1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Ortadoğu İntifadasının Dinamikleri-Bileşenleri
Ortadoğu İntifadasının Dinamikleri-Bileşenleri

Ortadoğu İntifadasının Dinamikleri-Bileşenleri

İzmir'de "Ortadoğu İntifadası'nın Dinamikleri ve Bileşenleri" konuşuldu.

A+A-

Özgür-Der İzmir Şubesi 2012 – 2012 Dönemi Alternatif Eğitim Seminerleri, Haksöz Dergisi yazarlarından Bülent Şahin Erdeğer tarafından sunulan "Ortadoğu İntifadası'nın Dinamikleri ve Bileşenleri" başlıklı sunumla başladı.

"Komplo teorisyenlerinin iddialarına göre iki yıldır süregelen Ortadoğu İntifadası, Arap Baharı, Arap Uyanışı vb. şekillerde isimlendirilen süreç kendi iç dinamiklerinden değil ABD’nin planları çerçevesinde sahneye konmuş bir senaryodan ibarettir. Buna delil olarak da ABD'nin istemediği ülkelerdeki halklarda herhangi bir kıpırdanma olmadığını göstermektedirler." diyen Erdeğer, bu tutumun yanlışlığını tek tek ülkeleri analiz ederk ortaya koydu. Erdeğer, konuşmasında özet olarak şunları anlattı:

Fas rejimi süreçten en az zararla etkilenmek için bir dizi reforma imza attı, şiddete başvurmadı.

Cezayir'de Aralık 2010'dan beri aralıklı da olsa gösteriler düzenleniyor. Anca Cezayir'de şu an Türkiye 28 Şubat'ına benzer bir süreç yaşandığı için devrim hatta kitlesel gösteri ihtimali bile çok zayıf.

Mahmud Abbas rejimi ve ona bağlı Batı Şeria’daki Filistin Hükümeti, ABD’nin tüm desteğine rağmen yolsuzluklar, insan hakları ihlalleri ve ekonomik sıkıntılar sebebiyle hemen hemen her gün protesto gösterilerine muhatap oluyor.

Lübnan'daki mezhepsel dinsel bölünmüşlük, muhtemel bir iç karışıklığı devrime değil ancak bir iç savaşa götürür. Zira taraflar halkın parçalı yapısını karşılıklı taviz ve uzlaşmaya göre ayarlamışlardır.

Ürdün'de ise Kral Abdullah sınırlı anayasal reformlara onay vermekle birlikte meclisi de feshetti. İhvan'ın Amma'da düzenlediği gösteriler ve muhaliflere yönelik baskıların giderek artması da, yakın zamanda bir devrim dalgasının başlayabileceğinin işaretleri olarak okunabilir.

Ekonomik darboğazdaki Sudan'da dayanacak gücü kalmayan halk tepkisini artık sokağa çıkarak gösteriyor.

Irak'ta ABD-İran ortak desteğinde bir rejimin tesis edilmiş olması ve halen dengelerin oturmamış olması, yekvücut bir halk hareketinin doğmama nedenleri olarak sayılabilir. Ülke nüfusunun %60’ını oluşturan Şiilerin blok halinde hareket ederek rejimin yanında durmaları olayı izah ediyor.

Suudî Arabistan'ın baskıcı ve kapalı yapısının enformasyon olarak bölgeyi perdelemesi oradaki muhalif unsurları ve güçlerini anlamamızı zorlaştırsa da, Kuzey’deki Katif bölgesinde yoğunlaşan Şii muhalefet, Selim Avva gibi alimlerin öncülük ettiği Mutedil Selefilerden oluşan reformist İslami muhalefet ve şiddet eksenli el-Kaide'nin önümüzdeki günlerde Suud hanedanlığını zorlayacağı açık.

Kuveyt’te İslami kimliğe yoğun bir baskı gözlemlenmemekte. Kişi başına düşen gelirin 55 bin dolar olduğu ülkede halkın rejime kitleler halinde isyan etmesi için çok sebebi bulunmuyor. Zaten Kuveyt diye bir ülke de petrol bulunana kadar mevcut değildi. Ancak tüm bunlara rağmen düşünce özgürlüğü ve halk iktidarı talepleri ABD-İngiltere dostu Kuveyt Emiri’nin koltuğunu sallıyor.

Düşünce özgürlüğü konusunda eksilerde dolaşan Birleşik Arap Emirlikleri, bu açığı ekonomik refah ile kapatıyor. Bireysel dini yaşantıya da karışılmayan ülkede kitlesel isyan görüntülerine rastlanmıyor.

Katar'da ise devrim beklemek, Katar'ı anlamamak demektir. Katar Monarşisi’nin İslami kimliğe, bireysel dini yaşantıya baskı yapmıyor oluşu ve ekonomik müreffehliğin yüksek oluşu, ülkede siyasal bir devrim dalgası oluşmamasını mantıklı kılmaktadır. Kral'ın halka zulüm yapmaması, Filistin halkna yaptığı yardımlar vb. de böylesi bir durumu önlemektedir.

Umman nüfusunun 1/4'ü çalışmaya gelen Güneydoğu Asyalı göçmenlerden oluşuyor. Ülkede meşruti monarşi hakim.

Sosyolojik olarak devrim ya da şiddet içerikli ayaklanmalar için bölgede dört temel şart oluşması gerek: Rejimin baskı politikalarını kitleye yayması/Reform ümidinin tükenmesi; düşünce özgürlüğünün kısıtlanması; sınıf uçurumunun olması-ekonomik sıkıntıların kitleye yayılması; İslamî kimliğe baskıların gözle görülür biçimde artması.

Bu dört temel şarttan birinin olmaması o ülkede kitlesel ayaklanmalara sebep olmaktadır. Tunus’ta, Libya’da, Mısır’da, Yemen, Bahreyn ve Suriye’de bu unsurların hepsi mevcuttu ve kendi bağlamlarında olgunlaşıyorlardı. Bu sebeple devrime en uygun ülkeler olarak “önce” buralarda başladı.

Bizimse tüm yeryüzündeki duruşumuz ahlak ve fıtrat eksenli olmalı. Kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana olmak namusumuzdur. Bu sebeple ezilenlerin dinine, mezhebine ideolojisine bakmaksızın haklarını savunma çabalarını desteklemek en azından köstek olmamak gibi bir ahlaki sorumluluğumuz var. Suriye ve Türkiye halklarının statükoya, derin devlete karşı olan mücadelelerinde olduğu diğer tüm bölge ve dünya ülkelerinin halklarının meşru taleplerinin de arkasında olmalıyız.

Libya ve Suirye devrimlerinin kanlı bir şekilde gerçekleşmesi, bu ülke yönetimlerinin halklarına yönelik toplu katliamlarıyla açıklanabilir.

Sonuç olarak sürecin öncesinde ve en başında ne dediysek bugün de onu söylüyoruz. Gelişmelere herhangi bir devletin, grubun ya da mezhebin çıkarı ile değil ilkeler bazında okumak ve eğer taraf olunacaksa mezhep ayrımı yapmaksızın o ilkeler çerçevesinde taraf olmak gerekiyor.

Program, soru cevap faslıyla sona erdi. 

bulent_sahin_erdeger-20121103-02.jpg

bulent_sahin_erdeger-20121103-03.jpg

HABERE YORUM KAT

2 Yorum