Ortadoğu'da Yeni Haritalar... -5

20.03.2003 05:22

Ayşe Hür

Kürt milliyetçiliği ve petrol
Bazı araştırmacılar Kürt milliyetçiliğininkökenlerini1870'lerde OsmanlıDevleti'ne karşı ayaklanıp Kürdistan adlı bir bağımsız devlet kurmaya kalkışan şeyh Ubeydullah hareketine kadar götürürler. Ancak Ubeydullah hareketinin ulusal nitelikli bir hareket değil, merkezi devlete karşı tepki hareketi olduğu anlaşılır. 1890'da Osmanlı'nın Stockholm Büyükelçisi Şerif Paşa'nın İttihat ve Terakki iktidarıyla ters düşerek Kürt milliyetçiliğine yönelilişiyle ivme kazanan bağımsızlık özlemleri, 1908'lerde bir grup Osmanlı Kürt seçkininin kurduğu Kürdistan Teali Cemiyeti gibi örgütler aracılığıyla daha somut hale gelmeye başlamıştı. (Şerif Paşa'nın önderliğinde gelişen bu hareket daha sonraları 'denizden kopuk' bir Kürdistan'ı kabul etmeye razı olduğu için eleştirilecekti.)
Bu örgütler İstanbul, Kahire ve Cenevre'de gazete ve dergiler yayımlıyor, üyeleri 'Osmanlıcılık' bayrağı altında Osmanlı'nın doğu vilayetlerinin kalkınması için çabalıyordu. Ancak İttihat ve Terakki Cemiyeti bu duyarlılıklara karşı kayıtsız davranıp Türkçülük konusuna ilgi göstermeye yönelince bu örgütler Osmanlıcılıktan uzaklaştılar ve Kürt milliyetçiliği şekillenmeye başladı.
I. Dünya Savaşı'nın arifesinde, Kürt hareketi ünlü Wilson Prensipleri'nin 12'nci maddesine vurgu yapmaya ve savaşın sonunda toplanan Paris Konferansı'nda bağımsız bir devlet için çaba harcamaya başlamıştı.
Kuzey İngilizlere kalıyor
1919'da İngiliz Lord Curzon ile Fransız Barthelot arasında Kuzey Irak'ın statüsü konusunda görüşmeler yapılmış, ancak bir karar alınamamıştı. Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan gizli antlaşmalara göre Kürtlerin yaşadığı toprakların büyük bir kısmı aslında Fransızlara bırakılmıştı. Ne var ki I. Dünya Savaşı'nın bitiminde İngilizler Mondros Mütarekesi'yle belirlenen sınırları aşıp Mezopotamya'nın kuzeyine doğru ilerlediklerinde Fransızlar bu bölgede işgalci konumuna düştü. İngiltere ise bölgeye hazırlıksız girdiği için Kürtler için belli bir politika geliştirmemiş gibi görünüyordu. Başlangıçta 'Kürdistanlı Lawrence' diye anılan Binbaşı W. C. Noel'in kişisel inisiyatifi ile davrandılar. 1919'a gelindiğinde Ankara hükümeti ile İngiltere arasındaki çekişmelerin Musul'da yarattığı boşluktan yararlanmak isteyen Şeyh Mahmud adlı bir yerel beyin bağımsızlık
için yürüttüğü ateşli mücadele İngilizlerin tepkisini çekti. Çünkü Irak'taki İngiliz görevli Sir Percy Cox, Kerkük ve Musul petrollerinin önemini fark etmişti.
Sir Cox o zamanlar Britanya'nın Sömürge Dairesi Başkanı olan W. Churchill'i
Kürdistan'ın bağımsızlığı yerine İngiliz kontrolündeki Irak'la birleştirilmesine ikna etti, çünkü bağımsız Kürdistan demek petrol bölgelerinin kontrolünü kaybetmek demekti. Tam bu sırada, Anadolu' da güçlenmeye başlayan direniş hareketi, Musul ve Kerkük bölgesini de Misak-ı Milli sınırlarına aldığını ilan edince İngiltere ve Türkiye arasında bölgenin statüsü için şiddetli bir çekişme başladı.
