1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. “Ortadoğu ve İslamcılığın Yeni Dili” Semineri
“Ortadoğu ve İslamcılığın Yeni Dili” Semineri

“Ortadoğu ve İslamcılığın Yeni Dili” Semineri

Ümraniye'de 2012-2013 dönemi Özgür-Der etkinlikleri başladı. İlk etkinlikte “Ortadoğu ve İslamcılığın Yeni Dili” konuşuldu.

A+A-

HAKSÖZ-HABER

Özgür-Der Ümraniye Şubesi tüm dünyayı sarsan Ortadoğu İntifadaları programı ile 2012-2013 dönemini açtı.

“Ortadoğu ve İslamcılığın Yeni Dili” başlıklı ilk programa Hamza Türkmen ve Turan Kışlakçı konuşmacı olarak katıldılar.

Tedbirden İktidara

Programda ilk söz Anadolu Ajansı Arapça bölümü sorumlusu olan Turan Kışlakçı’ya verildi. Yıllarca çeşitli yayın kuruluşlarında dış haberler sorumlusu olarak görev yapan Kışlakçı, son altı aylık dönemde Ortadoğu’ya yapmış olduğu ziyaretlerden bahsedip, umutlu olduğunu vurgulayarak konuşmasına başladı. Günümüzün en büyük sıkıntılarının başında Müslümanların kafa karışıklıklarının geldiğini söyleyen Kışlakçı, sözlerine şöyle devam etti:

“eskiden Müslümanlar birbirlerini yakından takip ederlerdi. Örneğin Hasan El Benna’nın kütüphanesine girdiğimde çok şaşırmıştım. Çünkü yol ve araç sıkıntılarının olduğu dönemlerde kütüphanesinde İslam coğrafyasındaki ülkelerle ilgili birçok kaynak eser vardı ve hepsi hakkında notlar almıştı. Bugünkü bir kısım tembel Müslümanlar ise yerinde oturarak bunlara ne oluyor da ayaklanıyorlar, bunların arkasında kimler var gibi intifadaları değersizleştirmeye çalışan söylemler içerisini giriyorlar.

turan-kislakci.20121010162505.jpg

70’li yıllardan itibaren coğrafyamızın bir çok ülkesinde diktatörler hakim oldu ve bu zalimler en fazla İslamcıları katlettiler. Bugün geldiğimiz noktada ezilen, yok edilmeye çalışılan o İslamcılar muhalefeti bırakmadıkları ve adaletli oldukları için halkın desteğini de arkalarına alarak şu an iktidar olmuş durumdular. İktidarla beraber senelerce teorik düzlemdeki kafa yormalarımızın pratiğe geçirilmesinin vakti de gelmiş oldu.

Tsunamilerin olduğu ülkelerde solcular İslamcılara yaklaşarak sizde devlet yönetimi yok o yüzden bizden faydalanın söylemlerine bürünürken, milliyetçilerde yeni vatandaşlık tanımları yapmaya çalışıyorlar. İslamcılar ise Kehf suresinden yola çıkarak şu şekilde bir yol izlemek durumundalar:

1-      Surenin ilk bölümünde gençlerin tebliğ yaparken dikkatli olmaları telkin edilir. Bu aşama tedbir aşamasıdır.

2-      Sonra bahçe sahiplerinden bahsedilerek çoğalmanın sıkıntılarından bahsedilir. Bu kitle olma aşamasıdır.

3-      Musa ve bilge adam kıssası ile devam eder. Bu da bilgi aşamasıdır.

4-      Sonra Zülkarneyn kıssası gelir. Bu da iktidar aşamasıdır.

5-      Son bölümde ise Rabbimizin ikazları vardır. Bu da değerlendirme aşamasıdır.

Bu sure Müslümanların çevresel ve toplumsal yapılara bağlı olarak merhalelerinden bahseder ve tedbir ile başlayıp iktidar ile biten bir süreci gözler önüne koyar.

İslamcılar kehf suresinden yola çıkarak böyle bir yöntem izleyip iktidara gelirken, batının isteklerini ise şu şekilde sıralayabiliriz:

1-      Batı İslamcıların davetçi söylemden siyasi söyleme geçeceklerini düşünüyorlar.

2-      Siyasi sürece geçişle beraber silahlı mücadelelerin azalacağını düşünüyorlar.

3-      İnsan hakları, demokrasi, kadının toplumdaki konumu ve özgürlükler gibi konularda İslamcıların nasıl bir yol izleyeceklerini merak ediyorlar.

Batı bir taraftan merakla bu maddelerin sonucunu beklerken, diğer taraftan da Müslüman ülkelerin birbirleriyle irtibata geçmelerinden rahatsız oldukları için aralarını açmaya çalışıyorlar.

Ciddi sıkıntıların olduğu bu gibi dönemlerde başa gelmenin çok zor olduğunu unutmamak ve her şeyin bir an da çözülmesini beklemek doğru değildir. Yıllarca baskı ve zulümlerle hem devletlerin hem de toplumların içleri boşaltılmış. Bunlara baştan doldurmak göründüğü kadar kolay bir iş değildir.”

hamza-turkmen.20121010162706.jpg

 

Müslüman Olsun veya Olmasın Ortak Payda Zalimliğin Sona Erdirilmesidir!

İkici konuşmacı olarak söz alan Hamza Türkmen batılıların Ortadoğu ayaklanmaları sonucunda yönetimlerin liberalleşeceğini düşündüklerini fakat istedikleri gibi bir yapının çıkmadığını söyledi. Ayaklanmalar da Gazze direnişinin çokça etkisi olduğunu söyleyen Türkmen, sözlerine şöyle devam etti:

 “Gazze saldırılarında ülkelerinde seslerini çıkaramayanlar, büyük bir baskı altındaydılar. Sonra bu bastırılan öfke patladı, intifadalarla diktatörleri devirdiler ve inşallah Esad diktatörünün devrilmesi ile bu süreç devam edecektir. Müslüman olsun veya olmasın ortak payda zalimliğin sona erdirilmesidir. Dünya da bunca değişimler olurken hala her taşın altında Amerikan ve Yahudilerin olduğunu düşünen Müslümanları gördükçe şaşırıyorum. Muhakkak ki emperyalistler Ortadoğuda’ki toplumsal değişime müdahil olmak istemekteydiler ama bunu başaramadılar.

20. yüzyılın başlarında cetvelle bölünen topraklarımızda başımıza kolonyalist rejimler dikildi. Ancak şimdi bu işbirlikçi iktidarları zihinlerimizde yıkıyor ve geriletebiliyoruz. Artık teorilerimizi pratiğe geçirme zamanı.

Aslında bizim siyaset anlayışımız namazımızla irtibatlıdır ve hep vardır. Namazın en önemli özelliği fahşadan alıkoymasıdır. Fahşadan ayrı durmamız bizim en temel siyasi söylemimiz ve pratiğimizdir. Bu bağlamda siyasetimizi Cemalettin Afgani’nin söylediği gibi beş adımda açıklayabiliriz.
 

1- Yeniden Kitap ve Sünnet’e dönüş

2-  İçtihat kapısını yeniden açma

3-  Dini bidat ve hurafelerden temizleme

4-  Şura dışı yapılara ve istibdata karşı duruş

5-  Var kalabilmek için sömürgeciliğe, emperyalizme karşı durmak.

Fıkhımızda tertil üzerine Kuran okumamızla başlar. Tertil, tane tane anlayarak Kuran okumak olduğu gibi fıkıh anlamına da gelir. Tertil fıkhımızı da şu şekilde sıralayabiliriz.

1- Allah ne diyor? Ne sabitedir? Ne değişkendir?

2- Kur’an karanlıklardan aydınlığa çıkardığına göre, karanlık veya zulümat nedir?

3- Gerçek hayat ve sorunrlar ile Kur’an ayetleri arasında ilişki nasıl kurulacak ve nasıl bir tanıklık yapılacak?

Bunlara verdiğimiz cevaplar tertil fıkhımızı oluşturur. İslamcılığın yeni dili, bu sorulara verilen cevaplar ile oluşturulacak olan siyasi yapılarda gizlidir.

Türkmen, 1980’den bu yana İslam coğrafyasının iki uyanış hamlesi yaşadığını belirtti.

1.Uyanış hamlesi: 1979/80’lerde İran Devrimi ve Afganistan direnişi ile başlayan dalga. Bu süreçte üçüncü çüzüm sloganı ön plana çıktı. Süreç iktidar merkezli bir okumayı öncelemişti. Kitlesel bir heyecan dalgası üretti. Ama modelini kuramadı.

2.Uyanış hamlesi: 2010-11 yıllarında Ortadoğ intifadalarıyla başladı. Diktatörlere karşı intifadanın bileşenleri vardı; ama hareket her ülkede camii merkezli olarak kitleleşebildi. Müslümanlar bu süreçte daha ziyade sünnetullaha daha uygun ve alttan yukarıya bir toplumsal değişim ve inşa faaliyetini öne çıkarttılar. Ve çoğunlukla merhalecilik anlayışının devrimci dilini kuşandılar.

İkinci uyanış dalgası bize üç stratejik hedefi gösterdi:

A) Önce zalim ve tuğyan içindeki rejimler yıkılmalı veya geriletilmeli ki kimliğimizin inşası için uygun bir ortam ve özgürlük alanları gelişebilsin.

B) Elde edilen kazanımlardan geri adım atmadan toplumu gereği gibi vahiyle uyarabilecek nitelikli kadrolar yetiştirebilelim ve gelecek tasarımımıza göre alt yapı hazırlıklarını gerçekleştirebilelim. Bu süreç geçiş sürecidir ve bu süreçteki iktidar boyutu bize imkan sağlamalı ama yeterli bir İslami kurumlaşmadan bahsedilmemelidir.

C) İdari, şura ve yönetim modeli, alternatif üretim-tüketim biçimleri ve medeniyet dinamiklerine hazır olduğumuzda ideal bir kurumlaşmaya yöneleceğimiz veya siyasi-kültürel ve ekonomik alanda alternatifleşeceğimiz süreç.

Panel soru ve cevaplar ile son buldu.

***

Özgür-Der Ümraniye Şubesinin bu yılki etkinlikleri 4 başlık altında; her Pazartesi saat 20.00’de dernek binasında yapılacak:

1-Menar Tefsiri okumaları

2-Ayetler ışığında ilmihal

3-Gündem değerlendirmesi

4-Gündeme bağlı paneller

--------

Haber: M. Ali Kaçmaz

a1.20121010185402.jpg

HABERE YORUM KAT