı olmak” değildir. Tıpatıp aynısı olmayana “benzer” deriz...
Şimdi “gardiyan”a sormak gerekmiyor mu?
Soyunma cezası vererek, kendinize benzeyeceğini zannettiğiniz Müslüman Kadınların, tıpatıp aynınız olmayacağını bilmek de korkutuyor mu sizi? Güvenliğinizi sarsıyor mu, bir gün hepsini anadan üryan soyduğunuz anda dahi sizinle tıpatıp modüler bir tekrarı yapmayacak oluşları?
En sorunsuz ve en örtüsüz kadınları şehir kabristanlarında yatanlar arasında bulacaksınız Sayın Gardiyan... Ki onların örtüsüz, saçsız ve som kemikten kafatasları bile bir an evvel toprağa karışmak için can atar...
Siz, Saygıdeğer Gardiyan, gaz odaları ve krematoryumlardan geçerken tuttuğunuz hatıra defterinize, yeni bir sayfa eklemektesiniz sadece: Burka Yasağı...

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT