Ortak hafızamız

10.01.2010 03:48

Serdar Demirel

Yazının sonunda söyleyeceğimizi başta söyleyelim: 20. yüzyılı ıskalayan bölge Müslümanları 21. yüzyılı da ıskalayamazlar. Siyasi düzenini arayan 21. yüzyılda Müslümanlar söz sahibi olmak istiyorsa eğer, bu ancak birbirine eklemlenmiş bir gelecek tasavvuruyla mümkündür.

Bu meyanda ufuk açıcı analizler yapabilmek için zihinlerimizdeki psikolojik bariyerleri kaldırmamız gerek.

Müslüman coğrafyanın 20. yüzyılda yaşadığı acı olaylara bakarak; bölge halklarının geleceğinin, ekonomik zenginliğinin, kalkınmasının ve sosyal barışının ne bir tek ulus devletle ve ne de tek bir etnik yapıyla mümkün olmadığını söylemek durumundayız.

Müslüman coğrafya iç barışını sağlamadan ve etnik sorunlarını çözmeden ne bölgesel ve ne de küresel barışa güçlü bir katkı sağlayamaz. Bundan da “böl-yönet” taktikleriyle hep sonuç almış küresel baronların nemâlanacağını söylemeye gerek var mı!

Çünkü, maddî zenginliklerini, toplumsal enerjilerini etnik kavgalara, iç siyasi çekişmelere harcamak zorunda kalacaklardır. Bu fâsid daireye düşmek istenmiyorsa, Müslüman dünya kendisiyle yüzleşmeli ve toplumsal dokusuna uygun çözümler geliştirmelidir. Bu meyanda gerek tarih tecrübesi gerekse dinin sunduğu teorik çerçeve sorunları çözmek noktasında zengin bir dünyanın kapısını aralamaktadır.

Müslüman toplumların içine düştüğü siyasi, içtimaî ve iktisadî sorunları hep Batı’da üretilen formüller vasıtasıyla çözmeye çalışan konformist elit tabaka bir türlü kendi toplumsal dinamiklerine ve tarih tecrübesine bakmak istemiyor. Bundan bir irtica tehlikesi türeyeceği endişesini taşıyor.

Hâlbuki İslâm’ın sunduğu teorik çerçeve ve buna istinaden vücut bulmuş tarihsel tecrübe çağın sunduğu imkânlar da göz önüne alınarak yeni formlar içinde ihya edilebilir, edilmelidir de.

İslâm, tâ ilk dönemlerden başlayarak etnik kavgaları, ırkçı şiarları tamamen ortadan kaldırmayı hedeflemiş, bunu cahili bir dâva olarak nitelemiştir. Irkçılık, tarihte yaşanmış bazı arızalara rağmen dinin öğretileri, bu öğretileri topluma hâkim kılan kadrolar eliyle kontrol edilebilmiştir. Birkaç örnek bile İslâm’ın bu konudaki hassasiyetini göstermeye yeter.

Meselâ şu hadis: “İnsanlar, ya cehennem kömüründen başka bir şey olmayan ölmüş ecdadlarıyla övünmekten vazgeçerler, yahut da Allah katında, burnuyla pislik yuvarlayan mayıs böceğinden daha adi bir derekeye düşerler. Allah Teâlâ hazretleri sizlerden cahiliye kibrini temizledi. Artık o, muttaki bir mü’min yahut bedbaht bir fâcirdir. İnsanların hepsi Hz. Adem’in evlatlarıdır. Adem ise topraktan yaratılmıştır.” (Tirmizi, 5/734, hn. 3955)

Ya da şu hadis: “Kim körükörüne çekilmiş (ummiyye) bir bayrak altında savaşır, asabiyet (ırkçılık) için gadablanır veya asabiyete çağırır veya asabiyete yardım eder, bu esnada da öldürülürse, bu ölüm de cahiliye ölümüdür.” (Müslim, 3/1476, hn. 1848, Sahih ibn Hibbân, 10/441, hn. 4580)

Asırlarca kader birliği etmiş farklı Müslüman ırkların ortak hafızası bu zeminde teşekkül etmişti. Irkçılık küfre denk bir günahtı. Ancak ulus devletler bu hafızayı zayıflattı. Türk, Kürt vs. aydınlanmacı elitlerin kurduğu cümleler, ideolojik akrabalığına rağmen Müslümanları bölmeye başladı.

“Müslümanların bölen değil, birleştiren bir dile ihtiyacı var”, derken bu ortak hafızaya atıf yapmaktayım. Müslüman toplumsal hafızayı güçlendirmek için ise, vahyin inşa ettiği ortak dil, kültür ve tasavvura, buna katkıda bulunacak kadrolara yönelmelidir.

Siyasetçi kimliğinin yanı sıra iyi bir entelektüel de olan Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, 20 Ağustos 2009 tarihinde, “Barış ve Kardeşlik için Gönüllü Birliktelik” adlı Diyarbakır konuşmasında bölgedeki mânevi önderlerin ve mâneviyat merkezlerinin görüşlerinin alınması ve sürece katılımının sağlanmasını istemişti.

Önemli bir teklifti bu, ama, maalesef hakettiği ilgiyi görmedi. Ama geç kalınmış da sayılmaz. Yazıyı aşağıdaki Kur’an âyetine inananların, coğrafyamızın temel birleştireni olmaya devam edeceğini belirterek noktalayalım.

“Sûr’a üflendiği zaman, artık o gün aralarında neseb -soylar- yoktur ve (insanlar, birbirlerine soylarını) sormazlar.” (Müminûn: 101)

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim