1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Orta Doğu Devrimleri: İslamcılığın Bitişi mi Evrimi mi?
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Orta Doğu Devrimleri: İslamcılığın Bitişi mi Evrimi mi?

A+A-

Tunus'ta başlayıp Mısır'la devam eden ve diğer Ortadoğu ülkelerinde de geleceğini haber veren devrimlerde İslamcı bir dil, taban, liderlik ve içerik yoksunluğuna dikkat çekerek siyasal İslam'ın veya İslamcılığın sonundan söz edildi. Özellikle Mısır'daki devrim süreci devam ederken meşhur Fransız İslamologlardan Oliver Roy'un tam da bu tespitten hareketle yeniden "siyasal İslam'ın sonu"nu ilan ettiği bir makalesi yayınlandı.

"Yeniden" diyoruz, çünkü Roy'un siyasal İslam'ın sonunu ilk ilanı değil bu. Onun bu ilanı doksanlı yıllarda, 11 Eylül sonrasında birkaç defa yaptığını biliyoruz. Onun Siyasal İslam'ın İflası başlıklı kitabı doksanlı yıllarda, 28 Şubat sürecinden geçmekte olan Türkiye'de de yayımlandı ve epeyce tartışıldı. O tartışmaya ben de birçok yazının yanı sıra zamanında tezkire dergisinde "Siyasal İslam Anlatısının Sonu" başlıklı bir yazıyla da katılmıştım.

O zaman da anlatmak istediğim şey, bitenin Siyasal İslam değil, aksine "siyasal İslam" kavramsallaştırmasının kendisi olduğuydu. Hatta siyasal İslam tam da yeni başlayan ve tırmanışa geçmiş bir hareketti ancak teşhis edilebilmesi, anlaşılabilmesi için yeni kavramsal araçlara ihtiyaç duyulacaktı. Siyasal İslam denilince akıllara kaleşnikoflu İslamcı gerilla görüntülerini getiren analizler yanıltıcıydı, o görüntülerin temsil ettiği İslamcılığın siyasal bir tarafı yoktu. O, siyasal-ötesi veya siyasal-öncesi bir düzeyde savaşmakta olan Müslümanların görüntüsüydü, orada siyasallık yoktu savaş vardı. Oysa siyasallık tam da başkalarının da varlığını ve meşruiyetini kabul ettiğiniz bir zeminde, başkalarıyla müzakere esasında gerçekleşen bir şeydir

Roy'un anladığı Siyasal İslam, siyasal düzenin merkezine İslâm'ı yerleştirmeye çalışan söylem olup, İslâmî pren-sipler üzerine toplumu yeniden yapılandırmaya yönelik kanlı girişim-lere uzanan bir eylemsellik biçimiydi. Oliver Roy dünyanın değişik yerlerinde siyasal merkezi ele geçirme çabası içindeki bütün bu girişimlerin başarısızlığını, merkezi ele geçirebildikleri yerde ise vaat ettikleri siyasal programları uygulayamadıklarını örneklerle gösteriyordu. Yeni Orta Doğu devrimlerinde göremediği bu İslamcılık biçimlerinin tamamen bitmiş olduğuna hükmederken, kendisiyle tabii ki tutarlı bir çizgi izlemiş oluyor. Ama Fundamentalizm Korkusu isimli çığır açıcı kitabın yazarı Salman Sayyid'in dediği gibi duran bir saatin yaptığı gibi günde iki defa doğruyu söylemiş oluyor sadece, ama bu doğrunun ne kimseye bir faydası ne de olup biteni anlamamıza yardımcı olması sözkonusu. Oysa İslamcılığın başarısız olduğu tezinin geçerliliği hem "İslamcılık" hem de "başarı" kavramından ne anladığımıza bağlı bir şeydir.

Roy'un son makalesi, Türkiye'de de tartışıldı. Başka katkıları kaçırmış olabilirim, ama ilgiyle izlediğim yazıları Kürşat Bumin ile Hayrettin Karaman yazdılar. O tartışmaya bu kadar gecikmeden sonra şimdi girmemin sebebi dün Prof. Dr. Ümit Cizre'nin Star Gazetesi'nin Açık Görüş ekinde okuduğum tek kelimeyle nefis yazısı. Kudüs'te Orta Doğu'daki son gelişmeler üzerine katıldığı bir konferansta yine bir Fransız İslamolog Gilles Kepel'in aşağı yukarı Roy'un söyledikleriyle benzer sözlerini naklettikten sonra yaptığı eleştirel değerlendirmeler, konu üzerine okuduğum en özgün ve kapsayıcı yaklaşımı ortaya koyuyor.

Oldukça uzun yazısına Keppel'in Orta Doğu devrimlerinde İslamcı bir dil, taban, liderlik ve içerik yoksunluğunu İslamcılığın can çekişmesinin işareti olarak görmesini kaydederek başlıyor Cizre. Özetlemenin zor olduğu yazısından birkaç paragraf aktarayım (vurgular bana ait):

"Radikal İslam'ın kitleleri militanlaştırma anlamında 1990'lı yıllarda krize girdiğini ve 11 Eylül'ün bu krizin bir sonucu olarak yapıldığını ifade eden Kepel'e göre rejim deviren bu yeni hareketler, Radikal İslam'ın sonunu ilan etmekte ve girişimci orta sınıfların omuzlarında yükselen Türkiye tipi, siyasal sisteme katılımı "önce araç sonra adım adam amaç yapan" AK Parti'yi model almaktaydılar.

Ortadoğu sunamisini, kitlelerin modernist ve evrensel hak talepleriyle meydanlarda haykırmaları yükseldikçe "Şeriatçı, sert, şiddet kullanan" İslamcı damarın çöküşü ve AK Parti modelinin yükselişe geçişi olarak algıladığını açıkça beyan eden Keppel, ortaya çıkan bu yeni durumu heyecansız, monoton bir sesle ve basit önermelerle resmetmeye çalışırken, tüm olup biteni -aslında İslamologların çözmekte zorlandıkları her meselede kategorizasyona başvurdukları gibi- radikal ve ılımlı siyasal İslam damarlarına geri örnek açıklamayı sürdürüyordu. Meseleye İslamcı hareketlerin değil İslamcı hareketlere bakış açısının dönüşememesi ve çökmesi olarak bakmanın daha doğru olduğu ortada iken, Ortadoğu'daki siyasal dönüşümü 'İslamcılığı' merkez alarak açıklamak aslında belki de akademisyenlerin anlama-açıklama faaliyetinde düştükleri çaresizliğin bir ifadesi idi. Bu yaklaşımın unutuverdiği husus, bu coğrafyada modernitenin yeniden düşünülmesini, tartışılmasını ve yeni haklar, kimlikler, yaşam alanları ve demokrasi talepleri çerçevesinde yeni almaşıklarla ortaya çıkmasını sağlayan ivmeyi İslamcı hareketlenmenin yaratmış olması idi."

"İslamcı hareketlerin diktatörlüklere alternatif olarak sunacakları siyasal projenin, devirmeye çalıştıkları dikta rejimlerine tıpatıp benzeyeceğini öngören, onlar gibi radikal bir söyleme, güçlü bir merkezi devlet ve ordu yapılanmasına, despot bir liderliğe sahip olacağı beklentisi gerçekleşmemişti."

İslamcı hareketlere yönelik bu beklenti, yanlış anlaşılmasın İslamcılara ait değil, İslamcıları kategorize eden oryantalist yaklaşımların bir beklentisiydi. Başarıyı bu beklentilerinin gerçekleşmesi şartına bağlamışlar, oysa İslamcı dediklerinin kendilerinde böyle bir beklenti kalmamış, kendi başarılarını da buna bağlamış değiller.

Cizre'nin yazısını yeterince aktarmış olamam, hülasasını "Orta Doğu Devrimleri İslamcılığın Evrimi mi?" başlığıyla yaptığı yazısının tamamına ulaşıp okumanızı tavsiye ediyorum.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT