1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Ortadoğu'nun Patolojisi ve Ayaklanmalar!
Ortadoğunun Patolojisi ve Ayaklanmalar!

Ortadoğu'nun Patolojisi ve Ayaklanmalar!

Şimdi Batı'nın kurduğu ve desteklediği rejimler çökerken hayati soru şu: Bundan sonraki dönemin yeni imtiyazlı zümreleri-iktidar seçkinleri kimlerden devşirilecek ve "adalet, özgürlük ve haysiyet" diye ayaklanan kitlelerin eline ne tutuşturulacak? Ali Bul

A+A-

Ortadoğu'nun patolojisi! / Ali Bulaç

Ortadoğu ve genel olarak İslam dünyasında var olan rejimlerin kurucu ideolojileri 'İslam' ve devletin şekli "İslam Cumhuriyeti" olsa bile son tahlilde "modern ulus devlet" biçimlerine dayanmaktadırlar.

Rejimlerin diktatörlük veya monarşi olmaları "modern ulus" karakterlerine halel getirmez, aksine pekiştirir. Çünkü ne İslam'ın asli kaynaklarında ne Müslümanların yaşadığı tarihî tecrübede bu türden siyasi modellere rastlanır. Nihayetinde sömürge döneminde empoze edilen söz konusu rejimlerin İngilizlerin hakim olduğu bölgelerde monarşi, Fransızların nüfuz sağladığı yerlerde cumhuriyetler şeklinde şekillenmeleri, onların modern karakterlerine bir başka atıf sayılır.

Bu rejimler suni sınırlar içinde belirlenmiş coğrafi bölgelere bir deli gömleği giydirildiğinde, sömürgeciler hem sürekli bir istikrarsızlığı garanti altına almak istediler, hem zaten ulus devletin tabiatından kaynaklanan sebeplerle kurucu unsuru ya kabileye, ya mezhebe veya belli bir etnisiteye dayandırdılar. Irak'ta iktidar eliti Sünniler, Suriye'de Nusayrilerden seçildi vs. Kurucu iktidar eliti hangi kabile, mezhep veya etnisiteden olduysa diğerleri dışlandı, siyasal sisteme katılmalarına imkân tanınmadı; maddi kaynaklar, bürokratik görev ve statüler iktidara yakınlığa göre adaletsiz bir biçimde dağıtıldı. Bu rejimler kendi meşruiyetlerini "alternatifleri olan İslami muhalefet tehdidi"ne dayandırdılar. Batı, bu tehdidi fazlasıyla seviyordu.

Rejimlerin maddi ekonomik boyutuna baktığımızda tam bir fecaatle karşılaşıyoruz. İslam dünyası hazineler üzerinde oturuyor, ama halkının büyük bölümü yoksul, işsiz ve çaresiz. Dünya petrol kaynaklarının yüzde 65'i, kauçuk üretiminin 70'i, uranyumun 19'u, kalayın 52'si, hurmanın 93'ü, buğdayın 15'i, pirincin 17'si, baharatın 39'u, tütünün 20'si, boksitin 14'ü, fosfatın 41'i bu dünyada bulunuyor. İslam ülkelerinin dünya ticaretinden aldıkları pay ise sadece yüzde 7. (Yaşar Süngü, Y. Şafak, 2 Şubat 2011)

Üretime dönük bir ekonomi yok, kaynaklardan elde edilen gelirler, kamu bütçeleri belli bir zümre tarafından yağmalanıyor, gelir bölüşümünde vicdanları sızlatan adaletsizlikler söz konusu. Her gün biraz daha artan yoksulluk ve işsizlik, toplumları kasıp kavuruyor. İslam dünyasının yeraltı ve yerüstü zenginlikleri Batılı şirketlerle ortaklaşa bu mütegallibe zümreler tarafından talan ediliyor. Belki mübalağalı olabilir, ama Hüsnü Mübarek'in 70 milyar dolarlık servetinden söz edilmesi; Zeynelabidin bin Ali'nin kaçırmaya fırsat bulamadığı gizli kasalarındaki hazine ve dövizden inşa edilmiş duvarlar, yağmanın vahametini göstermeye yetiyor.

2001'den sonra Suudiler Amerikan bankalarında yatan yaklaşık 900 milyar dolarlarından ancak yüzde 15'ini çekebildiler. Araplar anladı ki, bu paralar bir daha dönmemek üzere Batılıların kasasına gitmiş vaziyette. İsviçre, İngiltere ve diğer Batılı ülkeler, bankalarındaki hesapları donduruyorlar ve bir daha hiç ödemiyorlar. Amerika ve İngiltere, bölgede savaş kışkırtıyor, ülke işgal ediyor, sonra savaşın faturasını Araplara çıkarıyor, arkasından onları milyarlarca dolarlık silah alımına mecbur ediyor.

300 milyonluk Arap âleminde 30 yaşın altındaki nüfus yüzde 60'a baliğ oluyor. Gençlerin 2/3'ü geleceklerinden umutsuz. Hızlı, düzensiz bir şehirleşme. Okullaşma oranı çok yüksek. Libya bile hızla şehirleşiyor.

İçten çürüyen bir ağaç gövdesi gibi bu rejimlerin tamamı çürümüş. Çöküyorlar, çökecekler. Sömürgecilik sona ererken, Batılılar sözde siyasi bağımsızlıklarını verdikleri ülkeleri ekonomik ve askerî bakımdan kendilerine bağımlı hale getirdiler. Sözde bağımsızlıklarının göstergesi olarak başlarına diktikleri bu mütegallibe zümrelerin -neredeyse tamamı milliyetçi ve radikal laiktir- eline milli marşlar, haritalar, lider fotoğrafları ve bayraklar tutuşturdular.

Şimdi Batı'nın kurduğu ve desteklediği rejimler çökerken hayati soru şu: Bundan sonraki dönemin yeni imtiyazlı zümreleri-iktidar seçkinleri kimlerden devşirilecek ve "adalet, özgürlük ve haysiyet" diye ayaklanan kitlelerin eline ne tutuşturulacak?

ZAMAN

HABERE YORUM KAT

1 Yorum