Musul petrolleri
I. Dünya Savaşı'ndan kısa bir süre önce Osmanlı hükümeti, yarı hissesi İngiliz Anglo-Persian, Hollandalı Royal Dutch Shell ve Alman Deutche Bank'a ait olan Türk Petrol Şirketi'ne imtiyaz hakkı tanımış ve yabancı ortaklar Türk şirketinin katılımı olmadan, Osmanlı topraklarında
arama ve üretim yapmamayı taahhüt etmişlerdi. O sıralarda ABD, Ortadoğu'da
İngiltere ve Fransa tarafından nüfuz bölgeleri oluşturulmasına karşı çık(a)- mamakla birlikte, özellikle petrole ilişkin ticari faaliyetlere müdahale edilmemesini ve Amerika'nın bu yöndeki girişimlerinin engellenmemesini istemekteydi.
Nitekim Amerikan firması Standart Oil of New York (Socony) 1919'da iki mühendisini Irak'a petrol aramak üzere göndermişti. Bunlardan biri, yazdığı mektupta "... pasta o kadar büyük ki, bunun Amerika'ya ait olması için her şey yapılmalı" diyordu. Mektubun işgal altındaki İstanbul'da
İngilizlerce ele geçirilmesi üzerine Londra, Irak Yüksek Komiseri Arnold Wilson'a jeologların petrol aramasının yasaklanması yönünde talimat verdi. Kısacası Kuzey Irak'a artık Avrupa devleri değil ABD de burununu sokmaya başlamışlardı.
Batı egemenliği
1923'te imzalanan Lozan Andlaşması'yla bölgenin kontrolü Türkiye Cumhuriyeti'ne bırakılınca İngilizler Kürtleri Irak'ın bir parçası saymaya karar verdi, böylece petrol üzerindeki haklarını garanti altına almış oluyorlardı. Fransızlar buradaki egemenlik haklarından Greenwood-Berenger Antlaşması ile vazgeçtikleri için karşılığında Türk Petrol Şirketi'nin yüzde 25'lik payını tazminat olarak aldılar. Fransa adına görüşmeleri yürüten Barthelot o günlerde şöyle yazıyordu:
"İrgilizler, Mısır'dan Burma'ya ve Çerkezistan'dan İran Körfezi'ne uzanan bir petrol tekeli oluşturmaya teşebbüs ediyorlar." Gerçekten de 1923'lerin başında İngilizler ve Iraklı yetkililer petrol konusunda ateşli bir tartışma içindeydi. Milletler Cemiyeti bölgenin Türkiye'ye mi yoksa Irak'a mı bağlanacağı konusunda bir plebisit yapmaya kalkışınca bölgeyi Türklere kaybetmekten korkan Iraklı yetkililer Mart 1925'te antlaşmaya razı oldu. Böylece Türk Petrol şirketi'nin adı Irak Petrol şirketi olarak değişti ve Türkiye 25 yıl boyunca bölgede çıkan petrolden alacağı yüzde 10'luk pay karşılığında 1926 Temmuz'unda Irak, İngiltere ve Türkiye arasında yapılan antlaşmayı onayladı. 1928'de ise, daha sonraları 'Yedi Kız kardeşler' diye anılacak olan Standard Oil of NJ (Exxon), Standard Oil of NY (Mobil), Standard Oil of California (Chevron), Gulf, Texaco, Royal Dutch Shell ve Anglo-Persian (BP) petrol şirketleri arasında bölgenin imtiyaz alanı olarak paylaşılmasını sağlayan Kırmızı Hat Anlaşması (Red Line Agreement) imzalandı ve bölgenin petrol yatakları üzerinde günümüze kadar sürecek olan Batı egemenliği ilkelere bağlandı.


 

Irak'ın nüfus yapısı
Irak'ta nüfusun çoğunluğu Arap'tır. En büyük azınlık grubu yüzde 20 ile Kürtlerdir. Asuri, Türkmen, Mandayya ve Lurlar küçük azınlıklardır. Doğu bölgelerinde toplanan Şiilerin oranı yüzde 62.5 olup, dağınık yaşayan Hıristiyan topluluklarının oranı yüzde 3 civarındadır. Nüfusun kalanı Sünni'dir ve iktidarı bu kesim elde tutar.
Irak'ın bir özelliği de aşiretlerin toplumsal ve siyasal yaşamdaki ağırlığıdır. Kuzey Irak'ın iki önemli bölgesi olan Soran ve Bahdinan'da sayısız aşiret yaşar. Soran'daki Kürt aşiretleri Şafii olup, en önemli ailelerden biri Talabanilerdir. Bahdinan'da Nakşibendiler ağırlıktadır ve en güçlü aile Barzani ailesidir. Bölgede ayrıca Türkmen Bayat aşiretinden gruplar ile aşiret gibi algılanan ama aslında sadece büyük aileler olan Sincari ve Kazzazlar yaşamaktadır.
Merkezi Irak'taki Sünni Arap nüfus ise genel olarak üç aşiret arasında dağılmıştır. Bunlar Ürdün ve Suriye'ye de yayılan Dileym aşireti, tüm Arap dünyasına yayılan ve Hicaz-Ürdün-Suriye hattında yoğunlaşan Şemmar aşireti ile bunun bir kolu olan ve 350 yıl önce Hicaz'dan çıkarak Arap coğrafyasına
dağılan Cubur aşireti ve gerek Cubur, gerekse Türkmen Bayat aşireti ile sürekli çatışma halinde yaşayan Ubeyd aşiretidir. Güney Irak'taki yüzlerce Arap aşiretin tamamı Şii'dir. Bu aşiretlerin başında INC Lideri Ahmed Çelebi'nin de bulunduğu Çelebiler vardır.
Türkmenler ve Asuriler
Türkmenler bölgeye 9. yüzyılda gelmişlerdir. Irak'taki Türkmen bölgesi Osmanlı döneminde Musul ve Kerkük Müstakil Mutasarrıflığı ile yönetiliyordu. Bugün de en büyük Türkmen nüfus iki vilayettedir. Erbil de eski bir Türk yerleşimi olmakla birlikte bugün karışık ve değişken bir nüfusa sahiptir. Irak politik tarihinde önemli bir rol oynamayan buna karşılık sürekli baskıya maruz kalan Türkmenler, Irak'ın kuzeyinde Telafer'den başlayarak, Musul, Erbil, Kerkük ve Mendeli yerleşimlerinden Bağdat'ın güneydoğusundaki Bedre'ye uzanan bir şerit üzerinde yaşar. Türkmenlerin nüfusu devlet tarafından ya gizli tutulmuş ya da az gösterilmiş, Türkmen milliyetçileri tarafından abartılmıştır. Bu sayı 500 binle 3 milyon arasında değişir.
Hıristiyan Asurilerin tarihi ise 7. yüzyıla kadar götürülebilir. Asuriler 1918'de Osmanlı'ya isyana teşvik edilmiş ve yenildikten sonra Zaho ve Duhok civarına yerleştirilmişlerdi. Sürekli bağımsızlık mücadelesi yürüten bu grup Irak hükümetleri için hep sorun oldu. 1933 Temmuz'undaki ayaklanma,
yurtdışında bulunan Faysal'ın vekili İçişleri Bakanı Hikmet Süleyman tarafından hoş karşılanmadı. Süleyman'ın şiddet politikalarını Kürt kökenli
general Bekir Sıtkı yürüttü. 1936'da biri Türkmen, biri Şii iki politikacıyla darbe yapan Sıtkı, hem Irak'ta daha sonra görmeye alışacağımız ilginç koalisyonlara bir örnek teşkil ediyordu hem de Arap dünyasında ordunun artık işe daha çok dahil olacağı bir dönemin başladığını ilan ediyordu.


 

'Bay Yüzde Beş'
1869'da İstanbul'da doğan Ermeni asıllı Clouste Sarkis Gülbenkyan tarihe 'Bay Yüzde Beş' olarak geçmiştir. Londra'da mühendislik eğitimi gördükten sonra henüz 22 yaşında iken petrol kaynaklarının yönetimi konusunda bir kitap yayımlamış ve bu kitabı ile Osmanlı yönetiminin ilgisini çekmişti.
Gülbenkyan'ın Royal Dutch Petroleum Company adlı şirketle ilişkisi de bu yıllarda başlamıştı. İngiliz vatandaşlığına geçen Gülbenkyan 1912'de
İngiliz, Alman ve Hollanda şirketlerinin oluşturduğu bir konsorsiyuma Osmanlı Devleti tarafından Musul ve Bağdat vilayetlerinde petrol arama ayrıcalığı tanınmasında önemli rol oynadı. 1920'de buradaki haklarını mülkiyet ve kârdan yüzde 5 pay almak karşılığında çokuluslu Irak Petrol Şİrketi'ne devretti.
* * * * * * * * * *

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim