1. YAZARLAR

  2. SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

  3. Ortadoğu ’müslüman coğrafyaları’ndan…
SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Yazarın Tüm Yazıları >

Ortadoğu ’müslüman coğrafyaları’ndan…

A+A-

secakirgil@yahoo.com

Müslüman coğrafyasının özellikle Ortadoğu kesiminde ilginç hadiseler cereyan ediyor.. Ortadoğu denilince, bunu bölgeyi biraz  geniş mânada ele almak gerekiyor.. Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Pakistan, Afganistan, İran ve Orta Asya’dan Irak, Suriye, Filistin, Lübnan, Mısır, Ürdün ve Suudî ve İran Körfezi’ne kadar uzanan bölgeyi içine alan coğrafyaya kadar..  Ve bu müslüman coğrafyasının askerî ve maddî açıdan dominant / baskın gücü, gerçek acı da olsa söylemeliyiz ki, bugün için, Amerikan emperyalizmi.

İng. emperyalizminin son yüzyıllardaki planlamalarında İran, Osmanlı/ Türkiye ve Mısır, ’Altın Hilâl’ olarak isimlendirilirdi.. Afganistan, İran ve Osmanlı coğrafyasını ise, yine aynı çevreler  Ortadoğu Kemeri’ olarak nitelendirirlerdi.. Bu ülkeleri elinde tutanların, bütün bu mıntıkada üstün durumda olacağı ve egemenliği ellerinde tutabilecekleri düşünülürdü.. Hind ise, zâten ingiliz emperyalizminin elindeydi..

Mısır, özellikle Osmanlı’nın son döneminden 1952’lere gelinceye kadar, direkt olarak ingiliz emperyalizminin elinde bir kukla durumunda idi.. Krallık rejimini deviren Hür Subaylar Hareketi ve Cemâl Abdunnâsır’ın hükmettiği 1952-1970 dönemiyle, onun yerini alan ve Ekim-1981’de öldürülüşüne kadar hükümet eden Enver Sedat zamanında Mısır, siyonist İsrail rejimiyle savaşlar ve komünist emperyalizmle kapitalist emperyalizmin iki büyük şefi Sovyetler’le B.Amerika arasında gel-gitler yaptı durdu ve Sedat’ın, Teğm. Khâlid İslambulî tarafından 5 Ekim 1981’de bir tören sırasında öldürülmesinden sonra, yerine geçen Hüsnî Mubarek ise, 29 yıldır, Amerika ve İsrail’in kayıdsız-şartsız itaatkâr bir kuklası olarak hükümranlığını sürdürüyor ve önümüzde aylarda yenilenecek olan (göstermelik de olsa) C. Başkanlığı seçimine bir dönem için daha aday olacağını açıklamış bulunuyor..

*

İran’da da, aynı dönemde, ingiliz emperyalizminin has adamı Rızâ Khan ve sonra oğlu Şah Muhammed Rızâ eliyle, 57 yıl boyunca, Pehlevî Hanedânı iktidardaydı ve bu durum ancak 11 Şubat 1979 tarihinde, İmam Rûhullah Khomeynî rehberliğinde, zaferle noktalanan İslam İnqılâbı Hareketi / Qıyâmı ile sonlandırılabilmişti.. Yani, İslâm İnqılabı Hareketi’nin zaferiyle ’Ortadoğu Kemeri’ de parçalanmıştır, ’Altın Hilal’  de..

*

Osmanlı devletinin parça parça edilip dağıtılmasından sonra ise, o enkaz üzerinde oluşturulan ve tepelerine emperyalizmin kuklalarının yerleştirildiği ve müslüman halkların daha bir kontrol altına alındığı ve onlar aracılığıyla zencire vurulduğu yığınla rejimler arasında, o gücün jeo-politik açıdan en önemli bölümünü oluşturan Anadolu coğrafyasında kurulan kemalist -laik rejim de vardı.. Onun, Batı emperyalizmiyle nasıl da içli-dışlı olduğunu tekrara gerek yok.. Ve bu ülke de, kemalist-laik rejimin genel düzenlemesi içinde olmasına rağmen, son zamanlarda, emperyalizmin desturlarına göre hareket eden bir ülke olmaktan kurtulma çırpınışlarının filizlenmekte ve güçlenmekte olduğu görülüyor.. Elbette bu da, bugünkü dünyanın anlıyacağı dilden, ekonomik gücü, sanayileşmesi ve yetişkin insan gücüyle de ve siyasî istikrarı kısmen de olsa sağlayabilmiş olması sâyesindedir.. 

Bugün, bu geniiiş Ortadoğu coğrafyasının halihazırdaki en güçlü iki ülkesi Türkiye ve İran olarak gözüküyor.. Mısır, direkt olarak Amerikan emperyalizminin emrinde, tam bir uyum içinde ve bu ülkedeki müslüman halk da, ’İkhvan’ul’Muslimîyn’ (Müslüman Kardeşler) gibi en etkin ve yaygın bir örgütlenmeye sahib olmasına rağmen, derin bir hareketsizlik halini sürdürüyor, yazık ki...

Ortadoğu müslüman coğrafyasındaki diğer rejimlerin ise, emperyalizme karşı bir tehlike oluşturacak bir potansiyele sahib olmadığı rahatlıkla söylenebilir..

*

Bunlardan Suûdi rejiminin yapısı ve mahiyeti üzerinde durmaya gerek bile yok.. B. Amerika’dan son zamanlarda satın aldığı 64 milyar dolarlık dev silahların da ancak İran’a karşı kullanılabileceği açık.. Çünkü, bütün bölge ülkeleri, Amerika’dan ve diğer emperyalist ülkelerden aldıkları silahların,  İsrail rejimine karşı asla kullanılmayacağına dair taahhüdde bulunuyorlar.. Ama burada unutulmamalı ki, Kuveyt Emiri de, onmilyarlarca dolarlık  en modern silahları almıştı Amerika’dan; ama, Saddam, 1/2 Ağustos 1990 gecesi, Kuweyt’i sadece 6 saatte bütünüyle işgal ettiğinde, Kuweyt Emirliği’nin, o silahları kullanacak teknik beceriden daha da önemlisi, savaşacak yürekte savunma gücü olmadığından, o silahlar bir işe yaramamıştı.. Aynı durumun Suûdi rejimi için de tekrarlanmıyacağını kimse garanti edemez..  Bu bakımdan, o dev silah satış andlaşmalarının da bir işe yaramaması pekâlâ mümkündür.

*

Ürdün rejimine gelince.. O zâten taa baştan, Amerikan emperyalizminin tam mânasıyla kuklası..

Lübnan, ancak son zamanlarda, Lübnan Hizbullah Teşkilatı’nın büyük bir sosyo-politik ve askerî güç olarak yükselmesinden ve de yine bu etkiyle, Suriye’yle yeniden yakın ilişkiler içine germesinden sonra biraz önem kazanmışa benziyor..

 

Suriye, babası Hâfız Esad’ın diktatörlük uygulamalarına büyük çapta son verdiği gözlenen Beşşâr Esad’ın yönetiminde, halkıyla daha yakın ilişkilere girdiği için içerde güçlendiği gibi, kuzeyinde hep soğuk ilişkiler içinde olduğu Türkiye’yle geçmişte hayal bile edilemiyecek derecede yakın dostluk ilişkilerini kurmuş olmanın avantajıyla Ortadoğu’da hatırı sayılır bir güç odağı haline dönüşebileğinin işaretlerini vermekte..

*

PAKİSTAN, AFGANİSTAN, İRAN ve IRAK…

Afganistan’daki Amerikan işgali vargücüyle devam ediyor.. Buna karşı, Talibân direnişi denilse bile, bütün Afgan halkı Talibân olmadığına göre, büyük bir halk direnişi, Afganlıların mücadele ruhuna da uygun olarak, bütün ülkeye yayılmış durumda.. Ve hattâ, Pakistan’da da, kendilerini Pakistan Talibânı olarak niteleyen bir grub da, halk kitleleri arasında giderek artan bir sempati sağlamış bulunuyor.. Bunun için de, Amerikan emperyalizmi, Pentagon’da masa başında oturup, kendisine insansız keşif uçaklarının verdiği bilgi ve bulgulara göre, Talibân olması ihtimaliyle, dilediği mescidleri, yerleşim birimlerini füzelerle dövüyor, yüzlerce sivil insan katlediliyor..  Sonunda ortaya çıkan kanlı tablo karşısında ise, ’üzgünüz..’ açıklamasıyla yetiniliyor..

Ve elinde balistik füzeler ve hattâ nükleer silah bile bulunan Pakistan, tepkisiz..

Çünkü, Pakistan C. Başkanı Âsıf Ali Zerdarî itiraz sesini yükseltecek olsa, Amerikan emperyalizmi onun da ipliğini pazara çıkaracak belgeleri ortalığa dökmeye hazır ve eşi Binezîr Butto’nun bir suikasdde parçalanmasının hemen ardından yapılan seçimlerde,  sırf o cinayetin duygu yoğunluğuyla C. Başkanı seçildiğinden, 11 senelik hapis cezasına çarptırıldığı karanlık geçmişi yüzünden kendisine güvenemiyor.

*

İran’a gelince.. Bölgenin en güçlü ülkelerinden.. Ve Şahlık düzenini yere çarpıp, İslam Cumhuriyeti nizamını kuran İslam İnqılabı Hareketi’nin dev dalgaları içinde, 30 yılı aşkın zamandır, Amerikan emperyalizmi ve müttefikleriyle derin bir boğuşma halinde.. Teknolojik açıdan nükleer teknolojiye bile ulaşmış bulunuyor.. Amerikan emperyalizminin kendisine uyguladığı ve uygulattığı silah ve teknoloji transferi ve hattâ ticarî ambargolar sebebiyle, ’kötü komşu insanı kap-kaçak sahibi yapar..’  kabilinden, nice teknolojik yeniliklere erişip, ihtiyaçlarını bizzat yapmak zorunda kalmış ve bu zorlama, kendisine bu alanda önemli adımlar atmasını, büyük ilerlemeler kat’eylemesini sunmuştur.. Bu ülkenin, bugün 3 bin km. mesafeyi aşabilen füzeleri, radara yakalanmayan helikopterleri ve denizaltıları ve insansız uçakları yapabilecek duruma geldiği, yüksek teknolojinin, hattâ nano teknolojinin en yeni vâdilerinde bile gezebildiği görülmektedir..

Ama, iç siyasî bünyesindeki kırgınlıkları atlatamayışı en büyük zaafı olarak gözükmektedir. Buna rağmen, hattâ, her ikisi de Amerikan işgaline uğramış olan Afganistan ve Irak’da yeni bir düzen kurulabilmesi için, İran’ın desteğine kesinlikle ihtiyaç duyuluyor.. Ve İran da eline geçen bu fırsatları dikkatlice kullanıyor..

Nitekim, son olarak, New York Times (NYT) gazetesinin, Afganistan’da Hâmid Karzaî yönetimini, para desteğiyle İran’ın ayakta tutmaya çalıştığına dair bir iddia dile getirilince..

Kabil’deki İİC  B.Elçiliği, bu iddiaları komik bularak yalanlamış olmasına rağmen, Karzaî, 25 Ekim günü, bu iddiayı kabul etmiş bulunuyor..

NYT'ın haberinde, İran'ın, Karzaî'nin kurmaylarına çantalar dolusu para verdiği ve böylece, Afgan Hükümeti üzerindeki nüfuzunu arttırdığı, Afgan hükümeti’nin bu parayı, bazı siyasetçilere, aşiret reislerine ve hattâ Talibân komutanlarına aktardığı iddia ediliyordu...

Karzaî ise, ’İran’ın Afgan Hükümeti’ne her sene 1,5 milyon Euro kadar yardımda bulunduğunu, ama, bunun kendi şahsına değil, C.Başkanlığı makamına ödenen bir meblağ olduğunu, bu gibi yardımları başka ülkelerden aldıklarını’  belirtiyordu.

Burada, Karzaî iddiaları başka türlü te’vil etse bile, kabullendiğine göre, ortaya, Amerikan emperyalizminin işbaşına getirdiği kuklası Karzaî’nin İİC tarafından desteklenmesi gibi ilginç bir durum çıkıyor. İİC bağlısı veya tarafdarlarından nicelerinin, birkaç yıl öncelerde bile kabul edemiyecekleri bu gibi çok yönlü ve karmaşık ilişkiler, uluslararası diplomasinin bir satranç oyunu kıvraklığını istediğinin ilginç bir örneği..

Ve tam da bu sırada, Amerika’lılara aid Wikileaks isimli bir internet sitesi, işgal sırasında Amerikan Ordusu tarafından Afganistan ve Irak’da işlenen ve yüzbinlerce insanın hayatına mal olan cinayetleri konusunda dünya kamuoyu, ’savaşta olur böyle vak’alar..’  kabilinden bir vurdumduymazlık içinde.. Ama, Amerikan emperyalizmi ve müttefikleri, yine de başka ülkelerdeki insan hakları ihlallerini gündemde tutarak, asıl cinayetkârın kendileri olduğunu gizlemenin kurnazlığını sürdürüyorlar..

*

İran’ın bu arada, Irak’da başbakan olarak yine Nurî Malikî’yi görmek istediği biliniyor.. Hattâ o kadar ki, 7 Mart 2010 tarihinde, yani 8,5 ay önce yapılan seçimde iki m. vekilliği noksanıyla, kılpayı, İyâz Allavî’nin arkasında kalan Başbakan Mâlikî geçen hafta, Tahran’da İnqılab Rehberi ve Cumhurbaşkanı ile görüştükten sonra, Qum şehrine giderek, Muqtedâ es’Sadr  ile bile görüşmesi de sağlandı.. Halbuki, Malikî, Sadr’ı, başına buyruk ve disipline girmek bilmez davranışları yüzünden, birkaç yıl önce, ’terörist’ olarak bile ilan etmiş ve o da, cezalandırılmamak ve de sahne dışında kalması için çağrıldığı İran’a yerleşmek zorunda kalmıştı.. İran makamları aylardır, ona, Malikî’ye destek olması yönünde medyaya bile yansıyan taleiblerde bulunuyorlar ve Sadr da, ’Bana fazla baskı yapılırsa, İran’dan ayrılır,  Lübnan’a geçerim..’ tehdidinde bulunuyordu.. Ama, şimdi ikna edildiği anlaşılıyor.

Konu dışarıya, şiî Malikî’nin İİC tarafından korunması olarak aktarılıyor.. Bu, tamamiyle doğru olmasa gerek.. Çünkü, Allavî de, gerçekte şiîler içinden çıkan bir laik kişi..

Yani, şiîleri desteklemekten ziyade, laiklere karşı durmak taktiği sözkonusu..

Malîkî’nin, Sadr ile de anlaştı(rıldı)ğı ve hükûmeti kurmak için 1-2 sandalyelik desteğe daha ihtiyaç kaldığı biliniyor.. Amerikan emperyalizminin de, Barzanî’nin de ve türkmenlerin -ve dolayısiyle, Türkiye’nin- de zımnî desteğini sağladığı anlaşılan Allavî’nin ise hükûmet kurması, çok daha uzak bir ihtimal ve zor..

Ama, tam da işte bu merhalede, ’Wikileaks’ isimli internet sitesi, Irak işgalinden bugüne kadar işlenen korkunç cinayetlerin bir kısmını yansıtan 400 bin kadar belgeyi yayınlamaya başladı.. Bu belgelerde, onbinlerce sivil insanın öldürülüşne dair bilgi ve belgeler de bulunuyor.. Ve dahası, bu belgelerde, Malikî Hükûmeti’nin de bu cinayetlere gözyumduğu, bu cinayetleri hattâ teşvik ettiği gibi bir takım iddialar da yer alıyor..

Açıklanan bu belgelerdeki bilgilerin doğru olması ihtimalinden de öteye, hedefin, Malikî’yi zayıflatmak ve Allavî’yi başbakanlığa getirmek için bir psikolojik savaş taktiğinin olduğunu sözkonusu eden çevrelerin görüşlerine de dikkat etmek gerekiyor.. (Ki, bu satırların sahibi, Allâvî gibi bir fırıldak siyasetçi yerine, Malikî gibi birisini tercih edeceğini, aylarca öncesinden beri açıklamıştır.  Ve Allavî, Malikî’den ve İbrahîm Caferî’den önce, işgalin başında, kısa süreli olsa bile, Amerikan emperyalizmi tarafından Irak Başbakanlığı’na getirilmiş olmasına rağmen, bugün Wikileaks tarafından yayınlanan belgelerde onu suçlayan fazla bir belgeye yer verilmemesi ilginçtir..)

*

Ve, Türkiye.. Yeni, ’Soğuk Savaş’ stratejisi içinde, NATO’dan uzaklaşma zamanı gelmedi mi?..

Tayyîb Erdoğan Hükûmeti döneminde, Türkiye, daha bağımsız bir siyaset izlemeye arzulu olduğunun ipuçlarını verip durmakta, son yıllarda.. Bunda, elbette dünyada yaşanan büyük ekonomik krizden, gerçekten de çok etkilenmemesi ve yüzde 11 kalkınma hızıyla, Çin’den sonra dünyada ikinci duruma gelen bir ekonomik güç olması da etkili.. Ama, bu durum, kapitalist emperyalizm ve NATO dünyasını tedirgin etmektedir.. Çünkü, Türkiye  güçlendikçe, sadece hayranlık uyandırmakla kalmıyor, bağımsız siyaset izleme arzuları da güçleniyor. Bu ise, Türkiye’nin eksen kaymasına uğradığı, 200 yıldır yöneldiği laik ve Batıcı eksenden uzaklaştığı söylem, heyecan ve hattâ korkularına yol açıyor..

Ve işte bu noktada, bir anda, Türkiye’ye NATO füzesavar / füze kalkanı sisteminin yerleştirilmesi gündeme getiriliyor ve emperyalist dünyanın İran’a karşı korunması adına.. Şimdi, Türkiye, bir NATO üyesi olarak bu yeni emr-i vâkı’ karşısında nasıl bir tavır takınacaktır?

(Bu konuyu da bir sonraki yazıda irdelemeye çalışalım, inşaallah..)

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum