1. HABERLER

  2. HABER

  3. Orta Afrika İçin Yardım Kampanyası
Orta Afrika İçin Yardım Kampanyası

Orta Afrika İçin Yardım Kampanyası

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde yaşanan acil insani yardım ihtiyacına cevap vermek amacıyla AFAD ile İnsani Yardım Platformu üyesi kurum ve kuruluşların katılımıyla düzenlenen Orta Afrika İnsani Yardım Kampanyası başlatıldı.

A+A-

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde yaşanan insani krizi gündeme taşıma ve acil insani yardım ihtiyacına cevap vermek amacıyla Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı (AFAD) ile İnsani Yardım Platformu üyesi kurum ve kuruluşların katılımıyla düzenlenen Orta Afrika İnsani Yardım Kampanyası başlatıldı.

Kampanyanın Fatih'teki Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi'nde düzenlenen tanıtım toplantısında konuşan İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB) Genel Sekreteri ve İnsani Yardım Platformu Koordinatörü Ali Kurt, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde özellikle Müslüman toplumun çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya olduğunu söyledi.  

Ülkede yıllarca barış içinde yaşamış toplumun dış mihrakların etkisiyle birbirlerine düşürüldüğünü, silahlı çetelerin acımasız ve sistematik saldırıları ve tehditleri sonucunda binlerce masum insanın sadece Müslüman kimliğinden dolayı katledildiğini, işkencelere maruz kaldığını, camilerinin yakıldığını, ev ve iş yerlerinin yağmalandığını anlatan Kurt, olaylar sonucunda 1 milyondan fazla insanın mülteci konumuna düşürüldüğünü ifade etti.

Kurt, uluslararası toplumun olaylara duyarsız kaldığını dile getirerek, şunları kaydetti:

"Maalesef, insan hakları adına beklentileri karşılamaktan çok uzak bir profil çizen Fransa ve Afrika Birliği barış gücü askerlerinin gözü önünde, tıpkı Bosna'da olduğu gibi birçok kardeşimiz saldırıya uğradı. Yaşanan vahşi saldırılar sonrası soykırımdan kurtulmak isteyen ve doğdukları ve asırlardır yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalan bu insanlar olumsuz şartlar altında komşu ülkelere sığındı. Bangui'de bir camide ve başkent çevresinde mahsur kalan 14 bin Orta Afrikalı Müslümanın bulunduğu bölgeyi terk etmesine izin verilmiyor. Sınırlanan bölgelerin dışına çıkan her kişi acımasızca katlediliyor. Orta Afrika, Ruanda benzeri bir soykırım tehlikesiyle karşı karşıya. Bu konuda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un cılız ve etkisiz bir iki açıklaması dışında somut hiçbir adım atılmadı."

BM Güvenlik Konseyi'nin daimi beş üyesinin bu olaylar karşısında sessiz kaldığını aktaran Kurt, "Bizler, BM Barış Gücünün bir an önce bölgeye gönderilerek Anti-balaka olarak isimlendirilen bu çete mensuplarının saldırılarının durdurulmasını, sorumluların ve bunlara destek veren güç odaklarının tespit edilerek Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanmalarını istiyoruz. İnsani yardım organizasyonu için gecikmeden bir güvenlik koridoru oluşturulmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı. 

Kurt, bölgedeki dramın boyutları nedeniyle İnsani Yardım Platformu olarak sığınma kamplarına yönelik yardım başlattıklarını dile getirerek, "Bölgede acilen ilaç, gıda, barınma, giysi ile beraber bulundukları yerlerde tarımsal faaliyette bulunabilmek adına tohum desteğine ihtiyaç duyuluyor. Salgın hastalıklara karşı duyarlı hale gelen sığınma kamplarına yönelik aşılama, ilaç ve emsali tıbbi malzemelerin temini aciliyet ifade ediyor" diye konuştu.

Bölgede iki ay içinde yağmur sezonunun başlayacağını kaydeden Kurt, lojistik şartların da daha zorlu hale geleceğini, bu nedenle yardımların en kısa zamanda bölgeye ulaştırılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.

"Orta Afrika'daki durum çevre ülkeleri de tehdit etmeye başlamıştır"

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Orta Afrika Cumhuriyeti'ndeki gelişmelerle ilgili bilgi verdi. 

Orta Afrika Cumhuriyeti'nin, Mısır üzerinden bölgeye giden ve Osmanlı Devleti ile irtibatı olan Müslümanlar tarafından teşkilatlandırılmış bir devlet olduğunu anlatan Kurşun, şöyle konuştu:

"60 yıl burada Fransızlar kaldıktan sonra bölgeyi terk ederken bölgeyi istedikleri kesime bıraktılar ki bu kesim büyük ölçüde misyonerlik faaliyetleriyle Hristiyanlaşmış unsurlardı. Bu konuda Müslümanların bir itirazı olmadı. Müslümanlar daha çok ticaret ve diğer alanlarda faaliyet gösterirken bürokrasi Hristiyanların elindeydi. İlk defa tarihinde - ki Afrika tarihinde her zaman bilinen bir şeydir iktidarların birtakım devrimlerle değişmesi- 2012 yılında Seleka adı altında örgütlenen Orta Afrikalılar, ki bunların önemli bir bölümü Müslüman olmakla birlikte bir kısmı da Hristiyanlardan oluşuyordu, yaptıkları bir ihtilal sonucunda bir Müslüman lideri cumhurbaşkanı yaptı. Esas problem bu tarihten sonra başladı. Bölgede menfaatlerinin artık azalacağını düşünen birtakım kesimler, özellikle dış mihraklar ve ayrıca içeride bundan sonraki süreçte Müslümanların da bürokraside varlık göstereceğini düşünen kesimler birleşerek önce bu yönetime karşı tavır aldılar ve hızlı bir şekilde oluşturdukları uluslararası kamuoyuyla bu yönetimin devre dışı kalmasını sağladı. Nitekim bu yönetim olgunluk göstererek daha büyük olayların çıkmasını önlemek ve iç savaşın olmamasını sağlamak adına yönetimi geçici idareye bıraktı. Geçici idare esas itibariyle Müslümanları da ortak ederek kurulması gerekirken maalesef daha ilk günden itibaren verilen sözler tutulmamış, Müslümanlar idarede ortak edilmediği gibi ortaya çıkardıkları Anti-balaka adı altında örgütle bütün Müslümanları başta başkente yakın şehirlerden uzaklaştırmak için resmen bir soykırıma başlamışlardır. Bu soykırım hem BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un doğrudan ağzından çıkmış hem de raporlara yansımıştır." 

Kurşun, insanların Orta Afrika'nın kuzeydoğu kesimlerine itildiğini, burada yaşama mücadelesi verdiğini ifade ederek, birçok kişinin de bölge ülkelerine sığındığını kaydetti.

"Orta Afrika'da meydana gelen bu durum sadece oradaki Müslümanların veya kısmen bazı Hristiyanların huzurunu bozmamış, aynı zamanda çevre ülkelerini de tehdit etmeye başlamıştır" diyen Kurşun, coğrafi olarak jeopolitiği yüksek bir bölge olması nedeniyle burada meydana gelen istikrarsızlığın çevresini de aynı oranda etkilediğini anlattı. Kurşun, "Bunun devam etmesi halinde sadece Orta Afrika'da değil, diğer çevredeki ülkeler tarafından da bunun sıkıntısı büyük şekilde yaşanacak ve belki de Afrika'da yeni bir Filistin, yeni bir Darfur meydana getirilecektir. Bu da esas itibarıyla dünya barışını tehdit edecektir" ifadelerini kullandı.

"Filistin olmak istemiyoruz" 

Orta Afrika Müslümanları Türkiye Temsilcisi İbrahim Osman da Orta Afrika Cumhuriyeti'nde bir türlü siyasi iktidarın sağlanamadığını, daha önce barış içinde yaşayan insanların birbirine düştüğünü aktardı.

Bunun sonucunda çok sayıda insanın bulundukları bölgeden göç etmek zorunda kaldığını belirten Osman, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Sığınmak üzere başka ülkelere göç eden insanlar çok zor şartlarda yaşıyor. Yatmak için hasır dahi bulamıyorlar. Çok zor durumdalar. Bazı insanlar kamplarda ancak göç çok fazla. Biz ikinci Filistin olmak istemiyoruz. Mülteciler her zaman bulundukları yerlerde kalsınlar ve Müslümanlar da onlara yardım etsinler gibi bir talebimiz yok. Kendi ülkemizde yardımların yapılmasını istiyoruz. Eğer buralara yardım ulaşırsa daha önce göç etmek zorunda kalmış insanlar da yavaş yavaş ülkelerine dönecek."

AA

HABERE YORUM KAT