Ortadoğu büyük gelişmelerin/, çalkantıların eşiğindeyken..

10.01.2007 23:40

Selahaddin E. Çakırgil

Başbakan Erdoğan, dün, partisinin Meclis Grubu’nda konuşurken, ‘Millî çıkarlarımızı en üst düzeyde temsile devam ediyoruz. Ülkemizi zaafa düşürecek, millî birlik ve beraberliğimizi tehdit edecek hiç bir girişime izin vermeyeceğiz. İzolasyonist, içe kapalı bir yaklaşımla gelişmeleri seyretmek yerine, süreçlerin içinde yer alarak, etkin ve aktif bir dış politika izlemeye devam edeceğiz. Bölgede öyle bir yangın var ki, bu bizi de rahatsız edebilir’ diyordu. Bu sözler, MİT Musteşarı’nın, sür’atle gelişen dünya şartları karşısında, Türkiye’nin ’bekle-gör politikası takib edemiyeceği’ne dair, iki gün önce açıkladığı görüşlerine de paraleldi.

Bu sistem içinde olan her bir kişi, grup veya parti gibi, Başbakan’ın bu konuşmasının da sistem içindeki yeri itibariyle, yadırganmaması gerekir.. Ancak, adında ‘adâlet’ mefhumuna özel bir vurgu yapan bir siyasî organizasyonun, gelişmeleri, ‘adâlet’ mefhumu kriterine göre mi, yoksa, ülke menfaatlerine göre mi ele alacağı, ortaya çelişkiler çıkarabilir.

Kaldı ki, hiçbir ülkede, o ülkenin maslahat ve menfaatini düşünmediğini söyleyebilen bir Hükûmet’in, hükûmet etmek mevkıinde kalamıyacağı da açıktır. Yani, ‘ülke menfaatinin korunacağı’ sözünü hemen her siyasetçi de söyler. Esasen, geçmişteki bütün hükûmet başkanlarının her birisi de, böyle yapmıştır..

Ama, mes’ele şuradadır ki, ülkenin maslahat ve menfaatine uygun olabilen nice şey, ‘adâlet’e muvafık olmayabilir. Bu durumda, ‘adâlet’ ile, ‘menfaat’ arasındaki muhtemel çelişkiler de daima göz önünde tutulmalıdır.

Meselâ, Erdoğan, Irak’ta, Kerkük üzerindeki tartışmalara da değindi, dün ve orada, bir referandum yapılmasından kaçınılmasını istedi.. Ama, 80 yıl boyunca hiç sesini çıkarmamış olan bir Türkiye’nin şimdi Kerkük mes’elesine müdahaleye kalkışmasının mantığı, ne ile ve nasıl te’lif ve izah olunacaktır?

Başkasının da sizin herhangi bir şehriniz üzerinde söz söyleme hakkını kabul edebilir misiniz ki, başka bir ülkenin bir şehri hakkında söz söylemek veya ‘aba altından sopa göstermek’ eğilimi sergiliyorsunuz? Bu konunun serinkanlılık içinde düşünülmesi umulur.

Doğrudur ki, Erdoğan’ın dünkü konuşmasında da ifade ettiği üzere, AK Parti döneminde, Türkiye, geçmiş hükûmetlerin yap(a)madığı şekilde, kendi bölgesindeki gelişmelerle çok daha aktif ve etkili olmak için çırpınmıştır.. Nitekim, Erdoğan da, ‘Bugün dünya üzerinde Ortadoğu'yu en iyi anlayabilecek, en iyi analiz edebilecek, bölgede neler olup bittiğini en iyi bilecek ülke Türkiye'dir. Bölgedeki bütün ülkelerle ve bütün unsurlarla açık irtibat kanalları kurulmaktadır. (…)Bu bölgenin tarihinin nasıl oluştuğunu, bugünlere nasıl gelindiğini, çatışmaların, ayrışmaların, ittifakların nasıl oluştuğunu, çözümlerin nerelere dayandığını anlamak için gerekli tarihî birikime ülke olarak biz sahibiz. (..)Bu birikim, bölgeyle tarihi ve kültürel birlikteliğimizin tabiî sonucudur. Bizim bölgeye arkamızı dönüp, olan biteni görmemek, yangını seyretmek gibi bir lüksümüz yok.’ diyor..

Erdoğan, ayrıca Filistin’de yaşanan kaos’a da değiniyor ve ’yaşadıkları acılar karşısında tek yürek olmaları gereken Filistin halkının bugün yeniden ‘nifak arenası’ haline getirilmek istendiği’nden yakınarak, ‘Son günlerde Filistin sokaklarından yansıyan manzaralar, Filistin halkına, Hamas ve El-Feth'e yakışmayan, tarihleriyle, inançlarıyla, kültürleriyle asla örtüşmeyen manzaralardır.. Bunu İslamla, Müslümanlıkla bağdaştırmamız mümkün değil. Gerek HAMAS, gerek El Feth'in kendilerini ‘check’ etmeleri, bir durum muhasebesi yapmaları gerekir. Bu kin, bu öfke nereden kaynaklanıyor? Bunun üzerinde durmaları gerekir. Şu anda atılan adımlar asla doğru adımlar değildir. Biraraya gelmek sûretiyle elele omuz omuza vermeleri gerekirken; neye, kime hizmet ettiklerinin farkında değiller! Bu iç çekişmeyi, bu sokak çatışmalarını acı ve üzüntüyle izliyoruz’ diyor ve ‘ihtilafların kardeşlik anlayışı ve demokratik çözüm yoluyla bulunması’nı istiyordu..

Evet, Filistin’deki durum oldukça kritik.. Çatışmalarda ‘kurban’lar verilmeye başlandı..

Filistin Özerk Yönetimi Devlet Başk. konumundaki Mahmûd Abbas'ın, ‘Filistin İçişl. Bak.lığı’na bağlı ‘HAMAS güvenlik güçleri’ni ‘kanundışı’ olarak niteleyip, bu güçlerin başına HAMAS’a karşı entrikalarıyla tanınan Dahlan’ın getirilmesi, Filistin’i daha bir alt-üst etti.. Amerikan emperyalizmi, siyonist İsrail rejimi ve başta İngiltere olmak üzere, bütün AB ülkeleri ve Mısır, Ürdün, Suûdî gibi rejimler Abbâs’ın yanındalar.. Abbas, bu destekten güç alarak, henüz 11 ay önce, yüzde 65’e yüzde 35 şeklinde kesin bir yenilgi aldığı HAMAS’ın ‘hükûmet kuramaması ve başarılı olmaması’ için, bütün uluslararası şerr güçlerle işbirliği yaparak elinden gelen entrikayı tezgahlıyor..

Bu durumda Erdoğan’ın sözünü ettiği ‘demokratik çözüm’ nasıl olacaktır? Ve meselâ, ‘Ankara’daki Mahmûd Abbas ve etrafındaki laik güçler’ de yarınlarda, ‘Filistin’deki Sezer’ gibi hareket etmeye kalkışsa, o zaman, Erdoğan hangi ‘demokratik çözüm’den ve nasıl sözedecektir? Sanıyorum, bunun mâkul cevabını Erdoğan da veremiyordur.. Çünkü, eğer halkın rey ve iradesi ise, bu henüz 11 ay önce ortaya konulmuştu, ama, uluslararası entrika merkezleri, her ne pahasına olursa olsun, İslamî çizgileri net olan bir HAMAS’ın Filistin’de iktidara getirilmemesi içini her şirretliği yapmakta kararlı gözüküyorlar.. Çünkü, Bush ve Olmert öyle istiyorlar.. Ve bu gizli de değil.. Amerika, aylarca önce, Abbas ve El’Feth’i desteklemek için her türlü maddî yardımla, askerî silah ve techizatı vermeye başladığını açıklamıştı.. Siyonist İsrail rejimi de Filistin’deki bu iç ve silahlı çatışmalardan memnuniyetini gizlemeyip, siyonist İsrail rejimi başbakanı Olmert, Mısır lideri Hüsnü Mubarek’le işbirliği içinde olduğunu açıkça dile getirmekte ve Suûdî rejiminin konuya ‘doğru yaklaşımı’nı da takdirle anmakta..

Dün, HAMAS, Abbas ve ‘El’Feth’in bu yaklaşımlarını, ‘Amerikan ve İsrail işbirlikçiliği’ olarak niteleyince, ‘El’Feth’ de HAMAS’ı ‘şiî ajanlığı’yla suçlamakta gecikmedi..

Bu iddia, USA emperyalizminin müslüman halkları bir ‘şiî-sünnî kapışması’na çekebilmek taktiğine daha bir ağırlık verdiği son gelişmelerdeki paralellikle birlikte değerlendirilmelidir.

Sahi, ‘şöyle olmasın, böyle olsun’ temennileri güzel de, bu nasıl ol(durul)acak?

Çünkü, Ortadoğu’da bugünkü asıl oyuncular, Amerikan emperyalizmi ve diğer şeytanî güçler!.

e-mail: cakirgil@yahoo.de

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim